|
Yrd. Doç. Dr. İKLİL KURBAN
(Bu. yazı, Türk Yurdu dergisinin Eylül 1992 tarihli 61. sayısında
basılmıştır. Aradan 10 yıl geçtiği halde, yazı halen güncelliğini
koruduğu için, az çok ekleme ve düzeltmelerle tekrar basılmasında.
yarar gördüm. İklil KURBAN)
Türkistan, Asya'nın tam göbeğindedir. Yani tam anlamıyla Orta
Asya'dır. Burada,Türkistan'ın dört tarafının da denizden aynı
uzaklıkta bulunduğunu ve dünyada denizden en uzak tek bölge olduğunu
da söyleyebiliriz. Cengiz'in ve Timur'un,dünyanın ve tarihin en
büyük fatihleri olabilmelerinin sırrı, Türkistan'ın Karalar
Çağı'ndaki bu coğrafi konumunun sağladığı imkanlarda yatmaktadır.
Uçsuz bucaksız Türkistan bozkırlarındaki ve dağlarındaki atlı insan,
Türkistan'dan Avrupa-Asya karalar okyanusunun dört tarafına yayılan
Cengiz ve Timur ordusunun güç kaynağı olur. Kuzey Buz Denizi'nden
Hint Okyanusu'na kadar, Büyük Okyanus'tan Atlantik Okyanusu'na kadar
uzanan kervan yolları Türkistan üzerinden geçer. Türkistan'da
yoğurulan bu Kuzey. Güney, Doğu ve Batı'nın ticari ve medeni
değerleri, Türkistan insanlarının hem maddi hem manevi kaynağı olur.
Fakat, çağ değişir, müspet bilimler gelişir. Moğol'u ve Türk'ü
coşturan atın hızı deniz kıyılarında kesilir. Avrupalılar gemi ve
pusula ile okyanus ötesindeki bilinmeyen karalara gider. Karalar
Çağı (Orta Çağ) kapanır, Deniz Çağı (Yeni Çağ) başlar. Karalar çağı
kapanınca, Türkistan da karalar okyanusundaki rolünü kaybetmeye
başlar. Artık Türk'ün de karadaki fatihlik çağı yavaş yavaş kapanır.
Dünyamız, denizci yeni fatihler tarafından işgal edilir.
Böylece bir zamanlar fatihlerin ana yurdu olan Türkistan,doğuya
yayılan Ruslar ile batıya yayılan Çinliler arasında paylaşılır. Batı
Türkistan'da 1870'li yıllarda gerçekleşen Rus istilası ile 1878
yılında Yakup Bey Devleti'ni yıkan ikinci Çin istilası'na kadar,
Türkistan'ın bu iki bölgesi arasında siyasi sınır yoktur. Doğu
Türkistan'daki Çin'e karşı bütün isyanlar, Batı Türkistan'daki
hanlıklar tarafından desteklenir. Çin katliamından kaçan Doğu
Türkistanlılar, zaman zaman Batı Türkistan'daki hanlıklara
sığınırlar. Yakup Bey'in Batı Türkistan'dan gelerek, Doğu
Türkistan'da bir devlet kurması (1865-1878), Türkistan tarihindeki
milli dayanışmanın en canlı örneğidir. Bu yüzden Çinliler 110 yıl
(1755-1865) süren ilk istila eylemlerinde başarılı olamamışlardır.
Fakat, Ruslar'ın Batı Türkistan'ı hızlı bir şekilde işgale kalkması
yani Türkistanlılar'ın hem batıda hem doğuda iki dev düşmana karşı
iki cephede savaşmak zorunda kalması, Türkistan'ın kaderini büsbütün
değiştirir. Türkistan'ın paylaşılmasında Ruslar ile Çinliler
dayanışma içine girer. Yakup Bey Devleti'ne karşı seferber edilen
kalabalık Çin ordusunun yiyeceği Ruslar tarafından karşılanır (Sadri
1984:297).
İşte, Batı Türkistan veya Rus Türkistanı, Doğu Türkistan veya Çin
Türkistanı adları, bu iki yönlü istiladan sonra ortaya çıkar.
Ruslar, 1920'li yıllardaki Batı Türkistan'da kurduğu (Kazakistan,
Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Tacikistan) yeni idari
kurumlarının oluşmasına kadar, bu bölgeyi genel olarak Türkistan
kabul eder ve bütün Batı Türkistan için ''Türkistan Valiliği'' adı
altında bir idari kurum kurarlar. Türkistan'ı Uzak Doğu'ya bağlayan
demir yoluna TÜRKSİB (Türkistan-Sibirya) Demir Yolu adını vermeyi
sakıncalı görmezler.
Fakat, Çinliler İkinci Çin istilası'na kadar Doğu Türkistan'da
siyasi ve idari bir kurum kuramamışlardır. Çinliler'in her şehir
yanına birer savunma kalesi kurarak, orada bıraktığı askeri
birlikleri, zaman zaman Türkler tarafından yok edilir. Sadece
Çinliler'in yerleştiği bu savunma kaleleri, sonradan Kaşgar Yeni
Şehri, Aksu Yeni Şehri, Yarkent Yeni Şehri şeklinde
adlandırılmıştır. Çinliler bu yeni kurduğu savunma kalelerine
''Hençin'' (Çinli Şehri), eskiden var olan şehirlere ''Huyçin''
(Müslüman Şehri), adını verirler (LİU 1988:991). ''Türk Şehri''
adını hiç kullanmamışlardır. Çinliler Doğu Türkistan'a hakim
olduklarını ancak 1884 yılında, İkinci Çin İstilası'ndan sonra,
burası için ''yeni toprak'' veya ''kazanılmış toprak'' anlamıma
gelen ''Şin Can'' adını kullanarak ifade ederler (Hayıt 1975:
147-148).
Fakat, bu 1878 yılında başlayan İkinci Çin Istilası da, Çinliler
için Doğu Türkistan'da tam bir istikrarlı ortam yaratamamıştır. Bu
dönem içinde Tanrı Dağları'nın güneyinde 1933 yılında, Tanrı
Dağları'nın kuzeyinde 1944 yılında cereyan eden isyanlar sonucu 1 0
yıl ara ile iki milli devlet kurulur Birinci Milli Devlet 1933-1934
yılları arasında bir yıl yaşar. Hoca Niyaz Hacı başkanlığındaki
Nisan 1931'de başlayan Kumul İsyanı; Mahmut Muhiti başkanlığındaki
Ocak 1933'te başlayan Turfan İsyanı ; Mehmet Emin Buğra
başkanlığındaki Şubat 1933'te başlayan Hoten İsyanı gibi ciddi
silahlı eylemler sonucu, 12 Kasım 1933'te Sabit Damolla
başkanlığında Kaşgar'da ''Şarki Türkistan İslam Cumhuriyeti'' adıyla
bir Türk devleti kurulur (Buğra 1952:29,30,42). Fakat, Ruslar'ın
böyle bir devletin kendi hududu yanında yaşamasına hiç tahammülü
yoktu. Ruslar'ın koyu desteğiyle 12 Nisan 1933'te İrümçi'de hükümet
başına gelen Çin ordusunun albayı Şın Şi Sey, hem barış, hem
terörden ibaret iki yüzlü politika takip ederek, bu Kaşgar'daki Türk
devletini ortadan kaldırmaya muvaffak olur. Hoca Niyaz Hacı
İrümçi'deki Şın hükümetinin başkan yardımcılığına getirilir ve bir
müddet sonra hapsedilir. 1942'de boğularak öldürülür (Ötkür
1985:416).
İkinci Mi1li Devlet 1944-1949 yı1ları arasında beş yıl yaşar. İli
vilayetinin Nılkı nahiyesinde, Kazan Türkleri'nden Fatih Müslim'in
başkanlığında ortaya çıkan isyan, kısa bir zaman içinde 12 Kasım
1944 günü Gulca'da ''Şarki Türkistan Cumhuriyeti''nin kuruluşunu
sağlar. 1945'te bu cumhuriyete Altay ve Tarbagatay vilayetleri de
katılır. Ne yazık ki, bu cumhuriyet de, 1949 yılının ikinci
yarısında, Stalin ve Mao işbirliği altında tertip edilen Üçüncü Çin:
istilası ile yıkılır. Cumhurbaşkanı Ahmetcan Kasimi başta olmak
üzere, cumhuriyetin ileri gelen şahsiyetleri, Pekin'deki kurultaya
davet edilme gerekçesiyle bir Rus uçağına bindirilir ve ''uçak
kazası'' süsü ile öldürülür. Dünyamızda 1990'lı yı1larda cereyan
eden büyük değişim sonucu ortaya çıkan olgular, bu ''uçak kazası
süsü ile öldürülmenin'' bugünkü Kazakistan'ın hudut şehri Almatı'da
gerçekleştiğini kanıtlamaktadır (Kurban 1994:3334). Bu siyasi
faciadan sonra, Doğu Türkistan tarihinin iki komünist devlet
arasındaki çaresiz ve en karanlık günleri başlar.
Böylece Doğu Türkistan üzerindeki Çin istilasını üç büyük devreye
bölebiliriz : 1755-1865 yı1larını kapsayan Birinci Çin istilası
Devri. Bu devreye değişik bir ifadeyle isyanlar Yüzyılı da
denilmektedir. Çünkü bu devrede 9-1 0 defa büyük isyan meydana
gelmiştir. 1878-1944 yı1larını kapsayan İkinci Çin. İstilası Devri
ve.. 1949'dan başlayan Üçüncü Çin Istilası Devri. Bu Üçüncü Çin
İstilası Devri'ne, değişik bir ifadeyle Komünist Çin İstilası Devri
de denilebilir.
Yakın çağımızın dünyasında, hiçbir yöre Doğu Türkistan kadar çok
isyanlara ve tekrar tekrar istilalara sahne olmamıştır. Hiçbir
topluluk Doğu Türkistanlılar kadar zulüm ve katliamlara maruz
kalmamıştır. 250 (1755-2002). )yıllık esirliğin birikimini halen
taşımakta olan Doğu Türkistanlılar kadar bahtsız ve zavallı başka
bir topluluk yoktur.
Türkistan'ı paylaşarak istila eden bu iki milletin (Ruslar'ın ve
Çinliler'in) kültürü ve geleneği birbirinden çok farklı olduğu için,
onların sömürge politikaları da, istila edilen topluluğa karşı
tutumları da çok farklıdır. İngilizler'in ve Ruslar'ın sömürge
politikası, sömürgelerin hayranlığına dayanır. Fakat, Çinliler'in
sömürge politikası daha değişiktir. Uzun tarihi boyunca,
başkalarının istilası karşısında sayıca üstünlüğü ile ayakta
kalabilen bu millet, sayıca üstünlüğü ile elde ettiği sömürgelerini
de, sadece sayıca üstünlüğüne dayanan ırkçı bir politikayla
ellerinde tuttular. Yapımı yüzyıllarca süren Çin Seddi, işte bu
insan çokluğunun, insan horluğunun ürünüdür. Çinliler'in başkalarına
verebileceği ancak Çinciliktir. Bu yüzden Çinliler, Doğu Türkistan'ı
istila ettikten sonra, Türkler'in milli benliğini ifade eden
''Türk'' (Çince telaffuzu Tu Cü) sözcüğünün yerine Huy Huy
(Müslüman) sözcüğünü, ''Türkistan'' sözcüğünün yerine Şi Yü (Batı
Bölgesi) sözcüğünü kullanırlar. ''Türk'' (Tu Cü) sözcüğünü hiç
ku1lanmamışlardır. Elbette bunun sebebi çok açıktır. İstila edilmiş
topluluk için, onların milli kimliğinin yerine dini kimliğini
kullanmak, istilacıların işine gelmektedir.
Çünkü ''Türk'' sözcüğü,bütün Türk boylarını birleştiren ve tarih
boyunca her zaman iktidar anlamıyla ortaya çıkan bir kavram olduğu
için,Çin'in milli devlet geleneği olan ''Başkalarını birbirine karşı
kışkırt ve parçala, yut'' (Barthold 1990:405), politikasına ters
düşecektir. Çinliler'e göre, Çinliler'in işgalindeki herkes,
kesinlikle Çinli olmalıdır. Zaman ve değişen rejimler Çinliler'in bu
milli öze1liğini değiştirmemiş belki de geliştirmiştir. Çin
komünistleri azınlık haklarının koruyucusu görünümü altında, Doğu
Türkistan için ''Şin Can Uygur Özerk Bölgesi'' adını ku1landıkları
halde, buradaki Uygur ve Çinli oku1larını ''yapay ayrılık'' diye,
Uygur ve Çinli çocuklarını aynı okula toplamaları ve Çin'den çok
sayıda göçmen getirerek, Uygurları kendi yurdunda azınlık durumuna
düşürmeleri, Çin Komünist Partisi ve Devleti'nin kurucusu Mao
tarafından geliştirilmiş tipik bir Çin ırkçılığının uygulanışıdır.
Sözde ırkçılığa karşı olan komünizm, Çin ırkçılığını daha çok
körüklemiştir. Komünizm, Çin ırkçılığı yararına, istila edilenlere
karşı ku1lanmada en güçlü felsefi bir silah oluvermişti. Gerçi bugün
Çin komünistleri, komünizmin iktisadi ilkelerinin iflas ettiğini,
kendi çıkarları açısından, uygulamada kabul etseler bile, komünizmin
diktatörlük ve ırkçılık için hayati önemi olan tek partili ve tek
uluslu idari ilkelerinden vazgeçmediler. Fakat, günümüzdeki hızlı
değişim sonucu gittikçe yaşamın vazgeçilmez ilkesi haline gelen
özgürlük ve demokrasi karşısında, bugün Kızıl Çin çaresizdir. Onun
ilişkilerindeki, uygulamalarındaki yalan gülümsemeleri geçersizdir.
Özgürlük ve demokrasi kavramı, Kızıl Çin'in ölüm fermanıdır.
Komünist Çin yakın geçmişte,''Özerk Bölge'' diye adlandırdıkları
Doğu Türkistan'da bütün kadroları Çinlileştirmek için şu sloganı
kullanırdı: ''Amacımız millileştirmek değil, komünistleştirmektir''.
Böylece Çinliler, bir taraftan, ''özerksiniz'' diye aldatıyor, öbür
taraftan komünizm kalkanına sığınarak, özerkliğe karşı cephe
alıyorlardı. Onlar, ülkenin asıl sahibi olan Uygurlar'ın milli
benliğini, gururunu ezik tutmak için, ''Yaşasın Ulu Çin Milleti''
sloganını, devletin yüksek siyasi hayatından başlayarak, fertlerin
aile ve özel hayatına kadar güncelleştirdi. Bir Çinliye ''Çapak
Hitay'' (Çapak Çinli) diyebilen bir Uygur, ömür boyu hapse mahkum
edildi veya öldürüldü. Komünizme bilhassa Çin'e karşı siyasi suç söz
konusu ise, Çin polisi bir suçluyu yakalamak için bin adamı
hapsetmekten çekinmez. Çin mahkemesi bir suçluyu öldürebilmek için
bin adama ölüm hükmü giydirmekten çekinmez. Ölümden kıl payı
kurtulabilen siyasi suçluların toplandığı Taklamakan Çölü'ndeki
''Tarım Toplama Kampı'' ünlüdür. Çarpıcı sloganlara en çok ihtiyaç
duyan rejim komünizm olduğu gibi, çarpıcı sloganları en çok seven ve
kullanan millet de Çinlilerdir. Çünkü sloganlar haksızlıkları ve
zayıt1ıkları kapatmanın en kolay ve etkisi geçici de olsa en etkili
çaresidir. Sloganlar en iyi afyon yutturmaca yoludur. Burada, Çin
milletinin kendine özgü en tipik özelliği, mantık yerine iradeden
yani somut eylemden yana psikolojik yapıya sahip olduklarını ayrıca
belirteyim. Komünizm, Çin'in toplum ve karakter yapısına uygun gelen
bir hayal ürünü olduğu için, bu ilkenin sahipleri olan komünistlerin
vaatlerinin ve sözlerinin gerçek hayatta yerine getirilmemesi
sorumluluk arz etmez. Onlar için önemli olan, bu hayal ürününün
sözde olsa bile yaşatılması ve bu sözlerin arkasına sığınan
Çinliler'in, bu yalanların kurbanı olan milyonların hesabına rahatça
geçinebilmesidir. İnsanlık ve adalet adına taht sahibi olan Çinli
dahilerinin (!), aldatılan bu milyonların üzerinde bir istibdat
olarak saltanat sürebilmesidir. Bu yüzden, Uygurlar'ın cesur
milliyetçisi Abdurehim İsa kendisinin öldürülmesine sebep olan şu
hükmü söyler: ''Çinliler'in özerk bölgesi olmaktansa, İngilizler'in
sömürgesi olmak daha iyidir''. Evet, Çin komünizmi, klasik
sömürgeciliği özleten, gelişmiş yirminci yüzyıl sömürgeciliğidir.
''Kapitalizm ile klasik sömürgeciliğin haksızlıklarına karşı,
dünyaya, hiç kimsenin hiç kimseyi sömüremeyeceği yeni düzen ve
adalet getirdiklerini'' söyleyen, iddialarında çok inatçı ve son
derece cahil olan Çin komünistlerine karşı böyle bir yalın mantık
ile ortaya çıkmak, elbette yalnız cesaret işi değil, aynı zamanda
Çin komünistleri hakkındaki doğru ve derin bilginin de sonucudur.
Abdurehim İsa, Çin komünistleri hakkındaki bu bilgiyi, Çin
komünistleriyle beraber çalıştığı 8 (1949-1957) yıllık çalışma
hayatı sırasında elde etmiştir. Fakat, Çinliler ile beraber
çalışmak, Çinliler ile beraber yaşamak hiç de kolay değildir. Bu
yaşam her şeyden önce yalan ve haksızlıklara katlanmak demektir.
Çinlilerle beraber yaşarken cesurluğu ve dürüstlüğü seçmek ölümü
seçmek demektir.
Orhun Abideleri'nde, Çin hakkında 1300 yıl önceki ölümsüz Türk ikazı
bugün de geçerlidir : ''Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı
yumuşak imiş. Tatlı sözle yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti
öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o
zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş.
Bir insan yanılsa, kabilesi, milleti, akrabasına kadar
barındırmazmış'' (Ergin 1 980: 18).
Çin tehlikesi ve kötülükleri hakkındaki yalın tarihi gerçek şu ki,
Türkler güçlü veya zayıf dönemlerinde olsun, tarih boyunca,
Çinliler'in karşısında bir kaya gibi onların etrafa genişlemesine
engel olmuştur. Türkler'in sayesinde kuzeydeki ve batıdaki bir çok
milletler bu arsız ve zalim milletin olası istila ve zulmünden
kurtulmuştur. Yani, Türkler bir kalkan gibi Batı uygarlığını bu
''Sarı tehlike''den korumuştur. Türkler tarihteki bu rolleri
itibarıyla insanlık ve uygarlık adına övünmekte haklıdırlar. Fakat,
Türkler bu hizmetine karşılık Batı milletlerinden yardım görmek
şöyle dursun, onların da saldırısına uğramıştır. Türkistan'a yönelik
Arap, Fars, Rus, Kalmuk saldırıları, Türkler'i çoğu zaman iki
cephede savaşmak zorunda bırakmıştır. Yine de bu millet,
düşmanlarının bu kadar çok olmasına rağmen, tarihteki görevinin bu
kadar ağır olmasına rağmen, ırkının, dilinin asilliği ve yaşam
biçiminin hareketliliği sayesinde günümüze kadar gelebilmiştir. Ne
acıdır ki, bu ağır görev bugün sadece Uygurlar'a yüklenmiş
gözükmektedir. Batı Türkistan'daki Türk cumhuriyetleri Çin ile
çeşitli anlaşmalara imza atarak,Çin'in dostluğunu kazanmaya
çalışırken, Türkiye Cumhuriyeti, Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin'i
Devlet Nişanı ile ödüllendirdi (20. 04. 2000).
Yıl 1877 Mayıs, Yakup Bey hayata gözlerini kaparken, Çinliler'in öç
alma hırsı şiddetle devam eder. Çin birliklerinin Kaşgar'ı işgal
ettikten sonra yaptıkları ilk iş, Yakup Bey'in mezarını bulup,
cesedini ateşe vermek olur. (Sayrami 1986 : 611 )
1221 yılında Horasan'ın Merv şehrini işgal eden Tuluy komutasındaki
Moğol ordusu, Selçuklu Sultanı Sencar'ın mezarını bulup, cesedini
ateşe vermişlerdi (Howorth 1876 : 87). Avrupalılar bu Moğollar'ı
''barbar'' olarak nitelendirmişti. Fakat, aradan 700 yıl kadar zaman
geçtikten sonra, Orta çağ Moğolları'nın yaptıklarını yapan Yeni çağ
Çinlileri'ni nitelendirmek için nasıl bir sözcük kullanılabilir?
Sömürgecilik ve komünistlik utanç veren bir eylem ve kavram olmaya
başladığı günümüz dünyasında, Çinliler'in bu eylem ve kavrama sıkı
sıkı sarıldığının sebebi nasıl izah edilebilir?
İngiliz ve Rus istilası ve sömürgeciliği, bilgi arayışıyla güçlü
olma isteğinden ileri gelmişse, Çin istilası ve sömürgeciliği
başkalarına zulmetmek zevki ile geçim derdinden ileri gelmektedir.
Zulümden zevklenmek tipik bir Şark geleneği olup, bu geleneğin asıl
kaynağı Çin'dir. Sömürgecilik ve komünizm Çin'in geleneğine ve asıl
karakter yapısına, isteklerine uygun geldiği için, sömürgecilikten
ve komünizmden Çin, hiçbir zaman kendiliğinden vazgeçmez.
Çinliler'in, Türk komünistlerini yani vatan hainlerini kullanarak,
ister siyasi bakımdan olsun, ister maddi ve manevi bakımdan olsun,
Doğu Türkistan'da yürüttüğü bütün eylemleri, bazen sinsi, bazen açık
olarak, Doğu Türkistan Türklüğü'nü top yekun yok etmeye yöneliktir.
Bu yüzden Doğu Türkistan Türkleri'nin Çinliler'e karşı duyduğu kin
ve nefret sonsuzdur. Bu kin ve nefretlerin 250 yıllık birikimini,
patlamaya hazır bir bomba gibi Kalbinde taşıyan Doğu Türkistan
Türkleri, istiklal ve özgürlüğünü elde edene kadar geçmişte olduğu
gibi yine birçok isyanları ve olası acımasız kanlı katliamları göze
alacaktır. İnsanlık ve adaletten nasibini almamış gaddar ve zalim
bir istilacı karşısında, Doğu Türkistan Türkleri'nin, geçmişte
olduğu gibi bugün de isyandan başka seçeneği yoktur. İsyan, yaşamın
ağır bir yük olduğu, sadece başkalarının yaşaması için yaşayan
topluluklarda kaçınılmaz bir olaydır. İsyan, mazlumların son
çaresidir. İsyan, kan ve can pahasına olsa bile, mazlumların acısını
dindiren, yaşamını tazeleyen, insanlık aleminin, insanlık tarihinin
fırtınasıdır. İnsanlık aleminde zalim ve mazlum var olduğu müddetçe,
zalimlere korku, mazlumlara ümit veren bu isyan da var olacaktır.
Sömürmekten ve zulmetmekten kendiliğinden vazgeçmek gibi akıllı bir
eğilim, İngilizler'de ve Ruslar'da var, Çinliler'de yoktur. Bu
yüzden Doğu Türkistan Türkleri'nin kurtuluşu için tek yol isyandır.
Bu yazı Gökbayrak Dergisi’nin 42. Sayısından
alınmıştır.
|