English |       
 
Bilinmeyen Osmanlı
 
 
  Dünyanın ilk Standartlar ve Tüketiciyi Koruma Kanunları
  Yavuz Sultan Selim ve Kürtler
  Ayasofya Medresesi
  Hz. Peygamber'in Filistinde Bir Vakfı
  HATTAT MUSTAFA RÂKIM ve CELÎ SÜLÜS
  Osman Bey
  Fâtih Sultân Mehmed
  Sultan II. Abdülhamid Han
  İstanbul’un Fethi Ve Ayasofya’nın Camiye Çevrilişi
  Bilinmeyen Osmanlı
  Osmanlı'da Harem
  Şekerci Hanı'nın Şeker İnsanları
  Osmanlı Para ve Finansman sisteminin esasları nedir?
  İstanbul'un Fethi ve Avrupa Ticari Faaliyetlerine Etkisi
  Silistre'li Süleyman Hilmi Tunahan Efendi


E-Ticaret

Muhasebe Programı
Bilgisayar Servisi

 

  Hz. Peygamber'in Filistinde Bir Vakfı Ve Osmanlı Devleti'nin Vakıf Ve Tapu-Kadastro Anlayışını Gösteren Bir Belge
  Dünyanın ilk Standartlar ve Tüketiciyi Koruma Kanunları
  Eski Ve Yeni Hukukumuzda İşçinin Çalışma Süresi-İstirahat-Ta'til Ve İbadet Hakkı
Aramak istediğiniz kelimelerin arasında boşluk bırakınız.
Örn; Osmanlı Sultanları
Sitemizdeki Yeniliklerden Haberdar Olmak İçin Haber Listemize Katılın!

 

 
Elhamra modeli


                                   ABDULLAH AYMAZ

Bugün Avrupa ülkelerinde küçümsenmeyecek bir Müslüman nüfus var. 20–25 sene içinde tahminlere göre bu sayı 25 ila 65 milyon arasında değişecektir. “İslam ve Avrupa, İnanç Ayrılığı–Hayat Birliği” kitabının yazarı İsveçli Ortadoğu uzmanı diplomat İngmar Karlsson, Müslümanları dışlamanın yerine İslamiyet’i ve Müslümanları anlayarak Avrupa’da Elhamra modeline benzer bir toplum yapısı oluşturmayı teklif etmektedir.

11 Eylül 2001’den sonra Amerika ve Avrupa’da Müslümanlara karşı yeni yeni tavırlar ortaya çıktı. Çok küçük bir azınlığın yanlışlarının faturası bütün Müslümanlara çıkarılmaya çalışıldı. Uçağa girdikten sonra geri çağrılıp sadece Müslüman ismi taşıdığımız için her şeyimizin didik didik aranılması herhalde hiç hoş olmasa gerek.

1,5 saat sorgulandıktan ve tekrar tekrar özür dilendikten sonra uçuş kartınızdaki yerinize değil de güçlü kuvvetli iki Amerikalının arasına oturtulmak nasıl bir histir düşünmek lazım...

İşte bu olumsuzlukların önlenmesi hususunda 1994’te İngmar Karlsson’un yaptığı tahlilleri ve teklifleri mutlaka göz önüne alınmalıdır.

1992’den beri İsveç Dışişleri Bakanlığı’nda Fikir Üretme Dairesi Başkanlığı görevini yürüten İngmar Karlsson diyor ki:

“Sürekli Hıristiyanların baskısı altında yaşayan Museviler, Arapları kurtarıcı olarak gördüler. Müslümanlar işgal ettikleri yerlerde haçlı seferlerini yapanlar gibi kendinden önceki dinlerin kökünü zalimce kazımadılar. Musevi ve Hıristiyanlar dünyanın bu bölümünde hâlâ varlıklarını koruyabildikleri için Müslümanlara teşekkür borçludurlar. (...) Müslümanlar yayıldıkları yerde o devre göre dikkat çekici bir hoşgörü göstermenin yanı sıra Amu Derya Nehri’nden Atlas Okyanusu’na kadar uzanan bu yayılma dört kıtaya yerleşirken hayatın bütün alanlarında hakimiyetleri altındaki Hıristiyan ve Museviler dışında Hint, Pers, Helenleşmiş Mısırlıların kültürlerinden de kendi kültürlerine öğeler katıyorlardı. (...) İslam kültürü peşin hükümlerimizde, klişelerimizde gösterildiği kadar bize yabancı bir kültür değildir. (...) Arap ve Berberi Müslümanlar, Cebel–i Tarık Boğazı’nı geçerek İspanya’ya ulaştıktan kısa bir süre sonra Vizigotlara karşı kazandıkları zaferle burada Endülüs Emevileri denilen yepyeni bir İslam devleti kurdular. Fetih biraz da parçalanmış yerli halkın yardımı ile gerçekleşti. Yerli halk yabancı aristokratların, Musevi halk da kilisenin baskısına dayanamıyordu. Bu sebeple Toledo şehri Musevi halkın desteği ile işgalcilerin eline savunmasız geçerken Kurtuba da bir İspanyol çobanın devlet surlarındaki bir yarığı göstermesiyle zaptedilmişti. Sevilla’nın da 716’da Müslümanların eline geçmesi ile işgal tamamlanarak İspanya’da tam 800 yıl yaşayacak parlak ve çok kültürlü bir toplumun temelleri atılmış oldu. Müslümanlar ne sonradan görme ne de barbar olarak algılandılar. Onlar tersine bu insanları kibarlıkları ve zarif hayat tarzları ile etkilediler. (...) Daha zarif bir hayat tarzı için gösterilen bu çabaların izlerini bugün Avrupa dillerinde Arapçadan alınan kelimelerde görmekteyiz.

Gala prömiyerine veya gala gecesine gidenler ve arkasından gala yemeği yiyenler bu deyimlerin Arapçadan geldiğini bilmezler. (...) Okullardan bu üç din tarafından ortaklaşa yararlanıldı. (...) Günlük hayatta 5 dil kullanılmaktaydı. Bunlardan ikisi; Endülüs Arapçası ile Roma Lehçesi ki bu lehçe daha sonra İspanyolcaya dönüşmüştür, konuşma diliydi. Diğer üçü ise daha çok yazılı dilde kullanılan klasik Arapça, İbranice ve Latinceydi. (...) 900’lü yıllarda Kurtuba altın çağını yaşayarak Avrupa’nın en büyük bilim ve sanat merkezi haline geldi. Bu tarihlerde Orta Avrupa’daki şehirler tahta kulübelerden oluşurken, 500 bin nüfuslu Kurtuba’da halk kanalizasyona, sokaklarında ışıklandırma sistemine ve kamu hizmetinde 300 hamama sahipti. (...) Gırnata, dünyanın bu en güzel şehri, İspanya’daki Hıristiyan işgalinden kaçanların ve sürgündeki Hıristiyan ve Musevilerin sığındığı bir şehir oldu. Elhamra şehri Hıristiyan, Musevi ve Müslümanların birlikte yaşayabileceğini gösteren bir sembol oldu. Endülüs’te ırk ve din farklılığına bakılmaksızın halklar arasında bir uyum söz konusuydu. İngiliz şarkiyatçı William Montgomery Watt, bu durumu ortak hayat ve birleşme kavramları ile tarif eder. İslam’ın yeşil rengi ve İslam öğesi olmayan bir Avrupa Birliği düşünmek artık mümkün değildir. Bu sebeple Avrupa’nın önündeki problem iç piyasanın işlemesinden veya bir Avrupa Merkez Bankası kurulmasından çok Avrupa’da Elhamra modeline benzer bir toplum yapısı oluşturabilmesidir.”

İngmar Karlsson’un tespitleri çok isabetli. Aslında Osmanlı döneminde Ortadoğu ve Balkanlarda çeşitli ırkların ve dinlerin bir arada huzurla yaşadığı zaman dilimi çok çeşitli kesitlerden alınıp incelendiğinde de Elhamra modelinin çok daha parlak emsalleri görünecektir. Dünyanın artık bu gerçeklere eğilmesi ve bunların ışığında doğru kararlar vermesi gerekmektedir...

02.03.2002

Yazarımızın E-Postası: a.aymaz@zaman.com.
 

Muallim Cevdet

İkdamcı Cevdet

Osmanlı'yı Kim Batırdı?

İstanbul'un Fethinin Kazandırdıkları ve İkinci Fethe Hazırlık

İstanbul'un Fethi ve Avrupa Ticari Faaliyetlerine Etkisi

Ermeni Meselesinin Milletlerarası Boyutu

Osmanlı Devleti'ndeki Ermeniler Hakkında

Son Osmanlı Ermenileri

Vakıf Ve Vatan Savunması

Ankara'nın Kuruluşunda Vakıfların Rolü

Ortaçağ Anadolusu’nda Bir Kadın Teşkilâtı : Bâcıyân-ı Rûm