Füzenin kâşifi kabul edilen Lagarî veya Lagrî Hasan Çelebi’nin de
idam edildiği veya Şeyhülislâm Yahya Efendi tarafından engellendiği
söylenmektedir. Bu da doğru mudur?
Lagari Hasan Çelebi, füzeciliğin atası sayılmaktadır. Füze ile uçan
ilk Türk’tür. 1633 yılında IV. Murad’ın kızı Kaya Sultân’ın doğduğu
gece yapılan şenlikler sırasında füzeyle uçma hünerini gösterdi.
Evliyâ Çelebi’nin Seyahatnâmesinde anlattığına göre, Hasan Çelebi 50
okkalık barut macunuyla dolu 7 kollu, kendi îcadı olan bir fişeğe
binerek yardımcılarının ateşlemesiyle uçmayı başarmıştır. Füzenin
barutu bitince de daha önce hazırlamış olduğu kanatları açmış, Sinan
Paşa Sarayı önünde denize inmiştir. Bu gösteri üzerine IV. Murad
tarafından mükâfatlandırılmış, sipahi sınıfına yazdırılmıştır. Daha
sonra Lagarî Hasan Çelebi Kırım’a gitmiş, orada Selâmet Giray Hanın
yanında ölmüştür.
Evliyâ Çelebi, Seyahatnâmesinde Roketle uçma olayını şu şekilde
anlatmaktadır:
“Murad Hân’ın Kaya Sultân isimli kızı dünyaya geldiği gece akika
kurbanı şenliği oldu. Bu Lagarî Hasan elli okka barut macunundan
yedi kollu bir fişek îcad eyledi. Sarayburnu’nda Hünkâr huzurunda
fişenge bindi ve şâkirtleri (yardımcıları) fitili ateşlediler.
Lagarî, “Padişahım seni Huda’ya ısmarladım. İsa Nebi ile konuşmağa
gidiyorum” diyerek semaya fırladı. Yanında olan diğer fişekleri
ateşleyip rûy-u deryâyı çırağan eyledi. Fişengi kebirinin barutu
kalmayınca zemine doğru inerken kartal kanatlarını açarak Sinan Paşa
Köşkü önünde deryaya indi ve padişahın huzuruna geldi. Zemini bûs
ederek, “Padişahım, İsâ Nebî sana selam söyledi” diyerek şakaya
başladı. Bir kese akçe ihsân olunup 70 akçe ile sipahi yazıldı.”.
Bu konudaki en önemli kaynağımız olan Evliya Çelebi’nin
Seyâhatnâmesinde ne Hezarfen’in ve ne de Lagarî Hasan Çelebi’nin, bu
ilmî buluşlarından dolayı idam edildiklerine dair bir kayda
rastlanmamaktadır. Hatta tam tersine, bunların taltif edildiklerine
dair izahlar vardır. O halde, şayet bunlardan biri idam edilmişse,
başka bir sebepten dolayı olabilir. Ancak o sebebi de kesin
belirlemek zordur. Ayrıca bir takım müfterilerin iddia ettiği gibi,
ilim âşıkı Şeyhülislâm Yahya Efendi’nin böyle bir hadise ile alakalı
ilmin ve teknolojinin aleyhinde bir fetvâsı da mevcut değildir. Bu
tür iddialar, ecdada ve tarihimize yapılan iftiralardan ibarettir.
Netice olarak şunu ifade edelim ki, “Kişi bilmediğinin düşmanıdır”
kaidesince, doğru tarihimizi bilmeyenler, tarihimize ve
medeniyetimize düşman kesilmektedirler. Ancak Bediüzzaman’ın yerinde
tesbiti ile “herkes kendi âyinesinin müşâhedâtına tâbi’dir”. Önemle
ifade edelim ki, Weekly Word News Dergisinin neşrettiğine göre,
Norveçli âlim Roffavik, ilk uzay roketinin Türkler tarafından icad
olunduğunu batıya kabul ettiren bir araştırma yapmıştır[1].
[1] Evliya Çelebi, Seyâhatnâme, c. I, sh. 670-671; Döğen, Müslüman
İlim Öncüleri Ansiklopedisi, c. I, sh. 337-338; c. II, sh. 548-549;
Ersoylu, Halil, “Türklerin İlk Uçan Adamları”, sh. 44-46; Bkz. 14
Aralık 1998 tarihli Hürriyet Gazetesi. |