Osmanlıların şeceresi (soy ağacı) ile ilgili kısaca
bilgi verebilir misiniz? Osmanlı’ların Türk olmadıkları söylentileri ve Ertuğrul
Gâzî’nin babasının Süleyman Şah mı yoksa Gündüz Alp mi olduğuna dair görüş
ayrılıkları konusunda neler biliyoruz?
Her iki konu da bazı batılı tarihçiler tarafından tartışılmış ise de, son
yapılan ilmî araştırmalar ve de ortaya çıkan bazı Osmanlı sikkeleri, problemi
hemen hemen çözmüş bulunmaktadır. Şöyle ki:
Birinci konuda, başta Gibbons olmak üzere bazı batılı yazarlar, Osmanlı
Devleti’ni kuran Osmanlı Hânedânının aslen Türk olmadıklarını, belki Moğol
neslinden olabileceklerini ileri sürmüşler ve hatta bazı tarihçiler,
Müslümanlıklarının dahi Anadolu’ya geldikten sonra gerçekleştiğini söyleyecek
kadar ileri gitmişlerdir. Ancak bu manada söylenenler, sadece menkıbe kabilinden
bazı olayların, çok zorlamalarla yorumundan ibaret olduğunu, yerli ve yabancı
bilim adamları ortaya koymuşlardır.
Şurası açıktır ki, Oğuz boyunun Gün, Ay ve Yıldız Hanlarından meydana gelen
kollarına Bozoklar denmektedir; Gün Han’ın Kayı, Bayat, Elkaevli ve Karaevli
ismiyle dört boyu bulunmaktadır. Sağlam ve kudret sahibi demek olan Kayı Boyunun
sembolü (ongun) şahindir ve Osmanlılar da Kayı Boyundandırlar. Osmanlı
Devleti’ni kuran ve ona adını veren Osman Bey’in ve babası Ertuğrul Gâzî’nin, ne
kadar küçük olursa olsun, Kayılara mensup bir aşiretin başında bulunduklarını
rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunun dışında, Kayıların Hz. Adem'e kadar giden
şecereleri ile ilgili izahlar, sadece menkıbevî kıymete haizdirler. Tarihen
sabit olmadığı gibi, bütün şecerelerin de birbirini tutmadığı açıkça görülür.
Hatta bazı kaynaklarda, Osmanlıların soyu, Hz. Peygamber’e bile isnâd
olunmaktadır. Bunların ilmî değerleri yoktur.
Eskiden beri Oğuzların bir şubesi olan Kayılar, diğer Oğuz boylarının göç
hareketlerine benzer şekilde, Selçuklular zamanında doğudan batıya ve nihayet
Anadolu’ya göç etmeye başlamışlardır. Bu dediklerimizi, Yazıcıoğlu’nun
Selçuknâmesi, İdris-i Bitlisî’nin Heşt Behişt’i ve Şükrullah’ın
Behcet’üt-Tevârîh’i gibi ilk dönem kaynakları da ifade etmektedir.
Dolayısıyla Osmanlılar Türk’türler; ancak büyük devlet olmalarını, sadece
kendi kavimlerinden verâsetle aldıkları kuvvet ve kudrete değil, aynı zamanda
İslâm’dan aldıkları ve Osmanlı adı altında aynı pota altında eritmeye muvaffak
oldukları din ve dünya görüşüne borçludurlar. Bu sebeple, Fuad Köprülü’nün
Gibbons’a ait görüşün tenkidine yüzde yüz katılırken, aynı yazarın Osmanlı
Devleti’nin kuruluşunda söz ettiği İslâm Milleti veya tarihî ifadesiyle Osmanlı
Milleti izahını yabana atmak da mümkün değildir. Sözün özünü Ahmed Cevdet Paşa
söylemiştir:
“Devlet-i Aliyye, başlangıçta, her ne kadar bir küçük hükümet şeklinde idi;
lakin Türklüğe mahsus olan üstün sıfatlar ile İslâmî şecâ’at ve dindarlığı
kendisinde toplamış bir kabile olduğundan, kendisinde İslâm milletinin birliğine
vesile olmak gibi bir kabiliyet vardı. Bu Devlet-i Aliyye, diğer devletler gibi,
imtiyazlı bir toplum içinden ortaya çıkıp da hazır millet ve memleket bulmuş bir
devlet değildi; belki yeni topraklar feth ederek, kendine yer edinmiş ve teşkil
ettiği Osmanlı Milleti dahi, dilleri farklı, tavır ve ahlakları ayrı ayrı
çeşitli milletlerin en güzel edeb ve tavırlarından seçilmiş üstün ve güzel bir
topluluktur. Bunların dedeleri de, çok eski zamanlardan beri Türkistan’da dahi
han ve sultan olarak el-hakk asîl ve soylu bir Türk hânedânıdır”.
İkinci konuya yani Ertuğrul Gâzî’nin babası meselesine gelince, Osman
Bey’in babasının Ertuğrul Gâzî olduğu, ortaya çıkan Osman Bey’e ait bir sikkeyle
ve kaynakların ittifakı ile kesinlik kazanmıştır. Ancak Ertuğrul Gâzî’nin babası
konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Meşhur olan birinci rivâyet, ilk dönem
tarih kaynaklarının çoğunun ve hatta elimizdeki şecerelerin ifadesine göre
Süleyman Şah’dır. Ahmed Cevdet Paşa ve benzeri bir çok son dönem tarihçileri de
bunu ifade etmişlerdir. Ancak doğru olan, Ertuğrul’un babasının Gündüz Alp
olduğu şeklindeki ikinci görüştür. Zira Enverî’nin Düstûr-nâme’si ve Tevki’î
Mehmed Paşa’nın Tarihi gibi önemli Osmanlı kaynakları bunu ifade ettiği gibi,
ilim adamları tarafından son zamanlarda bulunan “Osman bin Ertuğrul bin Gündüz
Alp“ şeklindeki bir sikke de açıkça bu görüşü teyit etmektedir. Bilindiği gibi
Süleyman Şah, Anadolu Fâtihi ve Türkiye Selçuklu Devletinin kurucusu ve ilk
sultânı olması hasebiyle, onun isminden kalan bir hatıra olarak zikredilmesi
kuvvetle muhtemeldir. Ertuğrul Gâzî’nin annesinin ise, şu anda Domaniç’de medfûn
bulunan Hayme Ana olduğu ifade edilmektedir. II. Abdülhamid’in emriyle türbe
yapılmıştır.
Klasik nakillere göre, daha evvel İran’da Mahan denilen yerde Süleyman Şah
idaresinde yaşayan Kayılar, Moğol istilasının etkisiyle Anadolu’ya ve Ahlat’a
gelmişler; oradan da Mardin’e 250 km kadar güney-batıda yer alan Caber Kalesi
yakınında Fırat nehrini geçmeye çalışırken, Süleyman Şah’ın boğulması üzerine
kollara ayrılarak Anadolu’ya yayılmışlardır. Caber Kalesi yanındaki bu menkıbevî
mezar, hâlâ Türk Mezarı diye bilinmektedir ve toprağı Türkiye Cumhuriyetine
aittir. Gündüz Alp’in kabrinin Ankara yakınlarında olduğu ve gerçekten Süleyman
Şah’ın oğlu Selçuklu Sultânı I. Kılıçarslan’ın da tarihî Türk Mezarına yakın bir
yerde Dicle’nin Habur koluna düşerek vefat ettiği nakilleri nazara alındığında,
bu önemli hatıraların tesiriyle Süleyman Şah adının Selçukoğullarından
Osmanoğullarına geçişin bir sembolü olduğu düşünülebilir[2].
[2] İbn-i Kemal, Tevârih-i Âl-i Osman, I. Defter, sh. 201-204;
Lütfi Paşa, Tevârîh-i Âl-i Osman, sh. 17-27; Âlî, Künhü’l-Ahbâr, Ahmed Uğur
neşri, sh. 29-41, Köprülü, Fuad, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu, Ankara 1994, sh.
3-5, 68-73; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. I, sh. 93-103; Gibbons, H. A., The
Foundation of the Ottoman Empire, chapter I; Tevkı’î Mehmed Paşa Tarihi, TOEM,
nr. 79, sh. 87 vd.; Kantemir, c. I, sh. 57-58; Köprülü, M. Fuad, “Osmanlı
İmparatorluğu’nun Etnik Menşei Mes’elesi”, Belleten, c. VII, sayı 28(1943), sh.
219-313; Köprülü, M. Fuad, “Kayı Kabilesi Hakkında Yeni Notlar”, Belleten, c.
VIII, sayı 31(1944), sh. 421-452.
|