|
Tahsin
ÖZCAN*
Modern devlet maliyesinin üstesinden gelmekte zorlandığı
konuların başında eğitim hizmetlerinin finansmanı meselesi
gelmektedir. Temel eğitimden yüksek dereceli okullara kadar her
seviyede eğitim faaliyetlerinin yürütülmesi için gerekli finansmanın
sağlanması devlet bütçelerine büyük bir yük oluşturmaktadır.1 Bu
nedenle, ek vergi ve fonların ihdası ya da eğitim hizmetlerini
fiyatlandırmak suretiyle maliyetinin en azından bir kısmının bu
hizmetten istifade edenler tarafından karşılanması gibi yollara
başvurulmaktadır.
Bu tebliğde de, ana hatlarıyla Osmanlı Devleti'nin
modernleşme-batılılaşma öncesi klasik döneminde eğitim hizmetlerinin
finansmanı meselesinin hallinde nasıl bir yöntem izlendiği sorusunun
cevabı aranacaktır .
Klasik dönem Osmanlı eğitim sisteminde mesleki ve teknik eğitimin
usta-çırak ilişkisi şeklinde lonca teşkilatı çerçevesinde, asken
eğitimin ise ocak geleneği ve tımar sistemi içerisinde
gerçekleştirildiği söylenebilir. Sarayın bir alt birimi mahiyetinde
olan ve üst düzey yönetici kadroların yetiştirildiği Enderun
Mektebi'ni 2 de istisna ettiğimiz takdirde kurumsallaşmış olarak
tanımlanabilecek eğitim faaliyetinin mektep ve medrese eğitimi
olduğu görülecektir. Ayrıca birer yaygın eğitim merkezi olarak
tanımlayabileceğimiz mescid, cami, tekke gibi müesseseler de bu
tebliğin kapsamı dışında tutulacaktır. Dolayısıyla bu tebliğde
mektep ve medreseler eliyle yürütülen eğitim faaliyetlerinin
finansmanı meselesi incelenecektir.
Osmanlı Devleti'nin klasik döneminde eğitim ve sağlık hizmetleri ile
din ve kültürel faaliyetlerin finansmanı için bütçeden doğrudan bir
kaynak ayrılmadığı görülmektedir. Bu durumda, devlet bütçesinden
herhangi bir kaynak ayrılmadığı halde zikredilen hizmetlerin
finansmanının nasıl sağlandığı sorusu gündeme gelmektedir. Osmanlı
cemiyetinde bu gibi hizmetlerin finansmanının, günümüzde üçüncü
sektör olarak adlandırılan, daha çok bağımsız İktisadi birimler
şeklinde teşkilatlanmış olan vakıflar aracılığıyla
gerçekleştirildiği görülmektedir .3
Yapılan araştırmalar , vakıf gelirlerinin Osmanlı mali sistemi
içindeki oranının 16. yüzyılın başlarında yaklaşık %12'lik bir paya
sahip olduğunu göstermektedir.4 Bu oranın 17. yüzyılın başlarında
%20'lere kadar yükseldiği kaydedilmektedir.5 Dolayısıyla vakıfların
kar imkanı bulunmayan ya da kar marjının düşük olması nedeniyle
iktisadi açıdan yatırımın cazip olmadığı eğitim. sağlık, kültürel ve
dini faaliyetlerin finansmanında önemli bir rol oynadığı
söylenebilir. Özellikle büyük vakıflar bünyesinde bu faaliyetlerin
tamamına veya önemli bir kısmına imkan sağlayan müesseselerin
bulunduğu ve bütün faaliyetlerin ortak bir şekilde yürütüldüğü
görülmektedir. Bu tebliğde, vakıf müessesesi ve diğer faaliyet ve
hizmetlerinden sarf-ı nazarla sadece eğitim faaliyetlerine yönelik
finansman desteği açısından incelenecektir. Ancak, bu konunun daha
iyi anlaşılabilmesi için vakıf sisteminin İşleyişini kısaca
özetlemek faydalı olacaktır.
I. Vakıf Sisteminin Mali Kaynakları:
Çeşitli hizmetlerin yürütülmesinde finansman desteğİ sağlayan
vakıfların kuruluş aşamasında iki ana kaynaktan beslendikleri
görülmektedir. Bunlardan birincisi devlet kaynaklarından yapılan
tahsislerdir ki bu şekilde kurulan vakıflar daha çok başta
padişahlar ve Osmanlı hanedanı mensupları olmak üzere devlet
adamları tarafından kurulanlardır. İrsadi vakıf ya da tahsisat
vakıfları olarak adlandırılan bu nevi vakıfların temel özellikleri
devletin birtakım mali imkanlarının kurulan vakfa aktarılması ve
elde edilen gelirlerin vakfın vakfiyede belirtilen faaliyetlerinin
finansmanında kullanılmasıdır. Bu yolla vakıf kurma faaliyetinin
devlet adamları arasında bir gelenek halinde devam ettirildiği ve
özellikle şehirlerin ihtiyaç duyduğu dini, ilmi, sıhhi ve kültürel
hizmetler için altyapı sağlanmasında önemli rol oynayan külliyelerin
vakıf şeklinde oluşturulduğu görülmektedir .
Vakıf sisteminin İkinci kaynağını Osmanlı hanedanı ve devlet ricali
dışında kalan ahalinin ''sadaka-i cariye'' anlayışıyla kurdukları
vakıflar oluşturmaktadır. Bu nevi vakıflar hacim itibariyle daha
mütevazı olmakla beraber sayılarının binlerle ifade edildiği 6
dikkate alındığında toplam olarak önemli bir hacme ulaştığı
görülecektir .Bu iki kaynaktan devamlı olarak beslenen ve asırlar
boyunca kümülatif olarak büyüyen vakıf sistemi belirtilen hizmetler
için önemli bir finansman kaynağı oluşturmuştur. Bir vakfın kuruluşunda takip edilen yol ana hatlarıyla şöyledir.
Vakıf kurucusu (vakıf) finansmanını sağladığı herhangi bir hizmet
birimini ( cami, mektep, medrese, İmaret vb .) inşa ettirir .Daha
sonra bu müessesenin cari giderlerini asgari düzeyde karşılayacak
miktarda gelir temin edecek kaynaklar tahsis eder. Bu kaynaklar
genellikle arazi, ya da ev, dükkan, Çarşı, imalathane, han, hamam
gibi gayri menkullerden veya nakit paradan oluşmaktadır. Sözkonusu
vakfın idaresi için bir idareci (mütevelli) tayin edilir ve vakfın
nizamnamesi (vakfiye) düzenlenir. Vakfiyede vakfın kuruluş amacı,
mal varlığı, gelirlerinin miktarı, kimler tarafından nasıl idare
edileceği, istihdam edilecek personelin sayısı, vakıfları ve
ücretleri, diğer işletme masrafları gibi konular ayrıntılı bir
şekilde kaydedilir .Vakfiyenin tescili ile birlikte hükmi şahsiyet
haline gelen vakıf, idari ve iktisadi açıdan bağımsız bir kurum
olarak kuruluş amacına uygun bir şekilde faaliyetlerini sürdürür .7
Vakfiyede belirtilen şartlara ve mer'i hukuki normlara uygun bir
şekilde idare edildiği sürece normal şartlar altında vakfın idare ve
işleyişine dışarıdan müdahale edilmesi sözkonusu değildir. Sadece
kadıların ya da vakfiyede belirtilmiş olan görevlilerin vakıf
üzerinde nezaret yetkisi vardır ki, bu da vakfın kuruluş amacına
uygun olarak işletilmesini temine ve kaynaklarının istismar
edilmeden yerinde kullanılmasını sağlamaya yönelik bir yetkidir. Bu
şekilde idari açıdan bağımsız bir yapıya sahip olan vakıflar
vakfiyelerinde belirlenmiş olan kuruluş amaçlarına göre kendi
bünyelerindeki eğitim, sağlık, kültür ve din faaliyetlerinin
icrasına altyapı oluşturan hizmet birimlerinin ihtiyaç duyacağı her
türlü finansman ihtiyacının karşılanmasında hemen hemen yegane
müracaat merciidir.
Ana hatlarıyla vakıf kurumunun işleyişini özetledikten sonra
tebliğimizin konusu olan eğitim kurumlarının yani mektep ve
medreselerin kuruluşundan itibaren nasıl finanse edildiği konusunu
izleyebiliriz. Ancak, özellikle büyük vakıflarda eğitim müesseseleri
ile ilgili kayıtların ilgili vakfın bünyesinde yer alan diğer hizmet
birimlerine ait kayıtlarla birlikte tutulduğu dikkate alındığında
bunları tamamen birbirinden ayırmak mümkün gözükmemektedir.
Dolayısıyla öncelikli hedef eğitim müesseselerinin finansmanı
konusunu işlemek olmakla birlikte kaynakların durumuna bağlı olarak
zaman zaman bunun dışına da çıkarılacaktır. Konu, kuruluş giderleri
ve işletme giderleri başlıkları altında ele alınacaktır.
II. Kuruluş Giderleri:
Kuruluş giderleri arsa temini, binaların inşası ve tefrişi ile
ilgili yapılan harcamalardan oluşmaktadır. Bu gibi harcamalar
doğrudan vakfın kurucusu tarafından karşılanmaktadır. Ömer Lütfi
Barkan'ın Süleymaniye Külliyesi'nin inşaatına ait muhasebe
kayıtlarına dayanarak verdiği bilgilere göre, inşaat masraf1arının
büyük bölümü padişahın hususi hazinesinden çıkarılan para ile
ödenmiştir.8 Bu durum vakfiyelerde ''etyab-ı eksabından, ''ahlas-ı
emvalinden'' gibi tabirlerle ya da ''bina ettiği'', ''inşa ettiği'',
''bünyad eylediği'' gibi ifadelerle belirtilmektedir .
Vakıf kurucularının öncelikli olarak vakfın yapacağı faaliyetler
için ihtiyaç duyulacak binaların inşasını gerçekleştirdiklerini
söyleyebiliriz. Bu açıdan genellikle camii, imaret ve sair birimleri
ihtiva eden külliyelerin bir parçası olarak, bazen de müstakil
olarak düşünülen eğitim kurumları, yani mektep ve medreseler, temin
edilen arsalar üzerinde,9 bina ve müştemilatının inşaatı
tamamlanarak kurulan vakfın mütevellisine teslim edilmektedir.
Medrese binaları daha çok talebelerin barınma ihtiyaçlarına göre
düzenlenmekte, cami ya da mescitler de dershane olarak
kullanılmaktadır .Bu açıdan cami ve mescitlerin de eğitim
kurumlarının bir parçası olarak kabul edilmesi gerekir .Medreselerin
bünyesinde veya cami içlerinde vakfın kurucusu tarafından ya da
sonradan yapılan bağışlarla oluşturulan ve ihtiyaç duyulacak
eserlerin yer aldığı kütüphaneler de bulunmaktadır. Sonraları bu
kütüphanelerin ilgi ve ihtiyaca bağlı olarak müstakil binalara
kavuştukları görülmektedir. 10
Zikredilen bütün bu tesislerin kuruluş masraflarının öncelikli
olarak vakfın kurucusu tarafından karşılandığını söyleyebiliriz.
Ancak, vakfın kurucusunun servetinin ya da ömrünün yeterli olmaması
veya başka sebeplerden dolayı gerekli olan mali imkanların
sağlanamaması durumunda ortaya çıkan açığın, genellikle vakıfın da
yakını olan başka şahıslar tarafından karşılandığı görülmektedir.
Bir örnek olarak, Üsküdar'da bir cami ile birlikte kervansaray,
mektep ve imaret yaptırmış olan Kanuni'nin zevcelerinden Gülfem
Hatun'un sağlığında tamamlayamadığı vakıflarını daha sonra bizzat
Kanuni'nin ikmal ettirdiği kaydedilmektedir .11
III. İşletme Giderleri:
Binaları ve müştemilatının inşaatı tamamlanan eğitim kurumlarının
kuruluş amaçlarına yönelik olarak yapacakları faaliyetler birtakım
harcamaları gerektirmektedir ki bunlar işletme giderleri olarak
mütalaa edilebilir. Bu başlık altında öğretim elemanları ile
istihdam edilen diğer personelin ücretleri yanında öğrencilerin iaşe
ve ibate ihtiyaçlarına yönelik harcamalar , binaların tamir ve bakım
masrafları ile yapılan faaliyetin mahiyet ve hacmine göre ortaya
çıkan diğer giderler sayılabilir.
İlgili müesseselerin faaliyetlerine bağlı olarak yapılan her türlü
harcama vakfın kurucusunun önceden belirlediği ve vakfiyede
ayrıntılı bir şekilde kaydedilen prensipler çerçevesinde
gerçekleştirilir .Bütün bu giderler vakıf tarafından vakfedilmiş
olan gelir kaynaklarından elde edilen gelirler vasıtasıyla
karşılanır. Burada şu hususu da belirtmekte fayda vardır. Vakıf
tarafından vakfın kullanımına tahsis edilmiş olan gelirler
genellikle vakfın ihtiyacını karşılayacak düzeydedir. Hatta çoğu
vakfın, giderlerini karşıladıktan sonra da ortaya çıkabilecek
olağanüstü durumlar veya başlangıçta hesaba katılmayan ilave
harcamalar için bir ihtiyat fonu oluşturacak düzeyde gelir fazlası
vardır ki buna zevaid denilmektedir. Şimdi, işletme giderlerini ana
başlıklar halinde inceleyelim:
A. Personel giderleri ve ücret politikası:
Vakıfların başta vakfın yöneticisi konumunda olan mütevelli olmak
üzere büyüklüğüne ve faaliyet alanlarına bağlı olarak sayıları
değişen idari personel ve hizmetliyi istihdam ettiği bilinmektedir.
Fatih, Süleymaniye gibi büyük vakıflarda istihdam edilen personel
sayısı oldukça yüksek rakamlara ulaşmaktadır. Süleymaniye
vakfiyesinde kaydedilen görevlilerin sayısı 759'dur. 12
Medreselerde istihdam edilen personelin başında müderris, muallim,
muid ve halife gibi isimlerle anılan öğretim kadrosu gelmektedir
.Müderrislerin ücretleri diğer personel ücretleri ile mukayese
edildiğinde oldukça yüksektir. Osmanlı medreselerinin kendi arasında
bir derecelendirmeye tabi tutulduğu ve bir müderrisin ücretinin
bulunduğu medreseye göre belirlenmiş günlük bir miktarının olduğu
görülmektedir .
Medreseyi bitirdikten sonra müderrisliğe başlayan bir kişi, alt
düzeydeki medreselerden itibaren terakki edecek sırasıyla yirmili,
otuzlu, kırklı, ellili, altmışlı ve altmış üstü medreselerde ders
verirdi.13 Derecenin yükselmesi aynı zamanda ücretin de artması
demektir. Dolayısıyla, gelinen her merhalede günlük ücretin de
arttığı görülmektedir. Bu durum, müderris ücretlerinin piyasa
şartlarından bağımsız olarak birikime ve tecrübeye endeksli
olduğunu, kaliteye göre artan bir ücret sisteminin benimsendiğini
göstermektedir. Konuyla ilgili bir örnekte, Vakf-ı Süleyman Ağa b.
Abdülmuin'in şart-ı Vakıf kısmında ''muallim hüsn-i ta'lim,
hıfzetmeye kadir olursa ciheti yevmi beş akçe ola ve illa yevmi üç'
akçe ola ve halife dahi hüsn-i hat yazmağa kadir olursa vazifesi üç
akçe ve illa yevmi iki akçe ola'' denilmektedir.14 Süleymaniye
vakfiyesinde müderrislerin günlük ücretleri, medreselerde görevli
olanlar için 60 akçe, darü'l-hadis'de görevli müderris ve
muhaddisler için 50 akçe, tıp medresesinde görevli müderrisler için
20 akçe olarak tesbit edilmiş, mektepte görevli muallimin ücreti ise
8 akçe olarak belirlenmiştir.15
Müderrisler dışında kalan muid ve halifeler ise yardımcı öğretim
kadrosu olarak vazife yapan kişilerdir .Asistan olarak
düşünebileceğimiz muid ve halifelerin ücretleri müderrislere oranla
oldukça mütevazı düzeyde olmakla birlikte piyasa şartlarında makul
denilebilecek düzeylerdedir. Süleymaniye Medreseleri'nde görevli
muidlerin her biri için günlük 5 akçe, mektepte görevli halife için
ise 3 akçe ücret tayin edildiği görülmektedir. 16
Bunların yanında kütüphanesi bulunan medreselerde ihtiyaca göre
kütüphaneci (hafız-ı kütüb) bulunabildiği gibi, katib, bevvab
(kapıcı), hadim (hizmetli), ferraş (temizlikçi), kennas-ı hela
(tuvalet temizlikçisi), siraci (kandilci), noktacı (devamı kontrol
eden görevli) gibi görevliler de bulunmaktadır. Bunların ücretleri
de yine yapacakları işin durumuna ve vakfın mali imkanlarına bağlı
olarak değişiklik arz etmekle birlikte piyasa şartlarına uygun
seviyededir. Süleymaniye vakfiyesinde medreselerde görevli bevvab,
ferraş, kennas-ı hela, siraci gibi görevliler için 2'şer akçe,
noktacı için 3 akçe gibi ücretler tayin edilmiştir.17
Müderris ve diğer görevlilerin vasıfları ve yapacakları işlerin
yanında kendilerine verilecek olan ücretler de vakfın kuruluşu
esnasında vakfiyede belirtilmekte ve belirlenen miktarlara
titizlikle uyulduğu görülmektedir. Konuyla ilgili bir örnekte,
Mahmud Paşa Medresesi'ne, müderrisin ücreti vakfiyede 50 akçe olarak
belirlendiği halde, 952/1545-1546 yılında vakıfın şartına aykırı
olarak Rumeli Kazaskeri çivizade tarafından 40 akçe ücretle tayin
edilen Hasan Bey'in ücreti, yapılan teftiş sonucunda konunun
padişaha arz edilmesi üzerine yine 50 akçeye çıkarılmıştır.18
Eğitim kadrosunun gelirlerinin ücretleriyle sınırlı olmadığı ve
ilave birtakım gelirlere de sahip oldukları söylenebilir. Özellikle
vakıflarda yaygın olarak görülen günlük, haftalık gibi periyotlarla
ve belli bir ücret karşılığı vakfın kurucusunun ruhu için Kur' an-ı
Kerim'den bir cüz veya belli surelerin okutulması gibi hususlar bu
açıdan bakıldığında ek bir gelir teminine yönelik düzenlemeler
olarak düşünülebilir. Ahmed Ağa b. Mahmud tarafından H. 955/M
1548'de Bindirekli kasabasında kurulan muallimhanenin muallimi için
günlük 3 akçe, halifesi için 1 akçe ücret tayin edilmiş, ayrıca her
ikisine de günde birer cüz okumak şartıyla birer akçe ek gelir temin
edilmiştir .Aynı vakıfın Gökoba'da kurduğu muallimhanenin muallimi
için 10 akçe, halifesi için 1 akçe günlük ücret tayin ettiği, ilave
olarak ta yine her ikisine günde birer cüz okumaları karşılığında
birer akçe ücret tayin edildiği görülmektedir. 19
Kendilerine verilen ücretin yanında, Vakıfların kendi personeli için
sağladığı meşruta binalarında medrese görevlilerinin de ücretsiz
olarak ikamet edebildikleri görülmektedir, Dolayısıyla barınma
ihtiyaçlarının da vakıflar eliyle karşılandığını söyleyebiliriz.
Ayrıca, görevli personele ve medrese öğrencilerine vakfın
imaretinden verilen yemekler de ücretsizdir .
Sosyal güvenlik açısından bakıldığında, mektep ve medreselerin
öğretim kadroları yine vakıflar eliyle yürütülen ve toplumun bütün
kesimlerine yönelik ücretsiz hizmet veren sağlık tesislerinden
istifade imkanına sahiptirler. Vazifenin ihmal ya da suistimal
edilmesi azil nedenidir.20 Ancak, sağlık problemleri gibi meşru
mazeretleri nedeniyle bir müddet vazifesini ifa edemeyenlerin geçen
süre için tahakkuk eden ücretlerinin ödendiği görülmektedir.
H.972/M.1564 tarihli bir hükümde Edirne'de bulunan Sultan Bayezid
Evkafı mütevellisine hitaben, tedavi için bir müddet İstanbul'da
kaldıktan sonra Edirne'ye dönen müderris Abdüllatif'in
danişmendlerinin müterakim vazifelerinin (birikmiş olan
ücretlerinin) ödenmesi istenmektedir. 21 Ayrıca vakıfların
zevaidinden kendilerine tekaüd akçesi (emeklilik maaşı)'da
ödenmektedir, 20 Cemaziyelevvel 964/21 Mart 1557 tarihli bir
buyrulduda Bursa'da Kadri Çelebi Medresesi'nden mazul Mevlana
Abdullah Çelebi'ye Emir Efendi Evkafı zevaidinden tekaüd akçesi
tahsisi istenmektedir.22 Bunun yanında ilimle meşgul olan kişilere
vakıfların zevaidinden maaş bağlandığı da görülmektedir. 5
Rabiulevvel 963/18 Ocak 1556 tarihli bir buyrulduda Kudüs'te Mescid-i
Aksa harem-i şerifinde ilimle meşgul olan Şeyh Mehmed b. Davud'a
evkaf zevayidinden beş para tahsisi istenmektedir.23
Müderrislerin bir yerde görev süresini tamamladıktan sonra yeni bir
yere tayinine kadar geçen mülazemet süresi içinde gelirleri
azalmakla birlikte gerek vakıflardan gerekse kendilerine tahsis
edilen arpalıklarından elde ettikleri gelirlerle geçimlerini
sağladıkları görülmektedir. Aktif görev yapmadıkları bu süreyi daha
çok İstanbul'da geçirerek kendilerini geliştirme imkanı
bulurlardı,24 Müderrislerin arpalıklarının yanında zaman zaman tayin
edildikleri geçici görevlerden elde ettikleri ek gelirleri de
bulunmaktadır .
Bu kısımda zikredilmesi gereken bir husus da ilmiye sınıfına tanınan
vergi muafiyetidir. Bu durum ilmiye sınıfı açısından önemli bir mali
teşvik oluşturmaktadır .
B. Öğrenciler İçin Yapılan Harcamalar:
Osmanlı eğitim sisteminde öğrencilere yönelik her tür hizmetin
ücretsiz olduğunu söyleyebiliriz. Eğitim öğretimin yanında
öğrencilerin iaşe ve ibate ihtiyaçları da parasız olarak
karşılanırdı. Öğrenciler medrese hücrelerinde ücretsiz olarak
barındırıldıkları gibi yemek ihtiyaçlarını da aynı vakfın
bünyesindeki veya civardaki bir başka vakfa bağlı olan imaretten
temin ederlerdi. İmaretin sağladığı hizmetten öğrencilerin yanında
diğer personelin istifade imkanı da mevcuttur .
Eğitimin ve sağlanan hizmetlerin tamamının parasız olmasının
yanında, özellikle yüksek dereceli medreselerde talebe-i uluma
günlük ihtiyaçları için belli bir ücretin tayin edildiği
görülmektedir. Bu uygulamanın hangi seviyeden itibaren başladığı
konusunda kesin bir şey söyleyebilecek durumda değiliz.
Mahalle mekteplerinde böyle bir uygulama olduğuna dair herhangi bir
örneğe rastlanmamıştır .Ancak, yüksek dereceli medreseler ile
darülkurra, darülhadis, darü't-tıp gibi ihtisas medreselerinde
talebelerin günlük belirli bir ücrete sahip oldukları görülmektedir.
Bu gibi müesseselerin vakfiyelerinde talebelerin de diğer personelle
birlikte zikredildikleri ve alacakları ücretlerin kaydedildiği
görülmektedir. Süleymaniye medreselerindeki talebelerin her biri
için günlük 2 akçe ücret tayin edilmiştir.25 Buna ilaveten
talebelerin cüz kıraati ya da kitap istinsahı gibi faaliyetlerden de
ek gelir temin ettikleri anlaşılmaktadır.
C. Binaların Bakım ve Tamir Masrafları:
Eğitim hizmetlerinde kullanılan mektep, medrese ve meşruta binaları
gibi binaların her türlü bakım ve tamir masrafının yine ilgili vakıf
tarafından karşılandığını söyleyebiliriz. Büyük vakıflarda bu iş
için vazifelendirilen temizlikçilerin yanında benna (inşaat ustası,
kalfa), meremmetçi (tamirci), kurşuncu, su yolcu gibi şahıslar da
bulunabilmektedir.26
Vakfın kuruluşu esnasında bu nevi ihtiyaçlar için gerekli tahsisat
yapıldığı gibi, vakfın gelir fazlası olan zevayidin de yine büyük
çaplı tamirler için bir ihtiyat akçesi olarak düşünüldüğü
görülmektedir. Herhangi bir şekilde vakıf binalarda vakfın
faaliyetlerini aksatacak derecede bir hasar meydana gelirse vakfın
kaynakları öncelikli olarak bunun giderilmesi yönünde kullanılmakta,
özellikle vakfın zevayidinden yapılan ödemeler,vakıf normal
işleyişine ulaşıncaya kadar askıya alınmaktadır. Ayrıca vakıf
binaların tamirinde her türlü teberrudan da istifade edilmektedir
.Bunun yanında, ihtiyaç halinde diğer vakıfların zevayidine de
müracaat edilebilmektedir.
Vakfın malı durumunun bozulması ve binalarının tamiri imkansız
derecede harap olması durumunda, şayet ihtiyaç varsa, vakfın yeniden
işler hale getirilebilmesi için yeni bir hayır sahibinin devreye
girebildiği görülmektedir Bu şekilde vakıf binalar yeniden inşa
edilmekte ve vakfa, işleyişini normal olarak sürdürebilmesine
yetecek derecede ilave gelir kaynakları temin edilmektedir Bazı
durumlarda ise ilave yapmak yerine yeni bir vakıf teşekkül
ettirilmesi yoluna gidildiği de görülebilmektedir .
Zikredilen harcamalar dışında, vakıf amacına yönelik olarak yapılan
faaliyetlerin gerektirdiği her türlü masraf yine vakfiyede
belirlenen esaslar çerçevesinde vakfın kaynaklarından karşılanırdı.
Bunlar içinde aydınlatma giderleri, çeşitli merasimlerin icrası için
gerekli harcamalar vb. sayılabilir Bu gibi faaliyetlerden vakfiyede
öngörülmeyenler için ilave vakıfların da oluşturulduğu
görülebilmektedir .
Sonuç:
Görüldüğü gibi, eğitim hizmetlerinin vakıf sistemiyle finansmanı
metodu, eğitim faaliyetlerini devlete yük olmaktan kurtardığı gibi,
siyası olaylardan ve iktisadı krizlerden doğrudan etkilenmesini
önlemekte; uzun vadeli krizlerin etkisini de en aza indirmektedir.
Ancak sisteminin her zaman istikrarlı olarak işlediği de söylenemez.
Paranın rayicindeki değişmelerin hızlanmasının vakıfların mali
durumlarını olumsuz yönde etkilemesi kaçınılmazdır. Vakfiyelerde
belirtilen miktarların sabit olması nedeniyle uzun vadede vakfın
gelirleri ile personel ücretlerinde reel olarak gerileme olması
kaçınılmazdır. Ancak, zaman içerisinde bu nevi kayıpları telafi
edici mekanizmalar da icad edilmiştir.
Özellikle vakıf idaresinde merkezileşme eğilimiyle birlikte ve artan
suistimaller nedeniyle vakıfların önemli ölçüde zarar gördüğü ve
eğitim müesseselerinin de bu gelişmelerden etkilendiği
görülmektedir.27 Ancak, yine de vakıf sisteminin ve vakıflar eliyle
finanse edilen eğitim kurumlarının modern eğitim kurumlarının
oluşturulduğu dönemde de önemini kaybetmediği, hatta yeni kurulan
eğitim kurumlarının da vakıf destekli olarak teşekkül ettirildiği
söylenebilir.28
Günümüzde de, gerek ülkemizde, gerekse batı ülkelerinde, özellikle
de Amerika Birleşik Devletleri'nde üniversiteler içinde vakıf
destekli olarak faaliyet gösterenlerin sayısı azımsanmayacak
derecededir, Bu durum, eğitim hizmetlerinin vakıflar yoluyla finanse
edilmesinin sadece tarihi bir hadise olarak değil, günümüzde de
uygulanabilir bir model olarak ele alınmasının gerekliliğini ortaya
koymaktadır. Osmanlı tecrübesi yeteri derecede tahlil edildiğinde,
bu konuda sayısız örnek ve alternatif modeller sağlayacak
zenginliktedir.
---------------------------------------------------------------------------------
*TDV-ISAM
1-Türkiye'de 1975-1995 yıllarını kapsayan dönemde eğitimin bütçe
içindeki payı %11.7 ile 19.7 arasında değişmektedir Bu oran ABD'de
1983'de %18.1, Fransa'da aynı yıl %18.5, Yugoslavya'da 1980'de
%32.5: SSCB'de 1984'de %10.2; İran'da 1980'de %19.5; İspanya'da
1985'de %141.; Filipinler'de 1986'da %20.1; Yemen'de 1980'de %16.9;
Tayland'da 1983'de %21.1 ve Ekvator'da 1989'da %33.3 olarak
gerçekleşmiştir bkz. Ekrem Pakdemirli, Ekonomimizin Sayısal Görünümü
1923'ten Günümüze, 2 baskı, İstanbul 1995
2- bkz. Mehmet İpşirli, ''Enderun'' maddesi, DİA, XI, s 185-187.
3-Ayrıntılı bilgi için bkz. Ahmet Tabakoğlu, Türk İktisat Tarihi. II.
baskı. İstanbul 1994. s 183
4- Tabakoğlu, a.g.e, S. 203 1527-1528 yılı bütçesi rakamlarına göre
belirlenen bu oran sadece bazı emlak ve toprak gelirlerinin
oranıdır. Bunun dışında kalan bina para vakıfları ve diğer
vakıflardan elde edilen gelirler bu hesaba dahil değildir.
Dolayısıyla vakıf gelirlerinin oranı belirtilenden daha fazladır.
5- Tabakoğlu, age, s 203.
6- Barkan'ın İstanbul sur içine ait tahrir defterlerinden hareketle
verdiği rakamlara göre, H.927 yılında faal durumda 1163 vakıf
mevcuttur. 927-953 yılları arasında kurulan vakıfların sayısı ise
1268'dir. 953 yılında faal durumda olan vakıfların sayısı 1594'tür.
Yine 953-986 arasında kurulan vakıf sayısı 1193 olarak gerçekleşmiş
ve 986 yılında faal durumda olan vakıfların sayısı 2773'e
ulaşmıştır. 986-1005 yıllarında kurulan vakıf sayısı da 407'dir. bkz.
Ömer Lütfi Barkan, Ekrem Hakkı Ayverdi, İstanbul Vakıfları Tahrir
Defteri 953 (1546) Tarihli, İstanbul1970, s VIII, Cedvel No. 1.
7- Vakfın kuruluşu ve vakfiyenin muhtevası hakkında
ayrıntılı bilgi için bkz. Mübahat Kütükoğlu, Osmanlı Belgelerinin
Dili (Diplomatik), İstanbul 1994, ss. 359-368. Vakıf hukuku ile
ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Ahmed Akgündüz, islam Hukukunda ve
Osmanlı Tatbikatında Vakıf Müessesesi. Ankara, 1988.
8- Ömer Lütfi Barkan, Süleymaniye Camii ve İnşaatı (1550-1557),
Ankara 1972, I, 15. Barkanın değerlendirmesine esas aldığı muhasebe
icmaline göre 26.251.939 akçe tutan masrafın 25.802.000 akçesi
doğrudan doğruya padişahın hususi hazinesinden çıkarılan para ile
ödenmiştir.
9- Kanuni'nin zevcesi Gülfem Hatun'un Üsküdar'da bina etmek istediği
mektep, karbansaray ve tabhane için satın aldığı emlakla ilgili
kayıtlar için bkz. İMŞSA, Üsküdar Mahkemesi, Sicil No 11, v. 38bl5,
39a/1
10- Vakıf kütüphaneler için bkz. İsmail E. Erünsal, Türk
Kütüphaneler Tarihi II Kuruluştan Tanzimata Kadar Osmanlı Vakıf
Kütüphaneleri, Ankara, 1988.
11- bkz. Tahsin Özcan, Kanuni Dönemi (M. 1520-1566/H. 926-974)
Üsküdar Para Vakıfları, basılmamış doktora tezi, MUSBE, İstanbul
1997, s. 232-233; İbrahim Hakkı Konyalı, Üsküdar Tarihi I,
İstanbul1976, s. 154
12- bkz. Süleymaniye Vakfiyesi, Neşreden: Kemal
Edip Kürkçüoğlu, Ankara, 1962, s. 8-11. Bu rakama 38 medrese
talebesi de dahildir Ancak, vakfiyede hafız-ı kütübün ihtiyaç
duyulduğunda tayin edileceği, yine meremmetçi, kurşuncu, su yolcu
gibi görevlilerin de ihtiyaç halinde çalıştırılacağı
kaydedilmektedir. Dolayısıyla doğrudan istihdam edilen kişi
sayısının verilen rakamların da üzerinde olduğu anlaşılmaktadır.
13- Ayrıntılı bilgi için bkz. Cahid Baltacı, XV-XVI. Asırlarda
Osmanlı Medreseleri, İstanbul 1976, s 56 v.d.
14- bkz. Barkan-Ayverdi, a.g.e., s. 437.
15- bkz. Süleymaniye Vakfiyesi, s. 8-10.
16- bkz. a.y.
17- bkz. a.y.
18- Baltacı, a.g.e, s 289-290.
19- bkz. Özcan, a.g.e., ç. 139-142.
20- Bu nedenle yapılan azil örnekleri için bkz, Baltacı, a.g.e., s
62, 10 nolu dipnot
21- bkz. BOA, Mühimme Defteri, No. 6, s. 527. 1147 nolu hüküm,
22- BOA, Mühimme Defterleri, No: 2, s 230, 2052 nolu hüküm 2053 ve
2054 nolu hükümlerde de aynı şahsın oğluna ve kardeşlerine de akçe
tahsis edilmesi istenmektedir.
23- bkz. BOA, Mühimme Defterleri, No: 2, ,5. 4, 39 nolu hüküm.
24- Mülazemet sistemi hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Mehmet
İpşirli, ''Klasik Dönem Osmanlı Devleti Teşkilatı''. (ed. Ekmeleddin
İhsanoğlu, Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi, İstanbul 1994
içinde, ss. 139-279) ,5, 257-259.
25- Süleymaniye Vakfiyesi. S. 8-10.
26- Fatih'in vakfiyesinde binaların tamir ve bakımı için on adet
benna tayin edildiği görülmektedir bkz. Fatih
Mehmed II Vakfiyeleri, Neş. Kemal Edip Kürkçüoğlu, İstanbul 1938, S.
263.
27- Örnek bir değerlendirme için bkz. Mustafa Nuri Paşa, Netayicü'l-vukuat
Kurumları ve örgütleriyle Osmanlı Tarihi III-IV, Sadeleştiren Neşet
Çağatay, Ankara, 1980, s 286-287.
28- Darüşşafaka Lisesi, Pertevniyal Lisesi gibi günümüzde de
varlıklarını sürdüren eğitim kurumlarının finansmanı için zengin
vakıfların oluşturulduğu görülmektedir bkz. Nazif Öztürk, ''XIX.
Asır Osmanlı Yönetiminde Yaşanan Batılılaşma Hareketlerinin
Vakıfların Üzerindeki Etkileri'', İslami Araştırmalar Dergisi, cilt
8, sayı: 1, (Kış 1995), ss. 13-33. |