|
I-Konunun Takdimi
Kıbrıs'ın bir müslüman Türk beldesi haline geleceğini Resûlullah 977
yıl önce haber vermişti. Başta Buhari olmak üzere sahih hadis
kaynaklarının verdiği bilgiye göre, Kıbrıs ile alâkalı Hz.
Peygamber'in müjdesini sahabeden Enes bin Mâlik şöyle naklediyordu:
"Hz. Peygamber, benim halam ve kendisinin de süt teyzesi olan Ümm-i
Haram'ın ziyaretine geliyordu. Bir gün yine ziyarete gelmişti. Yemek
yedikten sonra uyudu ve uykudan kalkınca gülümsemeye başladı. Halam,
"Seni ne güldürüyor?" diye sorunca, şu mu‘cizâne haberi verdi:
"Rüyamda bana ümmetimden bir kısım mücâhidlerin şu gök deniz
ortasında, padişahların tahtlarına kuruldukları gibi, gemilere
kemâl-i ihtişamla binerek Allah yolunda deniz harbine gittikleri
gösterildi de ona gülüyorum."
Bu cevap karşısında şaşıran Halam Ümm-i Haram niyaz etti ki: "Dua
ediniz ben de onlarla beraber olayım."
Tekrar uykuya dalan ve yine tebessümle uyanan Hz. Peygamber'e Hala
Sultan tekrar sordu: "Neden gülüyorsun?" Bu sefer cevap İstanbul'un
fethini müjdeliyordu:
"Bu defa da ümmetimin gazilerinin kara yoluyla Allah yolunda gazaya
gittikleri gösterildi." Bu sefer de Ümm-i Haram, "dua ediniz, Allah
beni bu gazilerler beraber eylesin" deyince, cevap çok açık ve
mânidardı:
"Hayır, sen önceki deniz gazilerindensin." Ve gerçekten Ümm-i
Haram, Hz. Muâviye'nin fiam valiliği zamanında, kocası Übâde bin
Sâmit ile birlikte Kıbrıs'a çıkan deniz gazilerinin arasında yer
alıyordu. Ancak Kıbrıs adasına denizden çıkıldığı sırada Ümm-i
Haram, bindirildiği katırdan düşerek gazâ yolunda şehîd olmuştu ve
artık Kıbrıs adasının manevî fatihi ve sahibi Kıbrıslıların
ifadesiyle Hala Sultan kalıyordu[1].
II-Kıbrıs'ın
Osmanlılar Tarafından Fethedilmesi Ve Kıbrıs Halkının Hak ve
Hürriyetlerine Gösterilen Saygı
Osmanlı Devleti, hem Akdeniz'in içinde ve özellikle de Mısır, Suriye
ve Anadolu'nun arasında bir çıbanbaşı gibi durması açısından
stratejik sebeplerle; hem Ebussuûd Efendi'nin Kıbrıs'ın belli
zamanlarda dar'ül-İslâm statüsüne gelmesi ve bu sebeplerle ve hem de
Kıbrıs'da idareyi elinde tutan idârecilerin hem halka ve hem de
gemicilere zulm etmeleri gibi sosyal sebeplerle, Sokullu Mehmed
Paşa'nın görüşü hilafına, Lala Mustafa Paşa ve Ebussuûd Efendi'nin
görüşlerini esas alarak fetih kararını vermiştir. II. Selim'in
emriyle 977/1570 yılının Mayıs ayında ve Kaptan-ı Derya Müezzinzâde
Ali Paşa komutasında başlayan fetih hareketi, 978/1571 yılının
Ağustos ayında Magosa'nın da ilhak edilmesiyle tamamlanmıştır[2].
Osmanlı Devleti, bundan tam 421 sene evvel fethettikleri Kıbrıs'da
yaptıkları ilk icraat, adanın tapu-tahrir işlemini yaptırdıktan
sonra, ada ahalisi arasında hak ve hukukun hâkim kılınması
gayretleridir. Fetihden önce Venediklilerin bu ada halkına yaptığı
zulümler ve Avrupalıların tasallutu altına girmeleri ve hususan
Rumların istalasına uğradıktan sonra meydana gelen zulümleri hayale
getirip tefekkür etmek şartıyla, Osmanlı Devleti'nin bu ada halkı
arasında nasıl hak ve hukuku hâkim kıldığını, şu iki belgeden
anlamak mümkündür:
III-I.Belge; Kıbrıs Halkının Hukukuna Ri’âyet Ve Adaletle Hükmetmeyi
Emreden Bir Ferman
II. Selim, Kıbrıs'ın fethini tamamladıktan sonra hemen,
Venedikliler devrindeki şiddetli baskı idaresinin izlerini silmiş;
araziye bağlı esaret demek olan feodalite sistemini kaldırmış ve
yerli gayr-i müslimlere meşru dairede tam bir din hürriyeti
tanımıştır. Ada, Kıbrıs Eyaleti haline getirilip Tarsus, Alâiye ve
İçel buraya bağlandıktan sonra, ilk Osmanlı valisi zamanında yapılan
bir nüfus sayımına göre, 120.000 erkek nüfusu bulunan Kıbrıs halkı
arasında hak ve adaletin tesisi için gönderilen 23 Zilhicce
979/1572 tarihli şu ferman, Osmanlı Devleti ve Kıbrıs münasebetleri
açısından tarih içinde parlayan altın bir sayfadır. Belgenin asıl
metnini ve sonra da sadeleştirilmiş şeklini beraber okuyalım:
1 - Fermanın Asıl Metni:
"Kıbrıs çavuşlarından Ali'ye verildi. Fî 23 Zilhicce sene 979
Kıbrıs beglerbegine ve Kadısına ve defterdârına hüküm ki:
Cezire-i Kıbrıs kuvvet-i kâhire-i hüsrevânem ile begile feth olunmuş
memleket olup re‘âyâsına dahi nev‘an za‘f târi olup cezire-i mezbûre
re‘âyâsına zulüm ve te‘addî olunmayup adâlet olunup, eger icrây-ı
şer‘-i şerîfde ve eger tahsil-i emval-i beytülmalde ve eger sâir
tekâlif-i örfiyye ve avârız-ı divaniyeden himâyet ve sıyânet
olunub; takviyet verilmekle memleket ve vilayet eski hali üzere
ma‘mûr ve âbâdân olmak mühimmâtdan olmağın buyurdum ki;
Bu bâbda her biriniz bizzat mukayyed olub tâife-i re‘âyâ beğe
vedâyi‘-i hâlık-ı berâyâdır. Mehmâ emken himâyet ve sıyânet eyleyüb
kimesneye zulm ve te‘addî etdürmeyüb, eğer icrây-ı ahkâm-ı şer‘-i
şerîfde ve eğer mîrî hidemâtda ve eğer beytülmal cem‘ ve tahsilinde
tedrîc ve adâlet ile tutub eyleyesiz. Eyyâm-ı hümâyûn-ı
adâlet-makrûnumda her biri ferâğ-ı bal ve huzûr-ı hâl ile kâr u
kisblerinde olmağla cezire-i mezbûre eski hali üzere ma‘mûr ve
âbâdan ve re‘âyâ ve berâyâsı emn ü emân ve refâhiyyet ve itmi‘nân
üzere olması, nihâyet-i âmâl-i behçetme‘âbımdır.
Bu hususda gereği gibi her birinüz mukayyed olub her vechi ile
şeneldüb ma‘mûr ve âbâdân olması bâbında mesâ‘i-i cemilenüz vücuda
getürüb bâb-ı ikdâmda dakika fevt eylemeyesiz. fiöyle ki, re‘âyâya
zulm ve te‘addî olunub fevkal-hadd tekâlif ile müte’ezzi olmağla
mâbeynlerine tefrika ve ihtilâl verüldüği istimâ‘ oluna, beyân
olunan gadrinüz kabul olmak ihtimâli yokdur. Âna göre gaflet
eylemeyesiz"[3].
2 - Fermanın Sadeleştirilmiş şekli
"Kıbrıs beylerbeyi, kadısı ve defterdârına hüküm;
Kıbrıs adası beyim vasıtasıyla fethedilmiş bir memlekettir. Yeni
fethedildiğinden ahali, kısmen zayıf düşmüştür. Ada ahalisine zulüm
ve haklarına tecavüz olunmayıp adaletle hareket edilmek; ister şer‘î
hükümlerin yani İslâm hukukunun tatbikinde ve ister hazine
gelirlerinin tahsilinde azami titizlik göstermek ve gerekse örfî ve
divanî vergilerden ada ahalisini muaf tutarak ahaliyi koruma yolunu
takip etmekle, adanın güçlenmesine çalışmak ve adayı eski hâli üzere
ma‘mûr kılmak en önemli hizmetlerdendir.
Bu sebeple buyurdum ki, her biriniz azami dikkat gösterip zulüm
etdirmeyesiz ve haklara tecavüze müsaade etmeyesiz.
Gerek İslâm hukukunun hükümlerini icrada, gerek hazineye ait vergi
gelirlerinin tahsilinde ve gerekse devlet hizmetlerinin
görülmesinde, adalet ve tedrîcilikle hareket edip ahaliye tefrika ve
ihtilal verebilecek hallerden kaçınasız.
Adaletle dolu olması gereken benim saltanat günlerimde ahalinin her
ferdi, gönlü hoş ve huzurlu olarak iş ve kârına devam eyleye, eski
halleri aynen koruna, ma‘mûr kalalar.
Mezkûr adanın şen ve ma‘mûr, ahalisinin ise emniyet, refah ve
itminan içinde olması, en güzel emelimdir.
Bu hususa gereği gibi dikkat edesiz. Her açıdan adanın şen ve ma‘mûr
olması için güzel gayretler gösteresiz. Üzerinize düşeni yapmakda
dakika fevt etmeyesiz. şöyle ki, ahaliye zulüm ve haklarına tecavüz
olunarak güçlerinin üstünde vergiler yüklenerek rahatsız
edildikleri ve aralarına tefrika ve ihtilal verecek davranışlara
girildiği tarafımdan duyula, gadr ve zulmünüzün kabul edilmesi
ihtimali asla mevcut değildir. Âna göre gaflet eylemeyesiz."
IV-II.Belge; Kıbrıs Kanunnâmesi Ve Venediklilerin Zulmüne Karşılık Osmanlı
Devletinin Vergi Adaleti
Osmanlı Devleti, bu fermanı göndermekle de kalmamış ve Kıbrıs'da
adaletin tam tesisi ve Venediklilerin vergi adaletsizliklerinin
ortadan kaldırılması için gereken bütün hukuki düzenlemeleri de
yapmıştır. İslam hukukunun tatbiki yanında, özellikle haracî arazi
vergilerinin düzenlenmesi ile alâkalı olarak 980/1572 tarihli
Kıbrıs Adası Kanunnâmesi hazırlanmıştır. Biz bu kanunnâmeyi uzun
uzadıya zikredecek değiliz. Ancak Kıbrıs'daki vergi adaletini
sağlayan giriş mahiyetindeki kısmını özetleyeceğiz. Diğerlerininin
ise, orijinalini vermekle yetineceğiz:
Kıbrıs Kanunnâmesi'nin Mukaddemesi:
"Venedikli kâfirler zamanında Kıbrıs ahalisinin mahsulatından,
bazılarından altıda bir; bazılarından beşte bir; bazılarından dörtte
bir ve bazılarından da üçte bir alınıyordu.
Ada halkı arasında Farikoz denen bir gurup haftada iki gün beglerine
ve toprak sahiplerine çalışmakla mükellefdi.
Ahali ve büluğa eren gençler, 60, 80, 90 akçe arasında değişen maktu
vergilerini verdikden sonra kendileri, oğulları ve kızları için
ayrı ayrı tuz hakkı adı altında ayrıca beşer akçe verirlerdi.
Ziraat edilen arazilerden kesin olarak üçte bir ürün alınırdı.
Ahalinin kısrağı katır doğursa 60 akçe; tay doğursa 25 akçe;
inekleri doğursa beş akçe; her koyun ve kuzudan bir akçe alınırmış.
Limasol ve Odime kazalarında mahsulatdan üçte bir aldıktan sonra her
dönüme 1.5 akçe dönüm resmi verirlermiş.
Bütün bu vergiler kaldırılmış ve yerine daha hafif olan şu şer‘î
vergiler konmuştur:
Parikoz denen grup haftada bir gün devlet hizmetlerini ifâ edecek:
Ürünlerinden üçte bir yerine beşte bir haraç verecekler; harac-ı
muvazzaf denilen şer‘î vergileri 30'ar akçe olacak; cizye olarak da
mükellef olanlardan durumuna göre 100, 80 veya 60 akçe alınacak;
koyun zekâtı da iki koyuna bir akçe olacaktır.
Kıbrıs adası böylece tahrir edilmiş; vergileri kanunla tayin
olunmuştur. Kanuna aykırı olarak ahaliden kimseden bir habbe nesne
taleb olunmayacaktır.
980/1572 - İSTANBUL."[4].
İşte üç asır bu adayı Osmanlı Devleti'ne bağlayan sır, hak ve
adaletin kaynağı olan İslâm hukuku ve buna dayanılarak hazırlanan
âdil kanunlardı. 1878'de Osmanlı Devleti'nin adadaki hakimiyeti
sarsılalıdan beri adada huzurun temin edildiğini söylemek mümkün
değildir.
Bugünkü hâle nasıl gelindiği de herkesin malumudur. Üçyüz sene
adayı adalet ve hakkaniyetle idare eden müslüman ecdadımızın, burada
tesis ettikleri vakıflar ve benzeri ebediyete adanmış müesseselerle
ada toprağına attıkları müslüman Türk damgasının, şimdi idareyi
elinde bulunduran Türk ve Kuzey Kıbrıs yetkililerince silinmemesini
ve bu konuda daima adaleti baltalamış ve hakkı çiğnemiş olmakla
şöhret kazanan Avrupalıların oyunlarına gelmemelerini, şanlı
ecdadın torunları olarak istemek, herhalde en tabiî hakkımız olsa
gerektir. Aksi takdirde, Kıbrıs'ın İslâm beldesi olacağını
müjdeleyen Resûlullah'ın ruhu rahatsız olacak ve Osmanlı şehidleri
de sizlere "Sizi gidi mirasyedi ve sorumsuz çocuklar..." diye sitem
edecektir.
|
979/1572 Tarihli Ferman
Kıbrıs Kanunnâmesi
|
|
 |
[1] Tecrîd-i Sarîh Tercümesi, c. 12, sh. 279-281; Bedîüz-zaman, Saîd
Nursî, Mektubât, 96.
[2] Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, c. III, I. Kısım, sh.
9-15.
[3] B.O.A, Mühimme Defteri, No: 12, sh. 641.
[4] Ankara Tapu Kadastro Genel Müd. Kuyûd-ı Kadime Arşivi, Defter
No: 64, sh. 1-5.
|