|
Osmanlı'da kartvizit
kültürü: Batı'dan geldi sanata dönüştü
Murat Uçar
muratucar@mynet.com
19. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa'dan aldığı kartvizit kültürünü
kısa sürede kendi bünyesine adapte eden Osmanlı, bu küçük levhalara
bir sanat değeri yükledi.
Kültür ve medeniyetinin ürünlerini dünya ile paylaşma konusunda
kıskanç davranmayan milletler, başka kültürlerde gördüğü güzel ve
zarif şeyleri de kendi kültürlerine katmaktan çekinmez. Ancak alınan
bu kültürel öğeler, o milletin potasında eridiği zaman bir anlam
kazanır.
Osmanlı medeniyeti yukarıda bahsedilen özelliği taşıyan bir
medeniyet. Azıcık incelendiğinde, birçok medeniyete kendinden
birşeyler katan Osmanlı Devleti'nin iyi ve güzel olan çok şeyi
alarak kendi kültürel potasında eritmeyi bildiği görülür.
Kartvizitler bunun küçük ama güzel bir örneği. Osmanlılar, 19.
yüzyılın sonlarına doğru Avrupa'dan aldığı kartvizit kültürünü kısa
sürede kendi bünyesine adapte ederek, bu küçük levhalara bir sanat
değeri bile yükledi. Kimi zaman iki parmakla ceketin göğüs cebine
yerleştirilen, kimi zaman da birkaçı cüzdanın gözünde dostlara
sunmak üzere hazır bekletilen kartvizit, kelime kökü itibariyle
Latince'dir.
Dilimiz Türkçeye 'kart kizit' (ziyaretçi kartı) olarak giren
kartvizit, Batılı kayıtlara göre ilk defa 1850 yılında, Avrupa'da
kullanılmaya başlandı. Kısa sürede tüm Avrupa ülkelerinde itibar
gören bu küçük kartlar, 19. yüzyılın sonuna doğru Osmanlı
Devleti'nde de kullanılır oldu.
Üstelik bu kartlar, yazıyı sanat eseri haline getiren ve onu çeşitli
kompozisyonlara sokan Osmanlı'nın elinde, adeta elden ele dolaşan
minyatür birer levha özelliği kazandı.
Ortalama 4.5 x 8 cm ölçülerinde olan kartvizitlerin yerine göre
üzerindeki bilgi çoğalırken bazen de boyutları değişti. Boyutları
konusunda genelde riayet edilen standart cebe sığabilirlik oldu.
Kısacası, yaklaşık bir buçuk asır önce kullanılmaya başlanan bu
küçük nesnelerin işlevleri telefonun icadı ile daha da önem kazandı.
Bayram ziyaretinde kartvizit bırakılırmış
Ancak, şimdilerde sadece adres, telefon bigileri ya da kart
hamilinin yakınını tanıtmak amacıyla kullanılan kartvizitlerin,
Osmanlı döneminde bazı özel işlevleri ve anlamı da bulunuyordu.
Türk kültür ürünleri konusunda bir çok araştırması ve kitabı bulunan
Prof. Dr. M. Zeki Kuşoğlu'nun kaleme aldığı 'Osmalı Kartvizitleri'
isimli eserde, Osmanlı'nın bu küçük kartlara yüklediği özel anlam
şöyle aktarılıyor: Eskiden geleneklerimize göre bayramın ilk iki
günü büyükler, amirler evde oturur, kendilerinden yaşça ve rütbece
küçüklerin ziyaretlerini beklermiş. Bayramın son günü ise iade-i
ziyaret yapılırmış. İşte bu geleneğin uygulandığı dönemlerde
memurlar, amirlerini ziyaret ettiklerinde konağın selamlık kısmına
alınırmış. Salonda büyük beyaz mermerden bir masa, bu masanın
üzerinde ise küçük bir kutu bulunurmuş. Ziyarete gelen kişiler bu
kutuya birer kartvizitlerini atmadan evden ayrılmazlarmış.
Ziyaretine gidilen amir de bayramın son günü, kutuda kartviziti
bulunan memurların iade-i ziyaretine gidermiş. Ancak gidilecek memur
sayısı çok olduğundan, amir ancak kapılarının önünden araba ya da
fayton ile geçerken yanındaki bir kişi ile kartvizitini gönderirmiş,
bu iade-i ziyaret anlamına gelirmiş.
Kartvizit yazmak bir sanat olmuş
Kısa sürede Osmanlı kültüründe önemli yer edinen kartvizitler, o
dönemin meşhur hattatlarının titiz ve itinalı çalışmaları sonucu
hazırlanırmış. Bu değerli kartları daha çok, önemli devlet ve ilim
adamları, ticaret ve sanat erbapları kullanırmış.
Osmanlı döneminin önemli kartvizit hattatlarından ilk akla gelen
isim, Arif Hikmet Bey. Bu usta hattatın elinden çıkan
kartvizitlerden yaklaşık 1000 tanesi halen önemli koleksiyonların en
nadide parçaları arasında yer alıyor.
Dönemlerinin levha, kitabe, cami kubbe ve kuşak yazıları konusunda
önemli isimlerinden Mustafa Halim Özyağcı ve Hamid Aytaç Bey de
oldukça iyi kartvizit örnekleri verdiler. Kuşoğlu'nun, bu usta
hattatların eserlerinden örnekler verdiği kitabına göz atıldığında
pek çok kesimden, çeşitli meslek gruplarından kimsenin kartvizit
sahibi olduğu anlaşılıyor. Şeyhülislam Mustafa Sabri, Sultan
Murad'ın kızı Fehime Sultan, Adalar Kaymakamı İsmail Adil, Eşya-yı
Askeriyye Anonim Ticaret Şirketi Muhasibi Jozef Kohen o dönem kendi
adlarına kartvizit bastırmış kişilerden birkaçı. Türk grafik
sanatları yönünden de önemli olan karvizit, Batılı manada ve Batı
ölçülerinde ilk grafik örneğidir. Zira 1850'li yıllarda Avrupa'da
görülmeye başlanan bu küçük kartlar hemen Osmanlı'ya gelmiş ve aynı
işlevi görmeye başlamıştır. Arkasına hüsn ü hattı alınca da Türk'ün
elinde bir başka sanat; "kartvizit sanatı" doğmuş. Türklerin bin
yılı aşkın bir süredir İslam yazı sanatına hizmetlerinin kartvizite
yansıması sonucu hayranlık uyandıracak hünerli istifler
(kompozisyonlar) ortaya çıkmış.
"Türkler fark etmeden grafik sanatını icra
ettiler"
M. Zeki Kuşoğlu, Türklerin yüzyıllardır yazı sanatı ile
yaptıklarının, adı konmamış grafik sanatlarından başka bir şey
olmadığı görüşünde. "Eğer bu sanat Müslüman Türk'ün elinde değildi
de, Hıristiyan Batı'nın sanatkarlarınca yapılmış olsaydı, onu terk
etmek değil, dünyanın bir numaralı sanatı haline getirirlerdi' diyen
Kuşoğlu hoca, kartvizit adının bünyemize yabancı olmasına karşın,
Osmanlı yazı sanatında "gülün tomurcuğu gibi" yerini aldığını
belirtiyor.
Aksiyon: 9 Şubat 2002 / Sayı: 375 |