|
Prof. Dr. Ahmed Akgündüz
Şeyh Bedreddin meselesi, Osmanlı tarihi açısından tam bir bilmecedir. Üzerinde
çok söz söylenmiştir. Bir kısım peşin hükümlü tarihçiler Şeyh Bedreddin’i,
Osmanlı döneminin Cumhuriyetçisi ve ihtilalcisi diye başlarına tac etmişlerdir.
Komünizm’in revaçta olduğu günlerde, “kadın hariç her şey ortaktır” dediğini
iddia ederek, tarihin ilk Türk komünisti diye Nazım Hikmet’e manzum medhiye bile
yazdırmışlardır. Alevî grup ise, Osmanlı Devleti’ne isyan eden Börklüce Mustafa
ve Torlak Kemal’in haline bakarak onu bir Alevî Dedesi olarak görmüşlerdir;
hatta kendilerine rehber edinenleri bile çıkmıştır. Bunun yanında, Osmanlı
tarihçilerinin mühim bir kısmı, başlangıçta Şeyh Bedreddin’in büyük bir İslâm
âlimi ve hukukçusu olduğunu, ancak sonradan Şeyh’likden şahlığa heveslendiğini
ve devlete isyan ettiği için idam edildiğini ifade etmişlerdir. Bazı samimi
araştırmacılar ise, Şeyh Bedreddin’in başından beri Bâtınî fikirlere sahip bir
ehl-i dalâlet olduğunu hükme bağlamışlardır. Acaba hangisi doğrudur?
Kanaatimize göre ifrat da tefrit de doğru değildir. Meseleyi olduğu gibi
yansıtmaya çalışmak en güzelidir. Bu sebeple Şeyh Bedreddin’i yakından tanımak
en doğrusudur. Hayatı hakkında en geniş bilgiyi torunu Halil tarafından Menâkıb-ı
Şeyh Bedreddin adıyla kaleme alınan eserden öğreniyoruz. Şeyh Bedreddin hakkında
şunları biliyoruz: Asıl adı Mahmûd olan bu zatın babası İsrail, bir Osmanlı
emiri, bir gazi ve de 1361’de Edirne fethedildikten sonra ele geçirilen
Dimetoka’ya bağlı Simavna veya Samavna denilen beldenin de ilk kadısıdır. Burada
kadılık yaparken oğlu Mahmûd dünyaya gelmiş ve adına İbn-i Kâdî Simavna veya
Simavna Kadısı oğlu denmiştir. Bunun Kütahya Simav ile ilgisi yoktur. Tahsilini
Kadi-zâde-i Rumî ile birlikte onun babasının yanında yapan ve sonra da Kahire’ye
giderek başta Seyyid Şerif Cürcânî olmak üzere büyük âlimlerden ders okuyan
Mahmûd, Kahire’de inzivada olan Hüseyin-i Ahlâtî’den tasavvuf dersi almış ve
Timur’un huzurunda yapılan ilmî tartışmada İslâmî ilimlere olan vukufunu
ispatlamıştır. Bu arada Tebriz ve ilim merkezi Kazvin’e uğrayan Şeyh, orada bazı
nakillere göre Bâtınîlik fikirlerinin etkisinde az da olsa kalmıştır. 1397
yılında şeyhi Hüseyin Ahlâtî’nin vefatı üzerine onun yerine geçen Şeyh Bedreddin,
daha sonra Anadolu’ya gelmiş ve nihayet özellikle İslâm Hukuku konusundaki
uzmanlığından dolayı Sultân Musa’nın Kazaskerliğine tayin edilmiştir.
Sultân Musa tasfiye edilince Şeyh Bedreddin çoluk çocuğuyla birlikte, 1000 akçe
maaşla İznik’e getirilmiş ve gereken saygı gösterilmekle beraber, göz hapsinde
tutulmuştur. Daha evvel anlattığımız gibi, Börklüce Mustafa denilen ve Dede
Sultân diye de bilinen alevi dedesinin isyanı, bunu Torlak Kemal denilen bir
Yahudi dönmesinin takip etmesi ve Şeyh Bedreddin’in de bunlarla olan irtibatı,
Şeyh’in gizli bir şekilde Rumeli’ye geçmesine, Eflak Beyine sığınmasına ve
neticede ortaya çıkan bu Alevî isyanının reisi gibi görünmesine yol açmıştır.
Önemle ifade edelim ki, Şeyh Bedreddin aslında alevi falan değildir. Bunun en
büyük delili, hem neslinin ortada oluşu ve hem de telif ettiği eserleridir.
Bunun tek istisnası Vâridât adlı eseridir ki, bunun gerçekten onun tarafından
yazılıp yazılmadığı da tartışmalıdır. Gerçek olan Şeyh’in şahlığa heveslenmesi,
fesad grubunun içinde yer alması ve de Sultân Mehmed’e isyan edenlerin manevi
reisi durumuna düşmesidir.
Şeyh Bedreddin’in eserlerine baktığımızda, İslâm Hukukuna dair Letâif’ül-İşârât
başta gelir. İznik’te göz hapsinde iken kaleme aldığı bu eser, Hanefi mezhebi
ile alakalı mükemmel bir mukayeseli hukuk kitabıdır. Bunu Câmi’ul-Fusûleyn adlı
Üstrûşenî ve İmâdî isimli büyük Hanefi hukukçularının kaleme aldığı Fusûl isimli
hukuk eserlerini birleştirerek ve asrın meselelerini de ilave ederek telif
ettiği mükemmel bir hukuk kitabı takip eder. Bu zikredilenler ve edilmeyenler,
tamamen Sünnî ve Hanefî esaslarına göre kaleme alınmış eserlerdir. Bunlarda
Bâtınîlik, Alevîlik veya materyalist bir vahdet’ül-mevcudculukla alakalı tek bir
cümle yoktur.
Geriye Vâridât adlı ona isnad edilen tasavvufa dair bir eser kalmaktadır. Bu
kitabın ona ait olmadığı ve hatta onu isyan için kullanan bazı bozuk fikirli
insanlar tarafından uydurulduğu, ileri sürülen iddialar arasındadır. Ancak bu
kitaba baktığımızda, Şeyh Bedreddin’in öteki eserlerinin tam tersine, İslâm’ın
temel esaslarına ters düşen ve insanı tamamen dinden çıkarabilecek hususlar
bulunmaktadır. Bu eserin bazı yerlerinde Allah’dan ve O’nun peygamberlerinden
bahsederken, bazı yerlerde vahdet’ül-vücud’dan ziyâde vahdet’ül-mevcud
nazariyesiyle tam bir materyalist gibi hareket ettiği görülmektedir. Alemin
ezeli ve ebedi olduğu ileri sürülen aynı eserde, kıyamet inkâr edilmekte ve buna
bağlı olarak haşr-i cismânî denilen haşir redd olunmaktadır. Cennet ve
cehennemin de inkâr edildiği eserde, melek, cin ve şeytanla alakalı İslâm’ın
esasları da tamamen saptırılmaktadır. Eğer bu eser, Şeyh Bedreddin’e ait ise,
İslâmiyetin telkin ettiği şekliyle Allah, Peygamber ve ahiret inancı olmayan,
eskilerin tabiriyle kadınlar dışında her şeyin insanlar arasında ortak olduğuna
inanan İbâhiyye mezhebinin mensubu bulunan bir zındık ve mülhid karşımızda
demektir.
Acaba Şeyh Bedreddin bu mudur? Bu soruya hemen evet diye cevap vermek çok
zordur. Zira hapisteyken yani idamından bir kaç sene önce kaleme aldığı İslâm
Hukuku eserinde tam bir ehl-i sünnet gibi İslâm’ın esaslarını anlatan bir âlimin
bir iki sene içinde bu hale gelmiş olması akla zor gelmektedir. Nitekim
Sa’deddin Teftezânî’nin talebesi olan Mevlânâ Haydar Herevî, ilim meclisinde
Şeyh Bedreddin ile tartışmış, Kur’ân, sünnet ve diğer kaynaklara dayanarak
Şeyh’i ilzâm etmiş ve bizzat Şeyh Bedreddin’in kendi suçunun cezasını ikrâr
ettikten sonra ıslâh-ı âlem ve hıfz-ı nizâm-ı Beni Âdem için idamına fetvâ
vermiştir. Çoğu Osmanlı tarihçilerinin kanaati de bu yöndedir.
O halde karşımızda bir kaç tane Şeyh Bedreddin vardır: Birincisi, Sünnî-Hanefi
İslâm Hukukçusu ve eserleri âlimlerce asırlarca ders kitabı olarak okutulan ve
Musa Çelebi’nin Kazaskeri olan Şeyh Bedreddin’dir. İkincisi, İslâm’ın temel
esaslarını reddeden, Simavîler diye bilinen müritleri namaz ve oruç gibi
İslâm’ın hükümlerinden habersiz bulunan ve en önemlisi de vahdet’ül-mevcudcu
yani neredeyse panteist ve inkârcı bir Şeyh Bedreddin’dir. Üçüncüsü, kerametleri
olan veli ve mutasavvıf bir Şeyh Bedreddin’dir. Dördüncüsü ise, toplumda
karışıklık çıkaranların rehberi olan, bu vesileyle aslında Alevî olmadığı halde
Anadolu’da isyan eden Alevî grupların mercii haline gelen ve şeyhliği Şahlığa
değiştirmek isteyen ihtilâlci Şeyh Bedreddin’dir.
Osmanlı kaynaklarından ve Ebüssuud’un fetvâsından anladığımız, Şeyh Bedreddin’e
ait gibi görünen bu şahsiyetlerden birincisi ve dördüncüsünün birleştirilerek
kabul edilmesi şeklindedir. Yani Şeyh Bedreddin, büyük bir İslâm âlimidir; alevî
değildir; Kazvin’de Bâtınîlikden etkilenmiş olması kuvvetle muhtemeldir;
Osmanlının kargaşa döneminde tahriklere aldanmış ve isyancı Alevîlerin ve hatta
Alevîlerin de kabul edemeyeceği vahdet’ül-mevcudcu bir dalalet grubunun
dairesine girmiş ve neticede kamu düzeni gereği isyanı sebebiyle idama mahkum
edilmiştir; Vâridât’ın böyle bir âlimin eseri olmasını akıl kabul etmemektedir.
Ebüssuud’un sorulan bir soruya verdiği cevapta “Anın müridlerinden olan
kâfirlerdir’ demek lâzımdır; Sâir kefere gibi adın anmayub la’net etmeyüb kendi
halinde olan Müslüman kâfir olmaz” demesi çok manidardır. Herevî’nin idam
fetvâsında, ısrarla “insanları bilerek dalâlete sevk edenlerden olduğunu isbat
etmesi” de önemlidir. Fakat, Âli ve benzeri tarihçiler, Bedreddin’in büyük bir
âlim olduğunu, devlete isyanının çevresinin planlarına ve yapılan isnadlara
dayandığını açıkça ifade etmekte ve Şeyh Bedreddin’i övmektedirler[1].
[1] Âli, Künh’ül-Ahbâr, c. V, sh. 142-144; Lütfi Paşa, Tevârîh-i Âl-i Osman, sh.
73-74; Solakzâde, sh. 134-136; Aksun, Osmanlı Tarihi, c. I, sh. 99-106;
Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. I, sh. 360-367; Bozkurt, Mahmûd Esat, Inkılâb
Tarihi, İstanbul 1997, sh. 104-106; Mecdî Efendi, Hadâık, c. I, sh. 71-73;
Ayrıntılı bilgi için bkz. Ocak, Ahmed Ya’şâr, Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve
Mülhidler (15. –17. Yüzyıllar), İstanbul 1998, sh. 136-202; Kâtip Çelebi,
Keşf’üz-Zunûn, (neşr. Yaltkaya, Şerafettin- Bilge, Kilisli Rıfat), İstanbul
1971, c. I, 566, c. II, 1551; Yılmaz, Ömer Faruk, Belgelerle Osmanlı Tarihi I-II,
İstanbul 1998, c. I, sh. 185-188; Uyanık, Mevlüt, “Osmanlı Düşünce Tarihinde
Toplumsal Bir Muhalefet Olarak Şeyh Bedreddin ve Haraketinin Tahlili”, Belleten,
c. LV, sayı 212-214(1991), sh. 341-349.
|