|
Suriye’nin
başkenti Şam’da Vahideddin'in Türbedarı
Zengin bir tüccar Salah Rihavi:
"Sultan'ın türbesine bakmak
benim için büyük bir şeref"
Dr.SÜLEYMAN DOĞAN ÖZEL RÖPORTAJI
Selimiye Tekkesi Cami İmamı ve müezzini ve aynı zamanda Sultan
Vahideddin'in türbedarı 64 yaşındaki Ebu Mervan Salah Rihavi bizi
görünce gözleri doldu. Bizleri bağrına bastı. Tam bir Osmanlı aşığı.
Bu nedenle çöplük halinde olan mezar yerlerini bundan 12 yıl önce
kendi cebinden 4500 dolar harcayarak cennet haline getirmiş. Paranın
ancak 1750 dolarını Türkiye'nin Şam Büyükelçiliği vermiş.
Büyükelçilik nasıl olmuş da böyle hayırlı bir işte harcı olmuş.
Doğrusu tebrik etmek lazım. Ebu Mervan kabirleri büyük itina ile
bakıyor. Yaz günleri kabir yanında kendi yaptırdığı üstü açık küçük
kulübesinde yattığını söyledi. Kabrin bahçesi büyük duvarlarla
çevrili ve kapısı kilitli.
Kabir bahçesine su çıkarmak için sondaj yaptırmış. Şam'ın çoğu
yerinde 200 metreden su çıkarken, kabrin bulunduğu bahçeden 42
metreden oluk gibi su çıkmış. Su çıkınca Ebu Mervan bahçeyi imar
etmiş. Her türlü sebze ekmiş. Bahçede bize salatalık ve kocaman
üzümlerden ikram etti. Çay içirmeden göndermedi. Salah Rihavi hoş
muhabbetiyle bizleri mesteyledi. Kendisiyle iki saat konuştuk.
Cami imamı, müezzini ve kabirlerin bakıcısı Ebu Mervan Salah Rihavi
bakınız neler anlatıyor;"Bu kabirlere büyük bir şerefle bakıyorum.
Burada vatanlara öz babam gibi bakıyorum. Osmanlı Sultanlarına
sağlıklarında yetişemedim, kabirlerine bakmayı büyük hizmet olarak
görüyorum. Muhabbetle, aşkla ve gönüllü olarak bakıyorum. Bundan 12
yıl önce Camii imam-müezzinliğini buraya aldırdım. Bundan maksadım
Büyük Hakan Sultan Vahideddine hizmet etmek için. Kabirlere büyük
itana gösteriyor, onları susuz bırakmıyorum. İnşallah kabrin içi de
öyle olur. Böylesine şerefli insanların türbedarı olmak benim için
büyük bir şereftir.12 yıldan beri buradayım. Buranın ayrı bir manevi
havası var. Allah'a şükür paraya ihtiyacım yok. Dükkanımız var.
Kabirleri yanında bulunmak benim için büyük zevk. Burada yattığım
geceler çok hoş rüyalar görüyorum. Maneviyatım artıyor. Birgün sabah
namazı vakti rüyamda biri beni, "kalk namaz vakti geldi. Ezan oku"
diye uyardı. Uyandım yanımda kedi duruyor. Gerçekten ezan vakti
gelmiş. Allah'a şükürler olsun ki büyük Sultan'a bakmak bana nasip
oldu. Buraya ziyaret edenlerin çoğu Türkiye Büyükelçiliği kanalıyla
Türkiye'den gelenler. Suriye'de bu kabri ve yerini pek bilen yok.
Bundan bir ay önce Sultan Vahideddin'in torunlarından biri geldi.
Bayan olan torunu bir Fransız ile evli idi. Kocası ile birlikte
geldi. Epey bir müddet kabir başında kaldı. Daha sonra buradaki
fakirlere sadaka vererek ayrıldı. Daha öncede Şam'da Sultan
Abdülhamid'in çok fakir olan torunları vardı. Onlar sık sık gelir
ziyaret ederlerdi. Onlar şimdi Türkiye'ye gittiler."
Suriye'nin değişen yüzü
Bir dolar 50 Suriye lirası. Suriye bizden tam 30 yıl geri. Şehir son
derece hareketli. Alışveriş yerleri canlı. Ancak Türk malları yok
denecek kadar az. O malların çoğu da çam, bardak, tabak türü
şeyler... Arabalar Kore ve Japonya'dan. Toyoto, Nisan, Mitsibuşi,
Dewoo gibi arabalar var. Taksilere binmeden önce gideceğiniz yeri
söylüyorsunuz. Taksicilerin işine gelirse o zaman alıyorlar. Taksi
çok, fakat taksi parası ucuz olduğundan yolcuda bir o kadar fazla.
Bu nedenle taksicilerde nazlı.. Taksilerin çoğu eski ve bir çoğu da
dökülüyor. Araba almakta zor. Türkiye'de dolmuş fiyatına taksiye
biniyorsunuz. Vatandaşın alıp gücü zayıf. Mali durumu en iyi olanlar
Hıristiyanlar. Bir ekmek 8-20 Suriye lirası. Bir Prof. Maaşı 100
dolar. Memurların maaşı ise 40-50 dolar civarında. Askerlerin maaşı
memurlardan daha iyi. Bu yönüyle Türkiye'ye benziyor... Her Suriye
vatandaşı iki buçuk yıl askerlik yapmak zorunda.
Cebel-i Kasyun'un (Kasyun dağı) dağını çıktığınız da Şam ayağınız
altında kalıyor. İsrail 1967 savaşlarında buraya bir iki bomba
göndermiş. Yani İsrail Şam'a kadar gelme cüretini göstermiş. Bundan
sonra Araplar ateşkes anlaması yapmışlar. Tabi ki büyük kayıp
vererek... Dağ eteklerinde Türkler kalıyor. Kasyun eteklerinde hayat
süren Türkler Türkçeyi konuşmaya konuşmaya neredeyse dillerini
unutmuşlar. Türk dilinde eğitim veren okulda olmayınca şimdi bunun
yerine Türk televizyon kanalları almış.Suriye devleti öncelikle
Hatay vatandaşlarına kolaylık tanıyorlar. Hatay'ı kendi
haritalarında Suriye'nin olduğunu iddia ediyorlar. Dörtyol'dan öte
taraf Suriye'nin haritasında gösteriliyor. O nedenle Hatay Alevileri
Suriye yönetimi tarafından çok tutuyor. Üniversitelerde harç almadan
okumalarına imkan tanıyor. İkameti Hatay dışında olan Türk'lere aynı
kolaylık gösterilmiyor. Suriye'de okuyan 1000'e yakın üniversite
öğrencisi var.
Şam büyütülmüş Konya Camilerde ezan okunmadan evvel hopörlerden
Kur'an okunuyor. Ezan okunduktan 15-20 dakika sonra farz namazına
duruluyor. Tesbih ve dua Türkiye'de olduğu gibi yapılıyor. Şam Konya
ve Bursa'ya çok benziyor. Küçük bedesten dükkanlar, dar sokaklar ve
trafik kurallarına halkın umursamazlığı, düzlük olmasından dolayı
bisiklet ve motosikletin yaygın kullanılması sanki büyütülmüş
Konya'yı andırıyor. Konya'dan Şam'a Cumhuriyetin ilk yıllarında
hicret edip gelen epey insanlar olmuş. Malum Şapka inkılabı
sırasında Türkiye'den özellikle dindar insanlar Şam başta olmak
üzere Suriye'nin çeşitli yerlerine gelmişler. Bu muhacirlerin yoğun
olarak kaldıkları yere, "Muhacir" mahallesi olarak geçiyor.
Şam'ın nüfusu 4 milyon civarında. Başkent ve Suriye'nin en büyük
şehri. Geniş ve düz bir alana yerleşmiş Şam'daki evlerinin hemen
hemen hepsinde çanak anten var. Türk televizyonlarını izleyenlerin
sayısı bir hayli fazla. Bu arada Arap ve Avrupa yayınlarını da
izliyorlar. Türk televizyonları halkın ahlakını menfi yönde tesir
etmiş. Evlerin sıvası ve çatısı yok. Camilerin temizliğini çok fazla
itina gösterilmiyor. Şam'da çok sayıda Selçuklu eserleri var. Bunlar
içinde en meşhur olanları; Sancaktar, Sipahi Camileri...
Şam kalesi ve etrafında çok dar eski Şam sokakları ilginç görüntüler
oluşturuyor. İnsanlar Anadolu köy ve kasabalarında olduğu gibi çay
içmeleri ve sohbet etmeleri hala bozulmamış tipik şark geleneğini
devam ettiriyor.
Halidi Bağdadi Türbesi ve Vanlı Türbedarın
ilginç öyküsü!
Nakşibendi yolunun büyük temsilcisi Halide Bağdadi Müceddidi
Elfisani kabri Şam'ın manevi dinamiklerinden biri olarak halkın
önemli ziyaret yerlerinden biri. Bağdadi Nakşibendi Şeyh'lik
görevini Hintli Şeyh Abdullah Dehlevi'den almış. 50 yaşında veba
hastalığına yakalanarak hicri 1241 yılında vefat etmiş. Kabrinin
bulunduğu yer Sultan Abdülmecid zamanında Sultan'ın fermanıyla türbe
yapılmış. Türbenin dış cephesinde Osmanlı tuğrası bulunuyor. Türbe
bahçesi büyük bir kabristanlık. Şam'a bakan hakim bir tepede ve
türbenin adından alan Bağdadi mahallesinde Nakşibendi Şeyhi Halide
Bağdadi türbesi bulunuyor. Türbedarı Zekeriya Vanlı'nın dedesi
Van'dan gelmiş. Dedesi türbedar olarak 35 yıl hizmet etmiş
vefatından sonra kabri Bağdadi kabristanına konulmuş. Babası da 35
yıl türbedarlık yapmış o da vefat etmiş. Babası da dedesinin yanı
başında kabre konulmuş.
Türbedar Zekeriya Vanlı 35 yıldan beri türbedarlık yapıyor. Evi de
türbe bahçesinde olan Zekeriya Vanlı 58 yaşında. 35 yılını
türbedarlık yaparak dedesi ve babası gibi vazifesini tamamladığına
inanan Zekeriya Vanlı kabrini hazırlamış ve ölümü bekliyor. Vanlı
çok misafirperver bin insan. Büyük Şeyhe bakmaktan zevk duyduğunu
söyleyen Vanlı;"Şeyhimiz Bağdadi'ye gözüm gibi bakıyorum. Bütün
bugün türbe başındayım. Benim hayatım evim ile türbe arasında
geçiyor. Burası her gün ziyaretçilerle dolup taşıyor. Büyük şeyhe
türbedarlık yapmak benim için büyük bir nimettir. Yaptığım işi çok
seviyorum. Allah bunların yolundan ayırmasın. Buranın manevi yönü
çok büyüktür." Bizde Vanlı'nın duasına "Amin" diyoruz. Zekeriya
Vanlı İstanbul'daki kutsal emanetleri, özellikle Peygamberimizin
mübarek ayak izlerini, sakalını ve kılıcını merak ettiğini söyledi.
Suriye Şeyhül Kurrası (Reis'ül Kurra) Şeyh
Kurreyyim Racih:
"Osmanlı devletinde Müslümanlar bir avizenin parçası gibiydi"
Şam'daki evinde bize bir ziyafet veren Suriye'nin Kur'an-ı Kerim
Kıraatı üzerine "Şeyhül Kurra" (Bizim Reis'ül Kurrası. Yani bizdeki
rahmetli Abdurrahman Gürsek hoca gibi) olan Şeyh Kurreyim Racih 73
yaşına rağmen tüm hizmetlerini bizzat kendisi yaptı. 54 yıllık
eşinin ölüm açısını unutamadığını, yeni evlenmek zorunda kaldığını
anlatan Racih, evlendikten sonra evlatlarının kendi yanından
ayrıldıklarından dert yanıyor. Şeyh Kureyyim Racih, Osmanlı'nın
büyük bir devlet olduğunu belirterek;"Osmanlı devletinin etrafından
diğer Müslümanlar bir avizenin parçaları gibi toplanmışlardı.
Osmanlı devletinin temelini uluslar arası Mason, Siyonist ve
milliyetçiler dinamitlediler. Avrupa'da milliyetçi gruplar da
Osmanlı devletinin aleyhine çalıştılar. Osmanlı devletini içeriden
Müslümanlar, dışarıdan gayri Müslimler yoluyla yıkıldı. Osmanlı
devleti yerine bir hilafet müessesesi ikame edilemediği için İslam
dünyasının perişanlığı devam etmektedir. Osmanlı devletini yıkmakla
Siyonistler muratlarına erdiler. Şimdi Müslümanlar dağınık ve ne
yaptıklarını bilmeyen bir grup halinde hareket ediyorlar. Bugün
İslam devletleri diye adı geçen devletler başka devletlerin dümen
suyunda hareket etmektedirler. Bunun düzeltilmesi için epey yol
alınması gereklidir."
Müslümanların düzelmesi için öncelikle aileden başlanması
gerektiğine dikkat çeken Kur'an-ı Kerim Kurrası Şeyh Kurreyyim Racih,
Allah buyuruyor ki;" Ey İman edenler, kim dininden dönerse Allah
onların yerine başkalarını getirir. Onlar dinlerini Allah'ın
istediği şekilde yaşarlar. Öncekileri ise; Allah helak eder."
Racih:" Ayette Allah (C.C.) buyurduğu gibi dinimize sahip çıkmak
zorundayız. Ya Müslümanlar İslam'ın düzeyine çıkar, ya da
bulundukları yerden daha düşük kalırlar. Ama şu bir gerçek ki, bu
şekilde kalamazlar. Müslümanlar mutlaka kendine gelecek ve eninde
sonunda istikbal İslam ve Müslümanların olacaktır. Herkes evinin
terbiyesine itina göstermelidir. Biz açıkça Müslümanlar olarak bunu
yapamıyoruz. Öncelikle evlenirken saliha bir kadın seçmek
zorundayız. Bu kadın evliliğin gayesini bilmelidir. Çocuğa terbiyeyi
anne verir. Ben hala annemin öğrettiklerini unutamıyorum. Çocuğun
ruhunu süsleyen ve besleyen anne sütüdür. O nedenle baba ailesinin
rızkını helal yoldan kazanmalıdır. Evlerimiz Allah'ın istediği evler
olursa, o zaman toplum, idare, ordu ve diğer kurumlarda evlerimiz
gibi olur. Biz işe evlerden başlatmalıyız, mutlaka. Bu iş uzun
vadeli yorucu bir iştir. Ancak İslam'ı evlere hakim kılmadıkça
sokaklara ve diğer kurumlara hakim kılmak mümkün değildir.
Küçüklükte öğrenilen şey, taşa nakşetmek gibidir. Evlatlarımızı
İslam ahlaka üzere yetiştirmeliyiz. Yetiştirmede büyük sabır
gerektiriyor.
Mekke devrinde sokaklarda müşrikler hakimdi. Peygamberimiz
çalışmasıyla ve evlerde İslam'ın yayılmasıyla sokaklarda
Müslümanların olmuştur. Niyetimiz ihlaslı olursak başarırız.
Peygamberimiz döneminde Şer'i hükümlerin esası on yıl sürerken,
akide ile ilgili hükümlerin gelmesi 13 yıl sürdü."
Ananın bir okul olduğunu belirten Şeyh Racih;"İnsan anasına yakın
olduğu kadar hiç kimseye yakın değildir. İnsanın hanımı bile
anasının bir alt mertebesinde kalır. Ana büyük bir okuldur. İnsan
annesinde kamil manada eğitim alırsa ölünceye kadar o eğitimi
unutamaz. O nedenle analar aile için çok önemlidir. Çünkü anne aklı
erdiği zaman çocuğa iman depo ediyor. Yine anne asrımızın medya
ifsadına karşı uyanık olmalı ve seçici davranmalıdır. Neslimizin
korunması ve İslam'ın hakim olması belki 2 asır sürebilir. Sonuç
Allah'ın elindedir. Bizler çalışmalarımızı şimdiden
hızlandırmalıyız. Bizim de yayın organlarımız olacak ve inşallah
Uhut dağında son bulacağız. Ümitsiz olmayalım, çalışalım ve
sabredelim. Allah sonunda İslam'ı galip getirecektir. Yeter ki biz
ona yönelelim." |