|
II. Abdülhamid Han'ın Yahudiler'in
Filistin’e Yerleşmesini Yasaklayan Bir İradesi
Prof .Dr. Ahmed Akgündüz |
Yüce Ecdadımız, Yahudilerle olan münasebetlerinde, Kur'anın şu
düstur ve ikazını gözden uzak tutmamıştır.
"Andolsun ki, Yahudilerle Müşrikleri, mü'minlere düşmanlık
bakımından insanların en şiddetlisi bulacaksın.” [1].
Osmanlı Devleti başta olmak üzere bütün müslüman Türkler'in ezer
düşmanları, daima lehimize olan ve iftihar vesilesi kabul edilmesi
gereken tarihî hakikatlari ters çevirerek aleyhimize kullanmışlar ve
tarihi maalesef tahrif etmişlerdir. Osmanlı Devleti'nin Filistin'le
olan alâkaları da bunlardan biridir. Osmanlı Devleti'nin Filistin
topraklarında uyguladığı, hukukî ve siyasî nizamı bilmeyenler, Arap
dünyasının üzerine çökmüş olan bütün felâketlerin Osmanlı
hakimiyetinin kötü bir yadigârı olduğunu savunmaktadırlar. Halbuki
vak'a tam tersidir. Kuvvetle Filistin topraklarına yerleşmenin
imkânsızlığını gören Yahudiler, Osmanlı'ya karşı para silâhını
kullanırlarsa da, Padişah'tan aldıkları cevap bu silâhın da
teptiğini göstermektedir:
"Ben bir karış dahi olsa toprak satmam; zira bu vatan bana değil
Osmanlı milletine aittir. Milletim bu toprakları kanlarını dökerek
kazanmışlardır. Ne ile aldıysak onunla geri veririz[2].
Osmanlı Devleti, Yahudiler'in bu topraklara yerleşme arzusuna karşı
çok önemli hukukî tedbirler almıştır. Biz bunları kısaca zikredecek
ve özellikle Il. Abdülhamid'in bir iradesi üzerinde duracağız.
Birincisi: Osmanlı Devleti Yahudiler'in bu topraklara sığınmaması
için evvelâ Filistin topraklarının hukukî statüsünü 18 Recep 1287/
1871 tarihli İrade-i Seniyye ile bu araziyi belirleyip mîrî yani
devlet arazisi haline getirmiştir[3]. Ancak % 20'si yine mülk arazi
şeklinde devam ettiği için Yahudiler bu. kısımdan koparabildiklerine
yerleşebiliyorlardı. İkinci Abdülhamid tahta geçer geçmez 25
Rebiülâhir 1308/1883 tarihli iradesini neşretti: Bu hukukî düzenleme
ile Filistin Arazisi hakkındaki muhtemel kanunî boşlukları
doldurarak Yahudiler'e mülk satışını dolaylı olarak engellemiş
bulunuyordu[4]. Bir taraftan da hazine-i hâssadaki şahsî mal
varlığıyla Filistin'de mümkün olduğu kadar çok toprak satın alarak
bu kapıyı kapamaya gayret gösteriyordu[5].
İkincisi: Alınan tedbirlere rağmen Filistin arazisine olan Yahudi
akını tam önlenemeyince II. Abdülhamid Sadaret'in ve Meclis-i
Mahsûs'un basiretsiz ve ileriyi göremeyen rapor ve mazbatalarına
rağmen Yahudi meselesini önemli ölçüde çözecek bir İrâde-i Seniyye
neşretmiştir. Bu "İrâde-i Seniyye”yi aynen nakledecek ve kısa bir
tahlilini yapacağız.
İçlerinde Ahmed Cevdet Paşa'nın da bulunduğu Sadrazam Muhammed Sâlih
Kâmil paşa başkanlığındaki Meclis-i Mahsus, Filistin topraklarındaki
Safed kazasına turist olarak gelen 400 ve Hayfa'ya gelen 40
Yahudi'nin Osmanlı tâbiiyyetine alınması yolundaki mazbatalannı 20
Zilhicce l308/l4,Temmuz 1307/1891 tarihinde Sadaret'e arz
ederler[6]. Sadaret de bu mazbatayı aynı tarihli ve Kâmil Paşa
imzalı bir Tezkere ile Padişah'a takdim eder[7]. padişah Abdülhamid
ise fevkalâde bir basiret ve ileri görüşlülükle konuyu şu
iradesiyle vuzuha kavuşturur:
“Yıldız Sarayı Hümâyûnu Baş Kitâbet Dairesi,
Beyrut Vilâyeti dahilinde Safed Kasabasında bulunan ve Hayfa'ya 440
(Dört yüz kırk) ecnebî Musevinin istidâları vechile Tâbi'iyyet-i
Devlet-i Aliyye'ye kabulleri istîzânın hâvi resîde-i dest-i ta'zim
olan 20 Zilhicce 1308 tarihli tezkere-i Sâmiye-i sadâret-penâhileri
manzur-i alî oldu. Musevîlerin Kudüs civarında içtima' ve iskân
etmeleri, ileride orada bir Musevî hükümetin teşekkülünü intâc
edebileceği müâbesesiyle kat'â câ'iz olmaktan başka; zaten Memâlik-i
Şâhâne arâzi-i hâliyeden ma'dûd olmadığına ve medenî Avrupalıların
memleketlerinden tardetdikleri eşhâsın Memalik-i Şahâneye kabulüne
bir sebep olmayıp, hususuyla ortada bir Ermeni Fesâdı mevcûd iken bu
suret aslâ câiz olmayacağına nazaran ne merkûmenin ne de sair
Musevilerin kabûl olunmayarak Amerika'da iskân etmek üzere geri
gönderilmeleri zımnında ba'demâ ayrı ayrı ma'ruzâta hâcet kalmayacak
sûrette Meclis-i Vükelâca umumî bir karâr ittihâzıyla bâ-mazbata
"arz ve istizân-ı keyfiyyet olunması muktezâ-ı irâde-i Seniyye-i
Cenâb-ı Hilâfet-penâhî'den bulunmuş ve binaenaleyh Tezkere-i Sâmiye-i
Vekâlet-penâhîleri takımıyla iâde edilmiş olduğundan ol bâbda emir
ve fermân Hazret-i Men Lehü'l emrindir.
21 Zilhicce 1308 (15 Temmuz 1307 (1891))
Ser-kâtib-i Hazret-i Şehriyârî Süreyyâ"[8].
|
Fermanın Orijinali
|
|
 |
Bu tarihî belgede, Filistin topraklarına yerleşmek isteyen
Yahudiler'e şu gerçeklerle karşı çıkıldığı anlaşılmaktadır:
a) Yahudiler'in Kudüs başta olmak üzere Filistin topraklarına
toplanmaları ve orada yerleşmek istemeleri, bir Yahudi Devleti kurma
amacını gütmektedir. Buna engel olmak kesinlikle şarttır. Zaman,
Osmanlı Devletini ve onun basiretli Padişahını haklı çıkarmıştır.
b) Osmanlı toprakları her isteyenin yerleşebileceği boş topraklar
değildir. Ya özel mülkiyet konusudur ya vakıf arazidir ya da devlet
arazisidir. 1278 tarihli irade bu noktadan önem taşımaktadır.
c) Kendilerini bütün âleme medenî milletler olarak ilân eden
Avrupa'lıların memleketlerinden kovdukları Yahudiler'i Osmanlı
ülkesine almanın haklı bir gerekçesi ve mânâsı yoktur. Hiçbir hukuk
kaidesi ve insanlık da bunu gerektirmez.
d) Osmanlı ülkesinde asırlar boyu gözetlenen Ermeniler Devletin
başına belâ olmuştur. Ortada bir Ermeni fesadı varken, bir de
Yahudiler'i kabul etmek devletin geleceği açısından tehlikelidir.
Gerçekten l. Dünya Savaşı ve onu takip eden tarihlerde Yahudiler, en
az Ermeniler kadar fesada sebep olmuşlar ve Ulu Hakan Abdülhamid'i
bu sözünde haklı çıkarmışlardır.
Bütün bu sebeplerle artık hiç bir Musevî Osmanlı vatandaşlığına
alınmayacak ve Yahudiler'in Osmanlı ülkesine yerleşmelerine asla
müsaade edilmeyecektir.
Üçüncüsü: II. Abdülhamit bununla da yetinmeyerek başta Filistin
toprakları olmak üzere bütün Osmanlı Devleti topraklarında
Yahudiler'e toprak ve mülk satışını yasaklamıştır.
Dördüncüsü: İttihat ve Terakki hükümeti tarafından çok zor anlaşılan
II. Abdülhamid'in haklı siyaseti kısmen devam ettirilerek, 29 Şevval
1332/7 Eylül 1330 tarihinde (1911 Tarihinde) "teb'a-i ecnebiyye"nin
Arazi Kanunu'nun hakk-ı karâr ve ihya'-ı mevâtı (ölü toprakların
ihyası)na ait 78. ve 103. maddeleri hükümlerinden
yararlanamamalarına dair "Şûrâ-yı Devlet Kararı" yayınlanmıştır.
Böylece Yahudiler'in bu yolla da olsa Filistin topraklarına
sığınmaları engellenmek istenmiştir[9].
Özetle, Filistin'i devlet garantisi ile koruyan Osmanlı Devleti,
İttihat ve Terakki ile zayıflayınca, Filistin davası da zayıflamış
ve Osmanlı Devleti yıkılınca o dava da yıkılmıştır. Yahudiler de
maalesef çirkin emellerine kavuştular. İslâm âleminin kendilerini
birbirine bağlayan manevî bağları yeniden canlandırıp bir araya
gelmeleri ve gerçek tarihi öğrenmeleriyle meseleler hâl yoluna girer
kanaatindeyiz.
[1] Kur’an, Mâide Sûresi: 82. Ayet
[2] Öke, Mim Kemal, Il. Abdülhamit, Siyonistler ve Filistin
Meselesi, İstanbul, 1981, s. 76 vd.
[3] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade-Meclis-i Vâlâ, N 20714/1-4.
[4] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, a.g.e., No, 33356.
[5] Öke, a.g.e., s. 141-143.
[6] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, a.g.e., N. 5276.
[7] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, a.g.e., N. 5276.
[8] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, a.g.e., N. 5276.
[9] Karakoç, Serkiz, Tahşiyeli Kavanin, 1/270-271.
|