|
Nejat GÖYÜNÇ *
Türk toplum hayatını son yirmi beş seneyi aşan bir süredir Ermeni
sorunu işgal etmektedir. 23 Ocak 1973'te Los Angeles Başkonsolosumuz
Mehmet Baydar ve yardımcısı Bahadır Demir ile Santa Barbara'da
Baltimor Oteli'nde görüşmeye gittikleri 77 yaşlarındaki Mıgırdıç
Yanıkyan tarafından tabanca ile vurularak öldürülmüşlerdi. Ardından
da yıllarca Ermeni Terörü sürüp gitti. Özellikle 1980'li yıllarda
ülkemizde Osmanlı-Ermeni ilişkileri ile ilgili yayınlar yapıldı,
toplantılar düzenlendi. Dünyanın başka ülkelerinde de aynı sorun,
aynı konu hep gündemde tutuldu. A.B.D.'de Ermeniler Senato'dan 24
Nisan'ın Ermeni Soykırımı Günü ilan edilmesine çaba gösterdiler.
Netice alamamakla birlikte, isteklerinden de pek vazgeçmiş
görünmüyorlar. Bu sorun ısıtılıp ısıtılıp zaman zaman yine gündeme
gelecek gibi görünmektedir. Nedir, ne anlama gelmektedir 24 Nisan?
Birinci Dünya Harbi içerisinde 24/25 Nisan 1915 gecesi İstanbul'da
500 kadar Ermeni tutuklanır, aralarında doktorlar, avukatlar,
gazeteciler, din adamları da vardır.
Bunlar Ermeni İhtilal Örgütü üyesi olduklarından Anadolu'ya sevk
olunurlar. Anadolu'nun özellikle Doğu ve Güney-Doğu kesimlerinde
oturan Ermeniler de aynı muameleye tabi tutulurlar. Gönderildikleri
bölge Deyr-i Zor ve civarıdır, yani bugün Suriye'de Fırat boyunda
bulunan bir kesimdir. Burada hiç Ermeni de yok değildir. 1893'te
Deyr'e gelen Max Freiherr von Oppenheim burada bir Ermeni
Kilisesi'nin varlığından bahseder. Ebü'l-Fida'ya göre, 1331'de inşa
olunmuş, sonradan tahrip edilmiştir.1 Aynı sene Ağustos ayında
Deyr'de kendisinin aşçısı da Mardin'li bir Ermeni'dir.2 İsveç'li
Sven Hedin Deyr'de 1917 Nisanı'nda bulunur. Arapların siyah
çadırları yanında Fırat kenarında yüzden fazla beyaz çadır görür,
bunlar İstanbul'dan Halep-Meskene-Rakka yolu ile Deyr'e gelen,
gelmeye zorlanan Ermenilerdir. Aralarında Kafkas cephesi
hudutlarından gönderilenler de vardır. Sven Hedin bunların
sayılarını 5.000 kadar tahmin eder .3
Ermeni örgütleri ve yandaşları bu sürgün sırasında bir Ermeni
soykırımı vukuu bulduğunu iddia ederler, sayısı da açık
arttırmadadır. Bu olaylar sırasında bir buçuk-iki milyon Ermeni’nin
hayatlarını kaybettiği öne sürülür, halbuki her iki rakam da o
tarihlerde bütün Osmanlı hudutları içerisinde bulunan Ermenilerin
sayısından fazladır.
Türkiye' de bu konu üzerinde çalışanlar ve yayın yapanların ana
kaynağı Esat Uras'ın Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi (İstanbul
1976) adlı eseridir. Bazen Türk arşiv kaynakları bazen, Birinci
Dünya Harbi esnasında basılan, Ermenilerin Türkleri nasıl
boğazladıklarına ait resimli kitaplar kullanılmaktadır.4 Ermeni
yandaşları da bunu tersini yapar, ne dereceye kadar objektif olduğu
belli olmayan Ermenilerle ilgili hatıralardan yararlanırlar,5 onlar
için de resimli, maktul Ermenileri gösteren kitaplar bulunmaktadır.
Tahriklerle, kinle birbiriyle amansız bir mücadele veren, yıllarca
bir arada dostane yaşamış iki topluluk bahis konusudur. Ringe çıkan
ve döğüşen iki boksörden yenen de yenilen de yara bere alacağı gibi,
bu olaylar sırasında iki tarafın da elbette kayıpları vardır. Bunlar
üzerinde mütemadiyen durmak neye hizmet eder, belli de değildir.
Amma büyük bir ihtimalle iki topluluğu kıyamete kadar birbirine
düşman etmeye götürür. Bu da çağımızda pek onaylanabilecek bir tutum
değildir.
Türk meslektaşların Osmanlı-Ermeni ilişkilerinde üzerinde durdukları
başlıca iki konu vardır: 1. Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u aldıktan
bir süre sonra Bursa'dan bir Ermeni din adamını getirterek Ermeni
Patriki tayin etmiş, bütün Ermenilerin işlerini ona devretmiştir,
tıpkı Rum ve Yahudi cemaatleri için de yaptığı gibi. 2. Ermeni
sorunu 1878 Berlin Antlaşması'ndan sonra ortaya çıkmıştır. Şimdi
bunlar üzerinde biraz duralım:
ERMENİ PATRİKLİĞİ MESELESİ
Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u aldıktan sonra, bu şehirdeki Ermeni
cemaatini 1461'de Bursa'dan bir kısım Ermeni aileleri ile birlikte
getirttiği Piskopos Ovakim (Ermenice Yovakim)'in emrine vermiş,
onların nizamını kendisinden istemiştir. Bu maksatla da Samatya'daki
Sulu Manastır Kilisesi'ni Ermenilere tahsis etmiştir, denilir. Bu
bilginin kaynağı 1786'da Venedik'te basılan Çamiçyan'ın Ermeni
Tarihi adlı eseridir. İstanbul Üniversitesi'nde Edebiyat
Fakültesi'nde rektörlük yapan, çok kıymetli bir araştırıcı ve
öğretici olan Hrand D. Andreasyan vasıtası ile Türk okuyuculara da
intikal etmiştir.6 Bu satırların yazarı da vaktiyle bu malumatı
kullanmıştır.7 Lakin 1982'de Princeton Üniversitesi'ndeki bir
toplantının bildirileri yayınlanınca, bu bilginin pek de doğru
olmadığı anlaşılıyor .Kevork B. Bardakjian ''The Rise of the
Armenian Patriarchate of Constantinople'' başlıklı makalesinde
Çamiçyan'ın yazdıklarını irdeliyor. Hayk Berberian'm bu konuda
çalışmalarından bahsederek, İstanbul' daki Ermeni ruhani liderinin
ancak Kanuni Süleyman zamanında marhasa Grigor (1526-1537) ve onun
halefi Astuacatur (1538-1543) devrinde güçlendiğini ve 1543'ten
sonra da bu ikinciye İstanbul Patrik'i denildiğini, Berberian'dan
naklen kaydediyor.8 Stanford J. Shaw da Fatih devrinde Roma ile
birleşme düşüncesine karşı olan Gennadios Skolarios'u bütün
Ortodoksların dini reisi tayin edildiğini, Ermenilere millet statüsü
verilmesinin ise, Memluk Sultanlığı'na karşı Osmanlıları desteklemek
şartı ile, Yavuz Sultan Selim zamanında olduğu kanaatini
belirtiyor.9
Bardakjian yüzyılımızın başlarında İstanbul' da yaşayan Arşak
Alpoyaçean'ın görüşlerine de makalesinde yer veriyor. Ermenilerin
İstanbul'un fethinden önce de bu şehrin dini denetiminde olduğu,
Osmanlı idaresinde ise İstanbul Ermeni Ruhani liderliğinin alanının
genişlediğini kaydediyor.
Bununla beraber, Bardakjian 1462-1487 tarihleri arasında Ankara,
Amasya, Sivas, Trabzon ve Kefe'de yazılan Ermeni kolofonlarına
dayanarak İstanbul Ermeni Patrikliği'nin o tarihlerde hiçbir yerde
en yüksek Ermeni ruhani makamı olarak tanımadığına işaret eder.
Kolofon Ermeni papazlarının tuttukları günlüklerdir. Kısa kısa
zamanının olaylarını bizlere sunarlar.
Çamiçyan'ın kaydettiği ve Hrand D. Andreasyan'ın da Eremya Çelebi
Kömürçüyan'ın İstanbul Tarihi'ne yazdığı geniş notlarda naklettiği
''altı cemaat'' deyiminin de ancak 1764'te Ermeni Patrikhanesi'ne
verilen berat'ta zikr edildiğini ilave ediyor. Netice olarak da,
eğer Fatih Sultan Mehmet Yovakim'i Bursa ve Ankara'dan getirdiği
Ermenilere Patrik tayin etmişse, bu ancak İstanbul ve Galata'da,
belki de Üsküdar'da tanınmıştır, hükmüne varıyor.10
ERMENİ
SORUNUNUN SİYASET SAHNESİNE ÇIKMASI
Bunun 1878'den sonra olduğu doğrudur. Bununla beraber, bazı
Ermeniler çok daha önceleri Osmanlı idaresinden kurtulmanın
yollarını aramışlar, kendilerine destek bulmak için çabalamışlardır.
Mesela 1562'de aslen Tokatlı olan Abgar adlı bir Ermeni, aralarında
oğlunun da bulunduğu üç kişilik bir heyet halinde Roma'ya Papa'yı
ziyarete gider. Roma'nın teklifi, dönüşünde Abgar'ın Ermeni Kralı
ilan edilmesi, fakat Ermeni Kilisesi'nin Roma'nın hakimiyetini
tanıması karşılığı kendisine yardım edilebileceğidir. Bu girişim
sonuçsuz kalır.11
1566'da Van'da bin kadar Hıristiyan toplanırlar, üç gün bir arada
kalır, fesat çıkartırlar. Olay Van Beylerbeyi tarafından Divan-ı
Humayun'a bildirilir.12 Bunlar da Ermenilerdir.
Zeytun isyanları 1780'de başlar, uzun süre aralıklı olarak devam
eder.13 Bu itibarle, bir ülke bütünlüğünü bozmaya çalışanların
memleket içinde birilerini bulacaklarını, her zaman kendilerine
yardakçılar temin edeceklerini unutmamak lazımdır. Fırsatı
düştüğünde de siyasi mahiyet alır.
Ermeni tehcirini diline dolayanlar, 1828-1829 Osmanlı-Rus Harbi'nde
Doğu Anadolu'dan ve İran'dan da 1828'de Rusya'ya türlü vaadlerle
göçürülen, sonra da orada perişan edilen Ermenilerden neden
bahsetmezler? Bunların sayısı tahmini yüzbini bulmaktadır.14
17 Mayıs 1915'te de Ruslar Van'ı işgal ederler, şehirdeki Ermeniler
onların tarafına geçmişlerdir. Müslümanları katletmeye başlarlar.
80.000 Müslüman Bitlis istikametine kaçmaya başlar. İşgalden önce de
Van Ermenilerinin ayaklandıkları, kaledeki zayıf Türk garnizonuna
ağır kayıplar verdirdikleri, şehrin de asilerin eline geçtiği Alman
Dışişleri Arşivleri'ndeki belgelerle sabittir. Belgeler de
İstanbul'daki Alman Büyükelçisi Wangenheim'in raporlarıdır ve
yayınlanmışlardır.15 Bu tür belgeler, yayınlar nedense gözardı
edilmektedir.
Ermeniler Osmanlı idaresinde geniş imkanlara sahip olmuşlardır. XVI.
yüzyılda Vezir Mehmet Paşa,16 XVII. yüzyılda Kaptan-ı derya ve
Sadrazam olan Halil Paşa17 Ermeni asıllıdırlar, Müslüman
olmuşlardır. 1523'te Toroslarda Gülek kalesinde oturan 165 hane, 50
bekar yaklaşık 875 kişi Ermenidir, kale hizmetlerinde
çalıştıklarından olağanüstü vergilerden (avarız) muaftırlar.18
Karaisalı'da En-Nahşa kalesinde oturan Ermeniler de öşür, cizye ve
bad-i hava gibi vergileri vermemektedirler, muaf tutulmuşlardır.
Belli ki bazı hizmetleri karşılığında bu bağışıklığı
kazanmışlardır.19 XVIII. yüzyılda Divrikli Düzyan ailesinden saray
kuyumcuları, Darphane nazırları, Şaşyan ailesinden saray hekimleri,
XIX. yüzyılda Bezciyan ailesinden Darphane müdürleri, Dadyan
ailesinden Baruthane nazırları,20 Balyan ailesinden mimarbaşılar, II.
Abdülhamid devrinde Ermeni hariciyeciler, Balkan harbi sırasında
Hariciye Nazırı (Gabriel Noradonghian Efendi) vardır. Midhat
Paşa'nın kahyası, yani en önemli yardımcısı Kirkor Odyan Efendi'dir.
Kasım 1879'da Osmanlı Dahiliye Nezareti Genel Sekreteri Artin Dadyan
Efendi''dir.
Doğu Anadolu'da oturan Ermeni nüfusun Osmanlı yönetimi buralarda
güçlenince kırsal alanlardan büyük ticari şehirlere göçtükleri
belgelerle sabittir.21 Osmanlı Tahrir defterleri verilerine göre,
şehirlerde toplandıklarından kaza ölçeğinde Hıristiyan nüfus %5 ile
20 arasında değişmektedir. Bunların da ne kadarı Ermenidir, belli
değildir, çünkü aralarında Süryaniler de vardır.22
XIX. Yüzyılda Rusların ve Anadolu'daki misyoner okulları
mensuplarının tahriki ile bir kısım Ermeniler ülkelerini terk ederek
başka yerlere giderler.23 Rusya'ya göçürülenler dışında, Amerika'ya
da 1890-1900 arasında 12.000 Ermeninin göç ettiği, XX. yüzyılın
başlangıcında daha da hızlandığı anlaşılmaktadır .24
1885'ten sonra üç Ermeni İhtilal Örgütü kurulur. Bunlardan birisi
Armenakan Partisi'dir. Kurucularından elebaşı Mıgırdıç
Portakalyan'ın babası Mikael Portakalyan, gençliğinde Paris'e
tahsile gönderilmiş, dönüşte 1858'de Bab-ı Ali Tercüme Odası'nda
çalışmış, 1886'da Maliye Nezareti danışmanı, sonra da Ziraat Bankası
müdürü olmuştur. Mıgırdıç İstanbul'da Ermeni okullarından biriside
öğrenim görmüş, genç yaşta siyasi faaliyetlere girişmiş, zaman zaman
yurt içinde, bazen de yurt dışında Ermeni ayrılıkçı çabalarına
katılmıştır. 1885'te Marsilya'da Armenia gazetesini çıkartmış,
öğrencilerinden dokuzu da Armenaka Partisi'ni kurmuşlardır.25
Mıgırdıç Portakalyan'ın yayınlandığı Armenia gazetesi ve kendi
matbaasında bastırdığı beyannameler Maraş'a gönderilerek dağıtılır.
Çukurova' dan ve başka yerlerden Ermeni delikanlılarından ıayık
olanlarının seçilerek Avrupa'ya gönderilmeleri, orada eğitildikten
sonra tekrar memleketlerine geriye yollanmaları istenmektedir. Gaye
Ermenilerin kendilerini idare etmeleri, diğer bir deyimle bir Ermeni
Devleti kurulmasıdır.26
İkinci bir örgüt de Hınçak (Çan) Partisi'dir. 1887'de Cenevre'de
Rusya'dan Avrupa üniversitelerine giderek tahsillerine başlayan iyi
aile çocuğu yedi genç Ermenidir. Hepsi Marksisttir. Mıgırdıç
Portakalyan ile yakın ilişkileri vardır. Anadolu'da Bafra, Merzifon,
Arnasya, Tokat, Yozgat, Eğin (Kemaliye), Arapkir ve Trabzon'da
örgütlenirler. İstanbul'da da teşkilatları vardır. 15 Temmuz 1890'da
Kumkapı nümayişini, Ağustos 1894'te Sasun isyanının, 30 Eylül
1895'te Bab-ı Ali yürüyüşünü, 24 Ekim 1895 Zeytun isyanını bunlar
başlatır, yönetirler.27
Bahis konusu olayların mahiyeti nedir, bunlara da değinmek gerekir.
Kumkapı Olayı
Hınçak Cemiyeti üyelerinden bir grup 15 Temmuz 1890 Pazar günü
Kumkapı Ermeni kilisesi'ne giderek ayine müdahele ederler,
içlerinden birisi Ermeni ıslahatı hakkında bir beyanname okur. Bu
olay tarihe Kumkapı Nümayişi olarak geçer. Birkaç gün sonra da
olayın elebaşısı Ermeni Patrikhanesi'ne giderek oradaki Türk
armasını parçalar, Patrik'i zorla yanlarına alarak Yıldız Sarayı'na
yürüyüşe geçerler. Askerler önlerini keser, çatışmada iki taraftan
ölenler olur.28
Sasun İsyanı
Ağustos 1894'te Diyarbakır Vilayeti'nin Sasun kazasında Hınçak
Cerniyeti üyelerinden ve kumkapı olayının faillerinden Haçin
(Saimbeyli)'li Hamparsum Boyacıyan'ın tahrikleri sonucu Ermeniler
ile Müslüman halk arasında çatışmalar çıkar. Boyacıyan önce Atina'ya
kaçıp sonradan tekrar Türkiye'ye gelmiş, birçok şehirlerde halkı
tahrikte bulunmuştur. Onun yaptıklarının çoğu zamanının Ermeni
gazetelerinden tercüme edilerek Osmanlı İstihbaratına intikal
etmiştir.29 23 Ağustos 1894'te Osmanlı kuvvetleri olayı bastırır. Bu
olaya 1. Sasun isyanı denilir .30
Bab-ı Ali Yürüyüşü
30 Eylül 1895'te Hınçak gurubuna mensup kalabalık bir Ermeni
topluluğu Kumkapı'daki Ermeni Kilisesi'nde toplanarak Bab-ı Ali'ye
yürüyüşe geçerler, kendilerine sadrazama isteklerini yazılı olarak
vermeleri haberi gönderilir, yürüyüşten vazgeçmeleri de emrolunur.
Lakin yürüyüşçüler kendilerine hükümet emrini getiren subayı şehid
ederler. Büyük devletlerin müdahalesi ile II. Abdülhamit olayı
yatıştırmak için askeri birlik kullanmaktan vazgeçer, bunun üzerine
halk galeyana gelir. İstanbul'da birkaç gün müslümanlar ile
Ermeniler arasında kanlı olaylar cereyan eder.31
Zeytun İsyanı
10 Ekim 1895'te Zeytun'un Alabaş köyüne bir tahkikat için giden iki
jandarma Ermeniler tarafından bir ağaca bağlanarak yakılır. 24
Ekim'de bir grup ermeni Zeytun'a gelir, plan yaparlar, Türkleri esir
alarak öldürürler. Bu olaya ermeni kadınlar bile katılır. Olayın
günlüğünü tutan Aghasi adlı Ermeni 20.000 Türkü öldürdüklerini,
bunların 13.000'inin asker olduğunu kaydetmiştir.32 İsyanı
çıkartanlardan elebaşları yakalanır, lakin yabancı devletlerin (Rus,
İtalyan, Fransız ve İngiliz) konsoloslarının (Halep'teki) girişimi
ile serbest bırakılır ve Marsilya'ya giderler.
Üçüncü örgüt Daşnaksutyun (Federasyon demek) 1890'da Tiflis'te bazı
Ermeni milliyetçiler, Çarlık rejimini devirmeye niyetli
sosyalistler, Rus ve Gürcü ihtilalcilerin işbirliği ile kurulmuştur.
Yayın organları Droşak (Bayrak)'tır.
Bununla beraber, bu teşekkül İstanbul'da ve Doğu Anadolu'da bazı
kesimlerde yayılır, yani niyet ile amel başka başkadır. 26 Ağustos
1896'da İstanbul'da Osmanlı Bankası'nı işgal ederler. Bomba
kullanılır, memurlardan ölenler, yaralananlar olur. Baskını
yapanlardan üçü olay sırasında ölmüş, altısı yaralanmıştır. Geriye
kalanlar Osmanlı Bankası Müdürünün ve Rus Sefaretinin aracılığı ile
bir Fransız gemisi ile Marsilya'ya giderler. Lakin halk galeyana
gelir, İstanbul'da Ermeniler ve Müslüman halk arasında kanlı olaylar
olur.33
OSMANLI'DAN GÜNÜMÜZE ERMENİ SORUNU
1904'te de Sasun'da ikinci bir isyan vukuu bulur. Düzenleyenler yine
Daşnaksutyun mensuplarıdır. Bastırılır, fakat Nisan ve Temmuz
arasındaki çatışmalarda bin civarında Türk, 19 Ermeni ölmüştür.34
21 Temmuz 1905 Cuma günü Yıldız Sarayı önünde II. Abdülhamit'e
yapılan suikast, hükümdarın gelişinden önce patladığından sonuçsuz
kalır. Bu olayı da aynı tedhiş örgütü yapmıştır.
Ermeni ihtilal örgütleri mensuplarının İstanbul'da ve Anadolu'nun
bazı şehirlerindeki faaliyetleri hakkında Avusturya Arşivlerinde
İstanbul'daki temsilcilerinin yolladıkları belgelere rastlanır.
Mesela 19 Eylül 1896'da Üsküdar'da bir evde bir Ermeni bomba
imalathanesi bulunur.35 24 Eylül1896'da da Galata Ermeni
Kilisesi'nde, Beyoğlu'ndaki bir evde bombalar ve bunların yapımına
yarayacak malzeme bulunur.36 1 Eylül 1905'te Manisa'da bir evde 34
kilo dinamit bulunur .37
II. Meşrutiyet'in ilanından sonra, Nisan 1909'daki Adana ve
çevresindeki olaylar da bunların eseridir. Anayasaya göre, herkesin
silah taşıyabileceğinin kabulü, Ermenilerin örgüt mensuplarının
teşvik ve çeşitli hile ve yalanları ile silahlanmalarına yol açmış,
ardından da Ermeni murahhası Muşeg'in tahrikleri ile Müslüman ve
Ermeni halk arasında üç gün süren kanlı olaylar cereyan etmiştir
(Nisan 1909). Muşeg olaylar sırasında Mısır'da bulunmaktadır.38
Ermeni ihtilal örgütlerinin aralarındaki yazışmaların Türkçe
çevirileri (asılları Ermenice), bu örgütlerin giriştikleri kanlı
olaylar Hüseyin Nazım Paşa'nın derlediği Osmanlı istihbarat
raporlarından okunabilir.39
Yukarıda kısaca özetlenen olaylar ister istemez günümüzde Türkiye'de
bazı benzeri durumları hatırlatıyor. İhtilalci örgüt mensuplarının
liderleri ve elebaşıları Batı devletleri tarafından korunmakta,
silahlandırılmakta, asıl elebaşları ortada görünmemekte, Adana'da
olduğu gibi, olaylar sırasında uzaklarda bulunmaktadırlar. Hepsi
Anadolu kökenlidirler, fakat batı şehirlerinde veya Atina'da eğitim
görmüşlerdir.
Ermeni İhtilal Örgütlerinin en ziyade faaliyet gösterdiği yıllarda
Ermeni nüfus da hep azınlıktadır. Bunlara da birkaç örnek verelim:40
Ermeniler ile Türkler arasındaki kültür ilişkileri çok derindir.
Sanat, basın, ticaret alanlarında iki millet içiçedir. Ermeniler o
kadar Türk adetlerini tesirinde kalmışlardır ki, 1835'te Osmanlı
Devleti'ne gelen ve İstanbul'da, Anadolu'da pek çok incelemelerde de
bulunmak fırsatını yakalayan Moltke ''Bu Ermeniler hakikatte
Hıristiyan Türklerdir denilebilir'' kanısına varmıştır.41
Yakın tarihi bilmek, bir kısım olayların sebeplerini ve sonuçlarını
iyi öğrenmek Türk eğitim sisteminin temel taşı olmalıdır. Yalnız iyi
ekonomi bilen, her şeye ekonomi açısından bakan bazı devlet
adamları, Amerika'da da öyledir diye, silah edinilmesini serbest
bırakmış, bu da yakın zamanların en kanlı olaylarının en önde gelen
etkeni olmuştur.
Geçmişte çatışan milletler, çeşitli tahriklerin kurbanı olmuşlardır
.Onları bu olaylara itenler de zevk ü safa içerisinde keyif
çatmışlardır. Bunun adı milliyetçilik, halka hizmet olarak
tanıtılmaya çalışılsa da, hiçbir zaman bu sıfatlara layık değil, tam
aksine memleketine ve halkına ihanettir .
Milletler arasındaki bu tür olayları zaman zaman deşmenin faydası
emperyalist güçlerin ekmeğine tereyağı sürer. Milletleri
kaynaştırmanın yolu aralarındaki kültür ilişkilerini geliştirmek,
bunların ön plana çıkmasına hizmet etmektir.
--------------------------------------------------------------------------------
(*) Prof. Dr., İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Emekli
Öğretim Üyesi.
(1) Max Freiherr von Oppenheim, Vom Mittelmeer zum persischen Golj
durch den Hauriin und die Syrische Wüste, Berlin 1899-1900, 1, s.
330.
(2) Aynı yazar, aynı eser, II, s. 8.
(3) Sven Hedin, Bagdad, Babylon, Ninive, Leipzig 1918, s. 60-63.
(4) Bu hususta bir iki örnek: Cevdet Küçük, Osmanlı diplomasisinde
Ermeni meselesinin ortaya çıkışı, İstanbul 1984; Mehmet Hocaoğlu,
Arşiv vesikalarıyla tarihte Ermeni mezalimi ve Ermeniler, İstanbul
1976; Erdal İlter, Ermeni ve Rus mezalimi (1914-1916), Ankara 1996.
(5) Hatıra türünden eserlerin bazen ne kadar tek yanlı ve
gerçeklerden uzak olduğuna bir çarpıcı örnek: Heath W. Lowry, The
Story behind Ambassador Morgenthau's Story, İstanbul 1990, Türkçe
çeviri: Belkıs Torfilli büyükelçi Morgenthau'nun öyküsünün perde
arkası, İstanbul 1991, her ikisi de İsis yayını.
(6) Hrand D. Andreasyan'ın Eremya Çelebi Kömürcüyan, İstanbul
Tarihi, XVII. asırda İstanbul (İstanbul 1952, s. 80) adlı eserdeki
notları. Andreasyan bu eseri Türkçe'ye çevirmiş, çok zengin ve geniş
notlarla yayınlamıştır.
(7) Nejat Göyünç, Osmanlı idaresinde Ermeniler, İstanbul 1983, s.
49.
(8) Benjamin Braude ve Bernard Lewis, Christians and ]ews in the
Ottoman Empire, New York -London 1982, I, s. 89-100 de Kevork B.
Bardakpan'ın makalesi, alıntı s. 90.
(9) Stanford J. Shaw, Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye,
Türkçe çeviri: Mehmet Harmancı, İstanbul 1982, 1, s. 95 ve 128.
(10) Kevork B. Bardakpan, a.g.e., s. 91-92.
(11) Louise Nalbandian, The Armenian Revolutionary Movement. The
Development of Armenian Political Parties through the Nineteenth
Century, University of Califomia Press, Berkeley ve Los Angeles
1963, s. 19.
(12) BOA, Mühimme Defteri, no.5, s. 123.
(13) Erdal İlter, Ermeni Mes'elesi'nin perspektifi ve Zeytun
isyanları (1780-1915), 2. baskı, Ankara 1995.
(14) Kemal Beydilli, ''1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşında Doğu
Anadolu'dan Rusya'ya göçürülen Ermeniler'', Belgeler , TTK yayını,
XIII/17 , 1988, s. 365-434 ve belge fotokopileri.
(15) Julius Lepsius (yayınlayan), Deutschland und Armenien, Potsdam
1919, 5. 59 (38 sayılı belge), s. 65 (46 sayılı belge).
(16) Mehmet Süreyya, Sicill-i Osmani, IV, 127.
(17) A.H. De Groot, ''Halil Paşa'', Türkiye Diyanet Vakfı İslam
Ansiklopedisi, C.S, 5. 324-326.
(18) BOA, TD 998, s. 383.
(19) BOA, Timar Ruznamçe Defteri, s. 427.
(20) Y. ÇARK, Türk Devleti hizmetinde Ermeniler, 1453-1953, İstanbul
1953, s. 47, 65, 75, 88, 129.
(21) Ronald C. Jennings, ''Urban Population in Anatolia in the
Sixteenth Century'', ''International Journal of Middle East Studies,
sayı 7 (1976); Nejat Cöyünç, “XVI. yüzyılda Güney-Doğu Anadolu'nun
ekonomik durumu'', Türkiye İktisat Tarihi Semineri, Yay. Osman Okyar,
Ünal Nalbantoğlu, Ankara 1975, s. 74.
(22) Nejat Göyünç, Osmanlı İdaresinde Ermeniler, s. 31-35.
(23) Abdülkadir Yuvalı, ''Ermeni isyanlarında Misyoner Okullarının
Rolü'', Yakın Tarihimizde Kars ve Doğu Anadolu Sempozyumu, Ankara
1994, s. 206, İngilizce metin: ''The Role of the Missionary Schools
in Armenian Rebellions'', Kars and Eastren Anatolia in the Recent
History of Turkey, Symposium and the Excavation, Ankara 1994,
s.169-182.
(24) Nedim İpek, ''Anadolu'dan Amerika'ya Ermeni göçü'', OTAM, sayı
6 (1995), s. 257-280.
(25) Loise Nalbandian, age., s. 90-95.
(26) Hüseyin Nazım Paşa, Ermeni Olayları Tarihi, Ankara 1994, I-II,120-125
(27) Nejat Göyünç, a.g.e., s. 64.
(28) Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul 1976,
5. 463; L. Nalbandian, a.g.e., s. 118-119; Kamuran Gürün, Ermeni
Dosyası, Ankara 1983, 5.142-143.
(29) H. Nazım Paşa, a.g.e., s. 3-4.
(30) Esat Uras, a.g.e., 5. 471-472; Mehmet Hocaoğlu, Arşiv
vesikalarıyla Tarihte Ermeni Mezalimi ve Ermeniler, İstanbul 1976,
s. 200-205.
(31) M. Hocaoğlu, a.g.e., s. 215-230.
(32) Kamuran Gürün, a.g.e., s.159-160.
(33) E. Uras, a.g.e., s. 509-511; K. Gürün, a.g.e., s.163-166.
(34) K. Gürün, a.g.e., s. 167.
(35) Österreichisches Haus-, Hof-Und Staatsarchiv, Konst. 413.
(36) HH, Gesamt Archiv, Konst. 413, K3.
(37) HH, Gesamtarchiv, 141. Herzfeld'ten Calice'e.
(38) Mehmed Asaf, 1909 Adana Ermeni olayları ve anılarım,
sadeleştirerek yayına hazırlayan: İsmet Parmaksızoğlu, Ankara 1982,
Türk Tarih Kurumu yayını; K. Gürün, a.g.e., s.173-176.
(39) Ermeni Olayları Tarihi, I-II.
(40) Stanford J. Shaw, ''Ottoman Population Movements during the
Last Years of the Empire, 1885-1914: Some Preliminary Remarks'' ,
Osmanlı Araştırmaları, I (1980), I, s. 198-202.
(41) Helmuth von Moltke, Briefe über zustande und Begebenheiten in
der Türkei aus den Jahren 1835 bis 1839, Berlin 1917, s. 34.; N.
Göyünç, Osmanlı İdaresinde Ermeniler, s. 50.
|