|
Ercüment KURAN *
1. 1877-1897 DÖNEMİ
Osmanlı İmparatorluğu anavatanları Orta Asya' dan batıya göçeden
Türk boylarının Anadolu'da kurdukları bir beyliğin Avrupa, Asya ve
Afrika'da genişlemesiyle meydana gelmiştir. Çeşitli soy, dil ve dine
mensup kavimler, İslamiyet’in gerektirdiği hoşgörülü idare
sayesinde, İmparatorluk tebaası olarak asırlarca huzur içinde
yaşamışlardır. Bilindiği gibi, Fransız İhtilali XVIII. asır sonunda
milliyetçilik cereyanını dünyaya yaymıştır. Bu cereyan tesirini
Osmanlı İmparatorluğu'nda da gösterdi. Nitekim, Balkanlardaki
Hıristiyan topluluklardan Sırplar, Yunanlılar, Rumenler ve
Bulgarlar, yabancı devletlerin de kışkırtmaları neticesinde, meşru
hükümdara karşı ayaklandılar. Yunanlıların 1830'da ayrı devlet
kurmaları, Sırplar, Rumenler ve Bulgarların muhtariyet yolunda
ilerlemeleri Ermeniler için de özendirici oldu. Ancak Ermeniler
Balkan kavimlerinin aksine, İmparatorluğun her tarafına dağılmış
bulunuyorlardı. Daha yoğun olarak yaşadıkları Doğu Anadolu'da bile,
Müslümanlara nispetle azınlıktaydılar. İstanbul ve diğer şehirlerde
yerleşmiş Ermenilerin çoğu ticaretle uğraşırlar ve zengin bir zümre
teşkil ederlerdi. Bunlar, XIX. asrın ikinci yarısına kadar,
''millet-i sadıka'' olarak tanınmışlardı.
1839'da Gülhane Hattı'nın ilanından sonra, Ermeni cemaatinde canlı
bir ıslahat hareketi görüldü. Eğitim seferberliğine girişildiği gibi
merkezde ve taşrada Ermenice gazeteler çıkarıldı. Ermeni Gregoryen
cemaatinin dini reisi olan Patriğin danışma meclisi de yeniden
düzenlendi. Böylece, 1847 yılında, on dört üyeli Ruhani Meclis ile
yirmi üyeli yüksek Meclis kuruldu. Ticaret ve sanat erbabından
teşekkül eden bu ikinci meclis zamanla cemaatin en nüfuzlu
müessesesi haline geldi. Babıali'nin 1863 Martı'nda tasdik ettiği
bir nizamname ile de Ermeniler umumi meclis tarafından seçilen ve
din işleri yanında, eğitim, sağlık, evkaf, vergi ve kısmen adalet
işlerinin daimi komisyonlarca yürütülmesini sağlayan bir Teşkilat
Kanunu'na kavuştular.
Ermenilerin Osmanlı Devleti'nden ayrılma isteğinin ilk açık
belirtisi 1878 Osmanlı-Rus Harbi sonunda ortaya çıktı.
Gerçekten;-Ermeni Patriği Nerses Varjabedyan, Türklerin kahramanca
direnişini Plevne'de kırdıktan sonra Yeşilköy'e kadar ilerleyen Rus
ordusunun başkumandanlık karargahına gitmiş ve Rus Çarı'nın
himayesinde Doğu Anadolu'da bir Ermeni devleti kurulmasını teklif
etmiştir. Patriğin teklifi Rusya'nın menfaatine uygundu. Bu
sebepledir ki, 1878 Martı'nda imzalanan Ayastafanos Andlaşması'nın
16. maddesi Doğu Anadolu'da Ermenilerin oturduğu yerlerde ıslahat
yapılmasını şart koşuyordu. Antlaşma yürürlüğe girmemiştir. Çünkü,
Rusların Osmanlılara karşı kazandığı zafer Yakın Doğu'da
devletlerarası dengeyi bozmuştu. İngiltere'nin müdahalesi
neticesinde 1878 Haziran’ında toplanan Berlin Kongresi, bir ay süren
çetin müzakereden sonra, 13 Temmuz 1878'de, Berlin Barış
Antlaşması’nın imzalanmasıyla sona erdi. Osmanlı Devleti'ne daha az
fedakarlık yükleyen bu antlaşmasının 61. maddesi;
''Babıali, ahalisi Ermeni bulunan eyalatda ihtiyacat-ı mahalliyenin
icab ettirdiği islahatı bilatehir icra ve Ermenilerin... huzur ve
emniyetlerini temin etmeği taahhüd eder ve arasıra bu babda ittihaz
olunacak tedabiri devletlere tebliğ edeceğinden, düvel-i
müşarunileyhin tedabir-i mezkurenin icrasına nezaret
eyleyeceklerdir.'' hükmünü getiriyordu.1
Ermeniler, Doğu Anadolu' da müstakil bir devlet kurmak hayaliyle,
Avrupa ve Amerika'da teşkilatlanarak yoğun propaganda faaliyetine
giriştiler. Vanlı bir Ermeni olan Portakalyan'ın 1885'de Marsilya'da
neşre başladığı Armenia gazetesi Ermeni davasını Batı halk efkarına
tanıtmada tesirli oldu. Ermenilerin İngiliz taraftarlarıyla
İngiltere’ de, 1888 yılında, kurdukları “Anglo-Armenian Comittee''de
çalışmalar sürdürdü.
Bazı genç Ermeniler sırf propaganda ile hedefe varılamayacağı
düşüncesindeydiler. Onlar, milliyetçiliğin yanısıra, o zamanlar
Rusya'da moda olan şiddet taraftarları marksist ihtilalcilerin
tesirinde kalmışlardı. Avetis Nazarbekyan'ın 1877'de Cenevre'de
arkadaşlarıyla kurduğu Hınçak Derneği müstakil ve sosyalist
Ermenistan'ın ancak tedhiş yoluyla gerçekleşeceğine inanıyordu.
Benzeri bir dernek, Daşnaksutyun adı altında, 1890' da Tiflis'te
teşekkül etti. Daşnaksutyun aslında bir ihtilalci federasyon olup,
başlangıçta Hınçak Derneği de buna katılmıştı. Lakin az sonra Hınçak
grubu, fikir uyuşmazlığı sebebiyle, federasyondan ayrıldı ve hemen
fiiliyata geçti.
Nazarbekyan'ın adamlarından Ruben Hanazad 1889 Temmuzu'nda
İstanbul'a gelmiş ve oradan Anadolu'ya giderek çeşitli şekillerde
Hınçak derneğine bağlı gizli ihtilal hücreleri kurmuştur. 1890
Haziranı'nda Erzurum'da patlak veren Ermeni ayaklanmasında Hınçak
derneğinin her ne kadar tesiri olmamışsa da, Dernek hadiseyi
Avrupa'da istismar etmiştir. Ermenilerin Kumkapı'da 15 Temmuz 1890
günü yaptıkları mümayiş doğrudan doğruya Hınçakların eseriydi. Ne
var ki, İstanbul' da yabancı devlet temsilcilerinin gözü önünde
cereyan eden bu kanlı vaka da büyük devletleri harekete geçirmedi.2
Avrupa'nın dikkatini üzerlerine çekmek için Ermeni ihtilalcilerin
geniş çapta bir hadise yaratmaları gerekiyordu. Güneydoğu Anadolu'da
Siirt'in Sasun kazasında 1894 Ağustosu sonunda çıkan isyan onlara bu
fırsatı verdi. Hınçak derneğinin bölgeye gönderdiği tahrikçiler
Ermenileri kışkırtmışlar ve asilere karşı müslüman halkın tepki
göstermesini sağlamışlardır. Padişah II. Abdülhamid'in 1891 yılında
yerli aşiretlerden teşkil ettiği Hamidiye süvari alayları isyanı
kısa zamanda bastırdı. Fakat Avrupa'da hususiyle İngiltere'de
Türkler aleyhine şiddetli bir kampanya başlatıldı. 25 kadar köyün
tahrip edildiği ve 10-20.000 civarında Ermeni'nin öldüğü iddia
olunuyordu.3
Sultan Abdülhamid, isyanın çıkış sebeplerini araştırmak ve suçluları
tesbit etmek üzere, bir tahkik komisyonu kurulmasını kararlaştırmış,
soruşturmanın adaletle yapıldığında şüphe bırakmamak maksadiyle de,
bir konsolosun Komisyona katılmasını A.B.D.'den istemiştir. Amerikan
hükümeti bu isteği kabul etmedi. Fakat, İngiltere'nin Erzurum'da
konsolos bulunduran devletlerin Komisyona birer temsilci yollamasına
dair teklifi Babıali'ce uygun görüldü. İngiliz, Fransız ve Rus
temsilcilerin de katıldığı tahkik komisyonu 1895 Ocak ayından
Temmuz'a kadar çalıştı. Komisyonun hazırladığı 20 Temmuz 1895
tarihli rapor Ermenilerin suçluluğunu açıklamakta ve katliama
uğramadıklarını belirtmekteydi.İngiliz temsilcisinin bir muhtırasına
göre de, isyanda Ermenilerden ölenlerin sayısı 900'ü aşmamaktaydı.4
Buna rağmen, büyük devletler işin peşini bırakmadılar. Daha Komisyon
çalışmaları devam ederken, 1895 Nisanı ortasında, İngiltere Fransa
ve Rusya'nın İstanbul'daki büyükelçileri, İngiliz hükümetinin
teşebbüsüyle bir araya gelerek, Berlin Andlaşması'nın 61. maddesi
gereğince Doğu Anadolu'nun altı vilayetinde, yani Erzurum, Bitlis,
Van, Sivas, Harput ve Dıyarıbekir'de, yapılacak ıslahatın esaslarını
tesbit çalışmalarına başladılar. Üzerinde anlaştıkları metni
Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya elçilerine bildirip onların
da muvafakatini aldıktan sonra, bir notaya ekli olarak, 11 Mayıs
1895' de, Babıali'ye sundular. Altı vilayette merkezin idari,
askeri, mali ve adli yetkilerini sınırlandıran ve Ermenilere imtiyaz
tanıyan kırk maddelik Islahat Projesine Babıali'nin cevabı gecikti.
Padişah Rumeli'de Hıristiyanlara tanınan hakların kötüye
kullanıldığı ve yabancı devletlerin müdahalesine vesile teşkil
ettiğini unutmamıştı. Bu itibarla, Doğu Anadolu'yu
''balkanlaştıracak'' imtiyazların Ermenilere verilmesine razı
olamazdı.
Babıali'nin 3 Haziran 1895 tarihli cevabi notasında, yapılacak
ıslahatın Osmanlı tebaasının yalnız bir kısmı değil, fakat bütünü
için geçerli olması gerektiği bildiriliyor, kanunların adaletle
tatbik edileceği, göçebe aşiretlerin disiplin altında tutulacağı,
idari makamlarla jandarma ve polis teşkilatına, Müslümanlardan
başka, her vilayetin Müslüman ve Hıristiyan nüfusu nisbetinde
Osmanlı tebaası Hıristiyanların da tayin olunacağı açıklanıyordu.5
İngiltere hükümeti Babıali'nin cevabından memnun kalmadı. Ermeni
meselesi İngiltere, Rusya ve Fransa arasında Batılı tarihçilerin
''Ermeni Üçlü Andlaşması'' diye adlandırdıkları bir ittifakın
meydana gelmesini sağlamıştı. İngiltere'de 1894 Martı'nda başbakan
olan Lord Rosebery'nin gayretiyle kurulan bu ittifak devletlerarası
dengeyi bozabilecek bir gelişmeydi. Zira, Alman Şansölyesi
Bismarck'ın 1890 Martı'nda iktidardan düşmesinden sonra Avrupa'da
önemli siyasi değişiklikler vukuu bulmuş, Almanya,
Avusturya-Macaristan ve İtalya'nın 1887'de teşkil ettikleri Üçlü
İttifak 1891 yılında uzatılmışsa da, Fransa ile Rusya arasında 4
Ocak 1894'de İkili İttifak'ın imzalanması üzerine, Avrupa'da
1871'den beri hakim olan Bismarck sistemi yıkılmıştı. İkili İttifak
Almanya'ya karşı yapılmış olmakla beraber İngiltere'yi de tehdit
ediyordu. Çünkü, Kırım Harbi ertesinde hızla sanayileşen Avrupa kıta
devletleri Asya ve Afrika'da sömürge edinmeye giriştiklerinde
karşılarında İngiltere'yi bulmuşlardı. Bu husus Rusya ve Fransa için
de geçerliydi. Büyük devletler arasında meydana gelen yeni bloklaşma
İngiltere'yi müttefiksiz bırakmıştı. Her ne kadar İngiltere 1887'de
İtalya ile, Akdeniz'de işbirliği yapmak maksadıyla bir anlaşma
imzalamışsa da, Üçlü İttifak'a bağlı olan bu devlet müttefiki
Almanya'nın sözünden dışarı çıkamıyordu. Rosebery'in Fransa ve Rusya
ile ''Ermeni Üçlü Andlaşması''nı gerçekleştirmesi Ermeni davasını
desteklemenin ötesinde İngiltere'yi yalnızlıktan kurtarmak ve İkili
İttifak'a yanaşmak gayesi güdüyordu.
Babıali'nin büyük devletlere boyun eğmeyişi, halk efkarının ağır
baskısı altında bulunan İngiliz hükümetini zor durumda bıraktı.
Rosebery Babıali'nin Ermenilere daha çok imtiyaz tanıması için,
Rusya'nın yardımını sağlamayı denedi. Londra'da aldığı talimat
üzerine, İngiltere'nin Petersburg Büyükelçisi Sir Frank Lascelles, 4
Haziran 1895'de Rusya Hariciye Nazırı Prens Lobanov ile görüşerek,
Ermeni meselesinde Babıali'ye baskı yapılmasını teklif etti. Lobanov
ise Padişah'a sunulan ıslahat projesinin ültimatom mahiyetinde
olmadığını, bu sebeple de Rusya'nın hiçbir zorlayıcı tedbirin
tatbikine katılamayacağını bildirdi.6
Bu kesin cevap ''Ermeni Üçlü Anlaşması"nın güçsüzlüğünü ortaya
koyuyordu. Rusya Osmanlı Devleti aleyhine girişilecek her teşebbüsün
İngiltere'nin menfaatine olacağını idrak ediyor, şimdilik Yakın
Doğu'da statusquo'nun devamını uygun görüyordu. Lobanov,1894
Sonbaharı'nda başlayan Çin-Japon Harbi'nin 1895 Nisanı'nda
Japonya'nın zaferiyle neticelenmesinden sonra Uzak Doğu'da siyasi
dengenin bozulmasından faydalanarak, Rusya'nın Mançurya'da
genişlemesi siyasetine öncelik tanıyordu.
İngiltere Ermeni meselesinde Fransa'nın yardımına da güvenemezdi.
Çünkü, bu devlet hayati menfaatlerine zarar verecek konular dışında,
müttefiki Rusya'nın görüşüne aykırı bir davranıştan dikkatle
kaçınmaktaydı.
Ermeni ihtilalciler Sasun isyanını düzenleyerek Ermeni davasına
milletlerarası boyut kazandırmaya çalışmışlar, fakat umdukları
neticeyi elde edememişlerdi. Büyük Devletlerin fiili desteğini
sağlamak için yeni bir hadise yaratmalıydılar. Bu maksatla
Ermeniler, 30 Eylül 1895 günü, İstanbul’da Babıali'ye bir yürüyüş
yaptılar. Yürüyüşü Hınçak Derneği düzenlemiş ve silahlı militanlar
Güvenlik Kuvvetlerine karşı koyarak kan dökülmesine sebep
olmuşlardır.
Avrupa devletleri Ermenilerin bu hareketi üzerine tekrar teşebbüse
geçtiler. Nitekim İngiltere, Fransa ve Rusya'nın İstanbul’daki
Büyükelçileri Osmanlı Hariciye Nazırı Küçük Said Paşa'yı Ermeniler
lehine yapılacak ıslahatı görüşmeye davet ettiler. Tarabya'da
Fransız sefaretinin yazlık binasında 13 Ekim 1895'de başlayan
görüşmeler, 20 Ekim 1895 tarihli Islahat Nizamnamesi'nin ilanıyla
sona erdi. Otuz iki maddelik nizamname Ermenilerin Doğu Anadolu' da
yaşadığı altı vilayette vali, mutasarrıf ve kaza kaymakamları yanına
Hıristiyan muavinler tayin edileceği, her vilayette memurların nüfus
nisbetine göre Müslüman ve Hıristiyanlardan seçileceği, halkı
Hıristiyan olan nahiyelerde Meclis azalarının da Hıristiyanlardan
teşekkül edeceği, polis ve jandarmanın halkın nüfusu nisbetinde
müslüman ve Hıristiyan tebaadan olacağı, göçebe aşiretlerin disiplin
altında tutularak iskana teşvik edileceği ve aşarın vergi
müteahhitleri aracılığıyla toplanacağını karara bağlıyordu.
Nizamnamenin sonuncu maddesi, bir Müslümanın reisliğinde eşit sayıda
Müslüman ve Hıristiyan azadan teşekkül edecek bir Daimi Teftiş
Komisyonu'nun Babıali'de kurulması ve yapılacak ıslahatı kontrol
etmesini gerekli görüyordu.
İngiltere, Fransa ve Rusya Büyükelçileri 24 Ekim 1895'de Hariciye
Nezaretine sundukları müşterek nota ile, Islahat Nizamnamesi'ni
memnunlukla karşıladıklarını bildirmişlerdir .7
20 Ekim 1895 tarihli nizamname Babıali'nin 3 Haziran 1895'de büyük
devletlere verdiği cevabı notada vaadedilen ıslahatı epeyce
genişletmiş olduğu halde, Ermeni ihtilalciler bunu yeterli
bulmadılar ve müstakil Ermenistan kurulması için, propaganda ve
tahrik faaliyetini sürdürdüler. İngiltere'de Liberal Rosebery 1895
Haziranı'nda iktidardan düşmüş, yerine Muhafazakar Salisbury
gelmişti. Salisbury 1876 Aralık ayında İstanbul'da toplanan Tersane
Konferansı'na İngiltere temsilcisi olarak katılmış ve Osmanlı
Devleti'ni Rusya'ya karşı desteklemişti. O bu devletin çökmeye
mahkum olduğuna inanıyor, yakında vukuunu muhtemel gördüğü
parçalamada İngiltere'nin azami pay almasını tasarlıyordu. 1878'de
Kıbrıs'ı, 1882' de Mısır'ı işgal eden İngiltere Fırat nehri vadisini
ele geçirdiği takdirde Hind yolunun emniyetini sağlamış olacaktı. Bu
durumda Rusya'nın İstanbul Boğazı'na yerleşmesi, İngiltere
bakımından mahzurlu değildi. Doğu Anadolu' da İngiltere himayesinde
Ermenistan devletinin kurulması ve Çanakkale Boğazı'nın İngiliz
hakimiyetine girmesi Rusya'nın güneye yayılmasını önlerdi. Bölüşmede
Fransa Suriye'yi, İtalya Arnavutluk'u alabilirlerdi.
Bir İngiliz Filosu, 1895 Kasım’ında, Limni Adası'na gönderildi. Daha
önce, İngiliz hükümeti Avrupa devletlerine başvurarak, bu filoya
katılmak üzere, belli sayıda harp gemisi yollamalarını teklif
etmişti. Müşterek donanma Çanakkale Boğazı'ndan geçip İstanbul önüne
gelecek ve Sultan Abdülhamid'i Ermeni Islahat Nizamnamesi'ni tatbike
zorlayacaktı. İtalya ve Avusturya-Macaristan İngiltere'nin teklifini
kabul ettiler. Lakin Rusya ve Fransa İstanbul'a donanma
gönderilmesine şiddetle karşı koydular. Görüldüğü gibi, Ermeni
davası doğu meselesinin yeniden alevlenmesine sebep olacak bir
mahiyet kazanıyordu.
Bu sırada dikkate değer bir gelişme, Hınçak derneğinin çalışmalarını
yeterli bulmayan Daşnaksutyun'un tedhiş faaliyetinde teşebbüsü ele
almasıdır. Nitekim, 1896 Haziranı'nda Van'da çıkan Ermeni isyanını
Daşnaksutyun düzenlemişti. Daşnakların 26 Ağustos 1896' da İstanbul'
da gerçekleştirdikleri bir baskın bundan da cüretliydi. Osmanlı
Bankası'nın Galata'daki binasını işgal eden tedhişçiler Ermeniler
lehine yapılması kararlaştırılan ıslahatı Avrupa devletleri
büyükelçilerinin garanti etmesini istemişler, aksi halde binayı
içindekilerle birlikte havaya uçuracaklarını bildirmişlerdi.
Tedhişçiler elçilerin aracılığı sonunda işgalden vazgeçtiler ve
Banka Müdürü Sir Edward Vincent'in limanda demirli bulunan yatına
götürülerek yurt dışına çıkarıldılar .Ermeni ihtilalcilerin
baskınına Müslüman halk sert tepki göstermiştir.
İstanbul' da asayiş, yabancı devlet elçilerinin 28 Ağustos 1896 günü
öğleden sonra Babıali'ye nota vermeleri üzerine, yeniden teessüs
etmişti.
Ermeni ihtilalcilerin sebep oldukları hadise Avrupa'da ve en çok
İngiltere' de derin akis uyandırdı. Halk heyecan içindeydi.
Olanlardan sadece Padişah suçlu görülüyor ve tahttan indirilmek
suretiyle cezalandırılması isteniyordu. İngiltere'de düzenlenen
toplantılarda ve gazetelerde hükümetin Osmanlı Devleti'ne harp ilan
etmesinden bile söz ediliyordu. Muhalefet lideri ihtiyar Gladstone,
24 Eylül 1896'da Liverpool'da söylediği bir nutukta, bu devletle
siyasi münasebetlerin kesilmesini ve Padişah üzerinde baskı
yapılmasını teklif etmişti.
Salisbury memleketinde halk efkarını yatıştırmak zorundaydı. Ancak
İngiltere'nin Yakın Doğu'da tek başına hareket etmesi beklenemezdi.
Böylece bu davranış Avrupa'da harp çıkmasına sebep olabilirdi.8 Üçlü
İttifak Devletleri, yani Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya,
Padişahın mevkiinde kalmasına taraftardır. İkili İttifak'ın
İngiltere ile işbirliğine yanaşması, Rusya'nın İstanbul'u,
Fransa'nın da Suriye'yi işgal etmesine razı olmak şartiyle
sağlanabilirdi. Bu aralık durum pek müsaitti: Rusya Hariciye Nazırı
Lobanov 30 Ağustos 1896'da öldürülmüştü; Çar II. Nikola'da Eylül
sonunda İskoçya'da Kraliçe Victoria'yı ziyaret edecekti. Salisbury
ziyaret esnasında Çar ile görüştü ve ona, Padişaha karşı İngiltere
ile anlaşırsa, hükümetinin Rusya'ya Boğazlarda taviz verebileceğini
söyledi. Çarın cevabı oldukça belirsizdir: Boğazlar için ''zamanı
gelince'' uygun bir hal çaresi bulunmasını istediğini, Padişahın
tahttan indirilmesini ise düşünmediğini bildirdi. Bununla beraber,
Çar Ermenilerle ilgili ıslahat tekliflerinin reddi halinde, büyük
devletlerin Babıali'ye baskı yapmasını makul görmekteydi.9
Bu görüşmeden cesaret alan Salisbury büyük devletlerin Hariciye
Nazırlarına, 20 Ekim 1896' da, birer nota gönderdi. Notada Ermeni
meselesine kısaca dokunulduktan sonra, Osmanlı Devleti'nin varlığını
sürdürmesi için ne gibi ıslahat tedbirlerine ihtiyaç bulunduğunu
büyük devlet temsilcilerinin İstanbul'da toplanarak kararlaştırması
teklif olunuyor, söz konusu kararların gerçekleşmesini Babıali
engellediği takdirde büyük devletlerin ''oybirliğiyle alman kararın
nihai olduğu ve karan emirleri altındaki her türlü kuvveti
kullanarak tatbik edecekleri hususunda aralarında önceden kesin
anlaşmaya varmaları'' isteniyordu.10
İngiltere'nin notasını Avusturya-Macaristan ve İtalya hükümetleri
müsbet karşıladılar. Almanya da müştereken alınacak kararlara
uyacağını bildirdi. Üçlü İttifak devletlerinin Sultan Abdülhamid'e
karşı İngiltere ile işbirliğine yatkın 01dukları anlaşılıyordu.
Salisbury'nın giriştiği teşebbüsün akıbeti İkili İttifak
devletlerinin tutumuna bağlıydı. Fransa Hariciye Nazırı Hanotaux 3
Kasım 1896' da Millet Meclisi'nde yaptığı bir konuşmada Osmanlı
İmparatorluğu'nun bütünlüğünü korumasını istediğini açıklamış, fakat
Rusya'nın görüşünü öğrenmeden önce İngiliz notasını cevaplandırmaya
yanaşmamıştı. Rusya'nın kararı ise gecikmekteydi. Çar Nikola
başlangıçta İngiltere'nin teklifini müsait karşılamış, daha sonra
Rusya'nın İstanbul büyükelçisi Nelidov'un hazırladığı bir planın
tesiri altında kalarak fikir değiştirmişti. Petersburg'a izinli
gelen Nelidov planını 30 Kasım 1896 tarihli bir muhtırada
teferruatlı şekilde kaleme almış, 5 Aralık'ta toplanan Çarlık
Meclisi de bu planı kabul etmişti.
Nelidov'a göre, Osmanlı Devleti yakında çökecekti. Milletlerarası
yapılacak bir müdahale Rusya'nın menfaatlerini koruyamazdı. En uygun
hal tarzı, Karadeniz'den bir Rus filosu göndererek İstanbul Boğazı'
nın üst kısmını işgal etmekti. Ancak, Rusya'nın elini çabuk tutması
ve İngiliz donanması İstanbul'a varmadan önce askeri harekatın
tamamlanması gerekliydi. İşgalin gerçekleşmesi ardından,
Akdeniz'deki Rus gemileri diğer devletlerin filolarıyla birlikte
Çanakkale Boğazı'nı geçebilir ve karaya asker çıkarabilirdi. Rusya,
Osmanlı topraklarının bölüşülmesine ancak bundan sonra
katılmalıydı.11
Nelidov , planının tatbikini başlatmak talimatıyla, İstanbul' a
döndü. Fakat, Fransa'nın bir teşebbüsü her şeyi aksattı. Gerçekten
Hanotaux, Rus hükümetine verdiği 12 Aralık 1896 tarihli bir notada,
büyük devletlerin Osmanlı İmparatorluğu'nun mukadderatı hakkında
alacakları kararlarda şu üç şarta uymaları gerektiğini bildirmişti:
1-Osmanlı İmparatorluğu'nun bütünlüğü korunmalıdır; 2- Hiç bir
devlet tek başına hareket etmemelidir; 3- ''Condominium'' olmamalı,
yani iki veya daha çok devlet hakimiyet kurmamalıdır.12
Rus görüşünü Fransız hükümetine kabul ettirmek maksadıyla, 1897 Ocak
sonunda Paris'e gelen yeni Hariciye Nazırı Kont Muraviev Fransız
meslektaşını bu hususta ikna edemedi. Hanotaux Rusya'nın İstanbul
Boğazı'nı ele geçirmesi karşısında İngiltere'nin hareketsiz
kalmayacağını ileri sürmüş ve böyle bir durumda Fransa'nın
tarafsızlıktan ayrılmamasının mümkün olmayacağını açıklamıştı.
Paris'ten sonra Berlin'i ziyaret eden Muraviev Alman İmparatoru II.
Wilhelm ile yaptığı görüşmede, Almanya'nın Yakın Doğu'da
statusquo'nun korunmasına taraftar bulunduğunu öğrenmiştir. Ayrıca
İmparator, İngiltere'nin Çanakkale Boğazını işgal etmeyeceğini Rus
Hariciye Nazırına gizli istihbarat haberi olarak bildirmiştir .
Rusya, müttefiki Fransa'nın desteğini sağlamadan, askeri bir
harekata girişemezdi, Çar Nikola Rus milli ülküsünü gerçekleştirecek
Nelidov planı'ndan mecburen vazgeçti. Bunun üzerine, Rusya'nın
İstanbul Boğazı'nı zaptetmek niyetinde olmadığı, 19 Şubat 1897'de,
Novoie Vremüa Gazetesi'nde neşredilen bir makalede belirtildi.13
Salisbury'nin notasında sözü geçen büyükelçiler Konferansı, 1897
Şubat başında, İstanbul'da toplanarak Doğu Anadolu islahat için
altmış dört sayfalık bir program hazırlamıştı. Bu program Babıali'ye
verilmedi. Zira, Rumların Girit' de çıkardıkları yeni bir isyan
Avrupa'nın dikkatini üzerine çekmiş ve Ermeni meselesi
milletlerarası önemini kaybetmişti. Büyük devletler Babıali'nin
Islahat Nizamnamesi'ni tatbike koymasına razı olmuşlardır. Ermeni
meselesi geçici olarak yatışmış olup ileride tekrar patlak
verecekti. İngiltere'nin Van muavin konsolosu Williams'ın 24 Ocak
1897'de yazdığı gibi, ''Ermeni ihtilalcilerin aptalca suçlu
davranışları devam ettiği müddetçe kargaşalıkların sona ermesi
beklenemezdi''.14
II. OSMANLI-RUS İLİŞKİLERİ ÇERÇEVESİNDE
ERMENİ SORUNU (1912 -1914)
Osmanlı-Rus ilişkilerinin 1912-1914 arasındaki gelişmesini incelemek
önemlidir; çünkü, bu kısa zaman diliminde Doğu Anadolu'nun
mukadderatının tayini söz konusu olmuştur. Bilindiği gibi, 1700'de
imzalanan İstanbul Barış Andlaşması'ndan itibaren Rusya güneye doğru
yayılmış, Karadeniz'in kuzeyini ele geçirdikten sonra, Osmanlı
Devleti aleyhine Balkanlar ve Doğu Anadolu'da toprak kazanmaya
başlamıştır. Rus Çarlığı, 21 Temmuz 1774 tarihli Küçük Kaynarca
Anlaşması ardında, Akdeniz'e inmek gayesiyle, Boğazlar'a hakim olmak
siyaseti gütmüştür. Nitekim 1787-1792, 1806-1812, 1828-1829,
1853-1856 ve 1877-1878 Osmanlı-Rus harpleri hep bu maksatla
yapılmıştır. Osmanlı Devleti Trablusgarp'ta İtalya ile savaş
halindeyken, 1912 Ekimi'nde patlak veren Balkan harbi de Rusya'nın
kışkırtması sonucunda çıkmıştır. Osmanlı ordularının beklenmedik bir
şekilde yenilmesi üzerine, 3 Aralık 1912'de mütareke imzalanmış,
barış andlaşmasına hazırlık olarak, 17 Aralıkta Londra' da
büyükelçiler konferansı toplanmıştır .
Bu sırada Mısır Hidivi'nin hizmetinde bulunan ve Ermenistan
bağımsızlığı için çalışan Bogos Nubar Paşa Avrupa'da Ermeniler
hesabına faaliyete geçti. Ermenilerin 7 Ekim 1912'de Tiflis'te
yaptıkları konferansta alınan karar gereğince, 15 Temmuz 1878
tarihli Berlin Andlaşması'nın 61. maddesinde belirtilen Doğu Anadolu
ıslahatının gerçekleştirilmesi meselesini Londra konferansı
gündemine sokmakla görevlendirilmişti. Ne var ki, Rusya bu karara
karşı çıkmış ve büyük devletlerin Ermeni işine karışmasını önlemeye
azmetmiştir.
1910'lu yılların başında Avrupa devletleri iki bloğa ayrılmış
bulunuyordu. 1894'te Fransa ile Rusya arasında yapılan ittifak,
1907'de İngiltere'nin Rusya ile anlaşması üzerine Üçlü İtilaf'ın
meydana gelmesini sağlamış, buna karşı Almanya, Avusturya-Macaristan
ve İtalya aralarında Üçlü İttifakı kurmuşlardır. XIX. yüzyıl
sonundan beri, Makedonya' da komitelerin yarattıkları huzursuzluklar
dışında, Balkanlar ve Doğu Anadolu' da nisbi bir sükun hüküm
sürüyordu. Rusya Uzak Doğu'da genişleme siyaseti uyguluyor,
Kafkaslar'da da Ermenileri Ruslaştırmaya gayret ediyordu.
Osmanlı Devleti Balkan harbinde yenilince, İstanbul'daki Rus
büyükelçisi De Giers, 9 Aralık 1912'de hükümetine gönderdiği bir
raporda, şimdilik Doğu Anadolu'da Ermenilere ıslahat yapılmasını
sağlamaya çalışmasını, fakat, ıslahatın başarısız kalması halinde,
Rus ordusunun adı geçen bölgeyi işgale hazır bulundurulmasını teklif
etmiştir.15 Aslında Rusya'nın hedefi Doğu Anadolu'da bağımsız Ermeni
devleti kurmak değil, orayı doğrudan doğruya topraklarına katmaktı.
Daha 1895-1896'da Hariciye Nazırı Prens Lobanov-Rostovski Rusya'nın
sınırında ''Ermenisiz bir Ermenistan'' istediğini açıklamıştı.16
Nubar Paşa, 1913 Martı ortasına doğru, Paris'te Rus Büyükelçisi
İsvolski ile görüştü. Bu görüşmede Osmanlı Devleti'nin 20 Ekim
1895'de ilan ettiği ıslahat tasarısında, Avrupa denetiminin kabulü
gibi, Ermeniler lehine bazı değişiklikler yapılması ve yeni
tasarının, Ecmiazin Katolikosu'nun tasvibinden geçtikten sonra, Rus
hükümetine sunulmak üzere büyükelçiye verilmesi kararlaştırıldı. Az
sonra da, Rusya ile iş birliği yapan ihtilalci Ermenilerin Taşnak
Cemiyeti 18 Mart 1913 tarihli gizli bir beyannameyi şubelerine
göndererek Paris'te alınan kararın uygulanacağını açıkladı,
Londra'daki İngiliz-Ermeni komitesinin harekete geçirilmesi ve
Ermeniler lehine propaganda faaliyetinin arttırılmasını istedi.17
Bu gelişmeler karşısında Osmanlı hükümeti tedbir almakta gecikmedi.
26 Mart 1913'te mahalli idarelere özerklik tanıyan ''İdare-i
Umumiye-i Vilayat Kanun-ı Muvakkatı''nı yayınladı.18
Ermenilerin bu çabaları ve Rusya'nın onları desteklemesi
İngiltere'yi kayıtsız bırakmadı. Hükümetinden aldığı talimat
üzerine, İstanbul'daki Büyükelçi Lowther 21 Nisan 1913'te Ermeni
Islahatı meselesinin ciddiyet kazandığını Osmanlı hükümetine
bildirdi.19 Meselenin önemini idrak eden Sadrazam Mahmud Şevket Paşa
hemen teşebbüse geçti. Böylece Londra Büyükelçisi Tevfik Paşa 24
Nisan'da İngiltere Hariciye Nazırı Grey'e bir nota vererek, iki
bölgeye ayrılacak Doğu Anadolu vilayetlerine birer İngiliz genel
müfettiş ve yeteri sayıda müşavirler ile jandarma subayları
gönderilmesini talep etti. Büyükelçi talebini 4 Haziran 1878'de
İstanbul'da imzalanmış olan Kıbrıs Anlaşması'na dayıyordu.20
İngiliz hükümeti Osmanlı notasını etraflıca incelemek gereğini
duydu. Hariciye nazırı verilecek cevap hususunda, Londra'daki
yetkililer dışında, Büyükelçi Lowther'in de görüşünü aldı. Nazır 15
Mayıs'ta Tevfik Paşa'ya Osmanlı teklifini Rus hükümetine
açıklayacağını haber verdi; İngiltere'nin resmi cevabını da 24
Mayısta yazılı olarak bildirdi. Bunda Osmanlı teklifleri kısmen
kabul ediliyor, bir genel müfettiş, bir jandarma müfettişi ve
subayları yollanacağı, lakin ikinci bir genel müfettişle müşavirler
gönderilmesinin mümkün olmadığı kaydediliyordu.21
İngiliz hükümeti bu karara Rusya'nın görüşünü 21 Mayıs'ta
öğrendikten sonra varmıştı. Gerçekten, Hariciye Nazırı Sazonov Doğu
Anadolu'da girişilecek ıslahata, kendi ülkesine komşu yerlerde
yapılacak olması itibariyle Rusya'nın ilgisiz kalamayacağını
belirtmiş, İstanbul'daki Rus, Fransız ve İngiliz büyükelçilerinin
meseleyi birlikte incelemelerini uygun bulmuştu.22 Rus hükümeti
görüşünü 20 Mayıs'ta Fransa'ya da bildirmişti.
Rus Hariciye Nazır Yardımcısı Neretov 7 Haziran 1913'de Paris,
Berlin, Viyana ve Roma'daki elçilere telgraf çekerek nezdinde
görevli oldukları hükümetlerden, Doğu Anadolu ıslahatı konusunu
görüşmek üzere, İstanbul'daki temsilcilere talimat göndermelerini
istedi. Görüşmelerde 1895 tarihli ıslahat tasarısı esas alınacak,
fakat zamanın gerektirdiği düzeltmeler de yapılabilecekti.23
Alman hükümeti, Mahmud Şevket Paşa'nın Büyükelçi Wangenheim'a
aktardığı bilgi sayesinde, Doğu Anadolu Islahatı konusundaki
gelişmeleri yakından takip ediyordu. Balkan harbini sona erdiren
Londra Barış Anlaşması 30 Mayıs 1913'de imzalanınca, Almanya
müdahale zamanının geldiğine inanmış olmalıdır .Anlaşılıyor ki,
Alman hariciye nezaretinin bu hususta yaptığı talebi Rusya kabul
etmiştir.
Fransa ve İngiltere Rusya'nın İstanbul'da konferans toplanması
teklifine olumlu cevap verdiler. Almanya, Avusturya-Macaristan ve
İtalya, Osmanlı Devleti'nin bütünlüğünün korunması ve Osmanlı
temsilcisinin de hazır bulunması şartıyla konferansa katılacaklarını
bildirdiler. Sazonov İttifak devletlerinin ileri sürdükleri
şartların ikincisine itiraz etti. Almanya'nın söz konusu şarttan
vazgeçmesi üzerine, konferansın gerçekleşmesine hiçbir engel
kalmadı.24
Elçiler konferansı 30 Haziran 1913'de İstanbul'da toplandı. Rus
Büyükelçisi De Giers konferansa 22 maddelik ''Ermenistan'da
uygulanacak Islahatın ön tasarısı''nı sundu. Bu ön tasarı Rus
büyükelçiliği Baş Tercümanı Mandelstam tarafından ''1895 tarihli
Ermenistan Islahatı ve 1880 tarihli Avrupa Türkiyesi vilayetleri
kanun tasarıları esas alınarak'' hazırlanmıştı.25 Rus ön tasarısı
altı Doğu Anadolu vilayetini bir eyalet halinde birleştiriyordu (1.
madde). Genel vali büyük devletlerin tasvibiyle padişah tarafından
beş yıl için atanacak ve Osmanlı tebaası Hıristiyan, tercihen de
Avrupalı olacaktı (2. madde). Genel valiye icra kuvveti tanınacak,
eyaletin idare, adliye ve polis amirleriyle jandarma kumandanını
tayin yetkisine sahip bulunacaktı (3. madde). Eyalet meclisi
kazalarda seçimle belirlenmiş eşit sayıda müslim ve gayrimüslim
üyelerinden kurulacaktı (5. madde). Eyalet meclisinin kanun yapma
yetkisi olacaktı. Meclisten oy çokluğuyla geçen kanunu padişah iki
ay içinde kabul veya reddedecekti (7 madde). Eyalet sancaklarının
birer idare meclisi bulunacak ve meclis, tabii üye olan mülki ve
dini reislerden başka, kaza idare meclisleri tarafından seçilmiş üçü
Müslüman üçü Hıristiyan altı üyeden teşekkül edecekti (8. madde).
Eyalette oturan erkekler askerlik hizmetini barış zamanında kendi
bölgelerinde yapacaklardı (12. madde).26
Başlıca maddeleri yukarıda açıklanan Rus ön tasarısı elçi
temsilcilerinden kurulu bir komisyona havale olundu. İki gün sonra,
yani 2 Temmuz 1913'te, Osmanlı hükümeti kendi ıslahat tasarısını
komisyona bildirdi. Bu tasarı 26 Mart 1913 tarihli ''İdare-i
Umumiye-i Vilayat Kanun-ı Muvakkatı''na yedi ek madde getirmekteydi.
Bu maddelere göre, Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu vilayetleri iki genel
müfettişlik idaresine bağlanıyordu. Şöyle ki, Erzurum, Sivas,
Trabzon vilayetleri ile Canik müstakil sancağı Kuzeydoğu Anadolu
genel müfettişliğine, Van, Bitlis, Diyarbakır ve Mamuretülaziz
vilayetleri de Doğu Anadolu genel müfettişliğine tabi olacaktı.
Genel müfettişler Meclis-i Vükelaca, büyük devletlerin görüşü
alınmadan, beş yıl müddetle yabancı kişilerden atanacaktı. Genel
müfettişlerle İstanbul'daki nazırlıklar arasında anlaşmazlık çıktığı
takdirde son kararı Meclis-i Vükela verecekti.27 Onların görev ve
yetkileri Geçici Vilayetler Kanunu'ndan ayrı olarak çıkarılan 23
maddelik bir talimatnamede belirtilmişti. Yusuf Hikmet Bayur bu
talimatnameyi ''Genel müfettişlere ait talimat Osmanlı vilayet
teşkilatına dokunmamakta ve işbu müfettişlere ancak gözetim (contrôle)
ve kanunlarda gereken değişiklikler, göçebelerin yerleştirilmesi,
vergilerde ıslahat yapılması, jandarma gibi işler için Bab-ı Ali'ye
tasarı sunma hakkı tanımaktadır'' şeklinde özetlenmektedir.28
Doğu Anadolu Islahatı Komisyonu 3 Temmuz 1913'te Yeniköy'de
Avusturya-Macaristan büyükelçiliği yazlık binasında toplandı.
Tartışma sonunda Rus ön tasarısının esas alınması kararlaştırıldı.
Lakin, görüşmelerin daha başlangıcında Rus-Alman zıtlaşması meydana
geldi. Rus temsilci Doğu Anadolu'da tek eyalet olmasını savunurken,
Alman temsilci bölgede iki idari kesim kurulmasında direndi. Ayrıca
meclislerde eşit sayıda üye bulunmasına karşı çıkarak üyelerin nüfus
oranında seçilmesini teklif etti. Bu yüzden anlaşma sağlanamadı ve
komisyon 24 Temmuzda bir neticeye varmadan dağıldı.29 Başarısızlığın
asıl sebebi Almanya'nın davranışıydı. Bu devlet Osmanlı Asyası'nın
paylaşılmasında kendine düşen kısmı emniyet altına almak istiyor,
Rusya'yı Anadolu ve Bağdat demiryollarının geçtiği yerlerden uzak
tutmaya çalışıyordu.
Rusya Almanya'nın Orta Doğu'da güttüğü siyasetin farkındaydı. Bazı
tavizler karşılığında bu devletle anlaşmayı denedi.30 Ağustosta
Berlin'deki Rus maslahatgüzarı Alman hariciye nezareti siyasi işler
müdürüne bir nota vererek Doğu Anadolu ıslahatı görüşmelerinin
yeniden başlaması dileğini açıkladı. İki hükümet arasında gizlice
sürdürülen görüşmeler uyuşma ile sonuçlandı. Nitekim Rus Hariciye
Nazır yardımcısı Neretov 6 Eylülde Paris ve Londra büyükelçilerine
gönderdiği telgraflarda İstanbul'daki Rus temsilcisine ''Ermeni
ıslahatı'' meselesini Alman meslektaşıyla görüşmesi talimatı
verildiğini bildirdi.30 De Giers ile Wangenheim 23 Eylül 1913'te
altı maddelik bir tasarı üzerinde anlaştılar. Buna göre, Doğu
Anadolu vilayetleri iki kesime ayrılacak; her birinin başına büyük
devletlerin tavsiyesiyle Osmanlı hükümeti tarafından beş yıl için
genel müfettiş tayin olunacak; onların atayacağı yüksek memurlar ve
hakimler padişahın tasdikine sunulacak; her kesimde eşit sayıda
seçimle gelmiş Müslüman ve Hıristiyan üyelerden kurulu meclis
bulunacak ve büyük devletlere ıslahatın yürütülmesinde denetim hakkı
tanınacaktı.31
Bundan sonra, Alman ve Rus büyükelçileri, 1913 Haziranı'nda bir
suikasta kurban giden Mahmud Şevket Paşa yerine sadrazam olan Said
Halim Paşa ile aralarında anlaştıkları esaslar çerçevesinde
görüşmeye başladılar. Büyükelçiler tasarının bütününü Sadrazama
bildirmediler ve bir madde görüşülüp kabul olunması ardından
diğerini açıkladılar. Said Halim Paşa söz konusu tasarıya Ekim
başlarında itiraz ederek, kendisini desteklemeleri için, 19 Ekim
1913'te, İngiliz ve Fransız hükümetlerine yazılı müracaatta bulundu.
Fakat, onlardan tatmin edici cevap alamadı.32 Bu iki devlet
Rus-Alman tasarısını benimsemişlerdi. De Giers 1914 başlarında
İstanbul'dan ayrılmış olduğundan, Said Halim Paşa Rus büyükelçilik
maslahatgüzarı Gulkeviç ile görüşmeleri sürdürdü ve 8 Şubat 1914'te
Doğu Anadolu ıslahatı konusunda anlaşma imzalandı. Anlaşma metni 23
Eylül 1913 tarihli tasarıya uygundu. Ancak, bir yıl içinde bölgede
nüfus sayımı yapılması gibi, esasa dokunmayan ayrıntılar
eklenmişti.33
Genel müfettişlerin seçimi kolay olmadı. Birçok aday arasından güney
kesimi müfettişliğine Norveçli binbaşı Hoff'un, Kuzeydoğu kesimine
de Felemenkli Westenek'in tayini kararlaştırıldı. Onlarla 25 Mayısta
kontrat imzalandıysa da görevlerine başlayamadılar. Zira, 28 Haziran
1914'te Saraybosna'da Avusturya-Macaristan veliahdının öldürülmesi
ardından 1. Dünya Savaşı çıkmış, Kasım başlarında da Osmanlı Devleti
Almanya safında savaşa katılmıştır. Bu durumda genel müfettişlerin
kontratları iptal edilmiştir.34
1. Dünya Savaşı dört yıl sonra Almanya ve müttefiklerinin yenilgisi
ile sona erdi ve Osmanlı Devleti çöktü. Bununla birlikte, Doğu
Anadolu Balkanların akibetine uğramadı ve Milli mücadele sonunda
kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırları içinde kaldı.
--------------------------------------------------------------------------------
(*) Prof. Dr., Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Emekli
Öğretim Üyesi.
(**) Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu ile İlişkileri
Sempozyumu Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama
Merkezi Dergisi (Sayı:S, 1994, s. 227-233) ''Osmanlı-Rus İlişkileri
çerçevesinde Ermeni Sorunu (l912-1914)'' isimli makalelerden
faydalanılarak hazırlanmıştır.
(1) Muhedat Mecmuası, İstanbul, 1298, c. V , s. 139.
(2) Kamuran Gürün, Ermeni Dosyası, Ankara, 1983, s. 144.
(3) William L. Langer, The Diplomacy of Imperialism, 1890-1902, New
York, 1968, s.161.
(4) Gürün, a.e., s. 149.
(5) Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul ,1976,
s. 328-329.
(6) Roy Douglas, ''Britain and the Armenian Question, 1894-7'', The
Historical Journal, c. XIX (1976), s.121.
(7) Uras, a.e., 354-355.
(8) Douglas, a.e., s.130.
(9) Langer, a.e., s. 330-331.
(10) Aynı müel., a.e., s. 334.
(11) Aynı müel., a.e., s. 337-338.
(12) Aynı müel., a.e., s. 343.
(13) Aynı müel., a.e., s. 348.
(14) Aynı müel., a.e., s. 349.
(15) Andre Mandelstam, Le sort de I'Empire Ottoman, Paris, 1917, 5.
207-208.
(16) Edgar Granville, ''Le Tsarisme en asie-mineure'', La Revue
politique Internationale (Mart-Nisan 1917), s.12-13.
(17) Beyannamenin metni için bkz. Ermeni Komitelerinin Amal ve
Harekat-ı İhtilaliyesi, İstanbul, 1332, s.61-62.
(18) Kanunun metni için bkz. Düstur, C.V., İstanbul1332, s. 186-216.
(19) Akdes Nimet Kurat, Türkiye ve Rusya, Ankara, 1970, s. 206.
(20) Yusuf Hikmet Bayur, Türkiye İnkılabı Tarihi, C. II, kıs. 3,
Ankara, 1951, 5. 61-62.
(21) Bayur, a.
(22) Bayur, a.e., c. II, kıs. 3, s.72.
(23) Granville, a.e., s. 54; Bayur, a.e., c. II, kıs. 3, s.96.
(24) Mandelstam, a.e., s. 216-217.
(25) Berlin Barış Andlaşması'nın 23. Maddesi gereğince, 17 Haziran
1880'de İstanbul'da toplanan milletlerarası komisyonun hazırladığı''
Avrupa Türkiyesi Vilayetleri Kanun Tasarısı"nı Padişah tasdik
etmemişti (Ed. Engelhardt, La Turquie et la Tanzimat, Paris, 1884,
c.II, s. 249-253).e., C. II, kıs. 3, 5.68.
(26) Mandelstam, a.e., s. 218-222.
(27) Bayur, a.e., C. II, kıs. 3, s.119-120.
(28) Bayur, a.e., C. II, kıs. 3, s.120.
(29) Mandelstam, a.e., s. 227-234.
(30) Bayur, a.e., C. II, kıs. 3, s.139-140; Mandelstam, a.e., s.
234, n. 2.
(31) Bayur, a.e., c. II, kıs. 3, s.145-146; Mandelstam, a.e., s.
234-235.
(32) Bayur, a.e., c. II, kıs. 3, s.148-158.
(33) Andlaşmanın Fransızca metni için bkz. Mandelstam, a.e., s.
236-238, n. 1. (34) Bayur, a.e., c. II, kıs. 3, s.186-187.
|