|
Rahime Sezgin / Murat Uçar
Lozan Barış Antlaşması'nda azınlık olmayı reddeden Süryaniler yeni
Vakıflar Yasa Tasarısı kabul edildiği takdirde azınlık statüsüne
alınacaklar. Ancak Ermenilerin kendi iddialarını güçlendirmek için
diyasporadaki Süryanileri kullanmaya çalıştığı bir dönemde tasarı
ayrı bir önem arz ediyor.
Kökenleri beş bin yıl öncesine dayanan Süryaniler dilleri,
inançları, kültürleri ile yıllarca Anadolu'nun değişik bölgelerinde
varlıklarını sürdürüp farklı bir renk oldular. Tarihin hiç bir
döneminde devlet olamayan bu millet, ataları olan Aramiler ve
Asurlular'ın yaşadığı Anadolu topraklarını terk etmeyip kendilerini,
birlikte yaşadıkları milletlerin bir parçası olarak kabul ettiler
bugüne kadar.
Zaman zaman farklı nedenlerle gündeme gelen Süryaniler son olarak
yeni Vakıflar Yasa Tasarısı ile hatırlandı. Şimdiye kadar 'azınlık'
olarak kabul edilmeyen bu milletin adı ilk defa azınlık milletleri
arasında sayıldı. Üstelik Lozan Antlaşması'nda bu hakkı
kazanlamalarına rağmen azınlık statüsüne girmeyen Süryaniler, bu
sefer 'azınlık' fikrine soğuk bakmıyor.
Peki ne oldu da kendini TC. vatandaşı gören bu cemaat azınlık
fikrine sıcak bakmaya başladı?
Süryaniler neden azınlık olmak istiyor?
Çünkü isteyerek azınlık statüsüne girmeyi reddeden Süryaniler,
Lozan'dan bu yana zaman zaman sıkıntılı dönemler yaşadılar. Kimi
yerel yöneticilerden kaynaklanan nedenlerden dolayı kendi okullarını
açamayan Süryaniler 1980'li yıllara kadar dini eğitimlerini,
Mardin'deki Darul Umur ve Darul Zeferan manastırlarında
veriyorlardı. Katolik cemaati ise dini eğitim alacak gençleri
Katolik Süryaniliğin merkezi Lübnan'a gönderiyordu. Ancak 1980
ihtilalinden 2 sene sonra basında başlatılan bir kampanya ile
Süryani cemaati oldukça sıkıntılı dönemler yaşadı. Manastırlarda
dini eğitim verdikleri için 'Hıristiyani irtica' ile suçlanan cemaat
bundan vazgeçmek zorunda kaldı. Cemaat bundan dolayı biraz da içine
kapandı.
Ermenilerin ekmeğine yağ sürdük
Süryanilerin bu durumu, yıllarca soykırım iddiası konusunda
Avrupa'yı ikna edemeyen Ermenilerin işine yaradı. Çürkü sırf
Hıristiyan oldukları için Türkler tarafından katledildiklerini
söyleyen Ermenilerin bu iddiaları, Avrupalıların 'Eğer bu iddianız
doğru olsaydı Süryaniler de soykırıma uğramış olmalıydı'cevabıyla
çürütülüyordu. 1980'den sonra Süryani cemaatinin yaşadığı
sıkıntıları ganimet bilen Ermeniler, diyasporadaki Süryanileri 'bir
Süryani soykırımı' konusunda ikna etmeye çalışıyordu. Hatta bu
konuda kısmi başarılar da kazandılar.
Oysa bu millet hem Selçuklu hem de Osmanlı döneminde sadık bir
millet olarak üst düzey devlet görevlerinde bulunmuştu.
Her zaman yaşadıkları topluma sadık olan ve baş kaldırmayan
Süryaniler, Osmanlı İmparatorluğu döneminde vergilerini ödemiş,
askerliklerini yapmış ve devletle barışık yaşamışlar.
Diasporadaki bir kısım Süryaniler, tabiri caiz ise Ermenilerin
dolduruşuna gelip sözde 'Süryani Soykırımı' meselesini
dillendirirken, Türkiye'deki cemaat üyeleri buna pirim vermedi.
Süryani Katolik Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Basatemir, Ermeni
olaylarına adlarının karışmasının inançlarından kaynaklandığını
düşünüyor. Süryaniler, kendilerini dinlerinin en orijinal halini
muhafaza eden bir Hıristiyanlık kolu olarak görüyor. Basatemir,
"Süryaniler tarih boyunca hep itaatkâr bir topluluk oldular. Hiç bir
zaman devlet kurma sevdasına kapılmadılar. Sadece yaşadıkları
toprakların vatandaşları ile aynı haklara sahip olmak istediler. "
diyor.
Lozan Antlaşması'nın hazırlandığı dönemde Misak–ı Milli sınırları
içinde yaşayan bütün Hıristiyan azınlıkların temsilcileri Lozan'a
çağrılır. Ermeni, Rum ve Yahudi azınlıkların temsilcileri Lozan
Barış Antlaşması'na katılıp statülerini belirlerler ve böylelikle
birtakım haklar elde ederler. Fakat alt komisyonlara katılan Süryani
liderleri görüşmeler sonucunda azınlık hakkını almak istemez.
Azınlık kabul edilen toplumlar kendi dillerinde eğitim yapabilmek,
vakıf kurmak, vakıflarına mal bağışlayabilmek gibi haklara sahip
olurken Süryaniler bu haklardan mahrum kalırlar. Süryaniler
Lozan'dan sonra Türk olarak kabul edilirler ama uygulamada azınlık
gibi algılanıp, öyle muamele görürler. Lozan Barış Antlaşması'nın
yapıldığı dönemde Süryani milletini temsilen liderlerinin de
azınlıklar ile ilgili komisyonlara çağrıldığını belirten Basatemir,
Süryanilerin o zamanki lider tarafından temsil edildiğini söylüyor.
Basatemir, "O zaman Süryaniler'e özellikle Amerikalılar tarafından,
gelin haklarınızı arayın gibi öneriler gelmiş. Ama daha önce de
söylediğim gibi Süryaniler her zaman yaşadıkları topluma sadık
olmuşlardır. O dönemde de kendilerine vadedilenlerin aksine
kendilerini kendi devletlerine daha yakın görmüşler. O zamanki dini
lider, cemaatin de görüşlerini alarak Lozan'da 'Biz kendimizi
azınlık olarak görmüyoruz, biz bu devletin, bu milletin bir
parçasıyız' görüşünü benimsemiş. O konuşmaların ışığında Lozan'da
azınlıklara verilen haklardan istifade etmemeyi öngörmüşler. Bu
Süryanilerin kendilerini TC vatandaşı olarak gördüğünün bir
göstergesidir" diyor.
Yıllarca yaşadıkları topraklarda hiçbir sorun ile karşılaşmadıkları
için Süryaniler, kendilerine haklarını aramaları doğrultusunda
yabancıların yaptıkları teklifleri de sıcak bulmuyorlar. Öte yandan
Zeki Basatemir Süryanilerin Ermeni, Rum ve Museviler gibi okul açma,
dillerini öğretme, vakıf kurma gibi bir çok haktan faydalanamadığını
da belirtiyor.
Yeni kanun ne getirir?
Peki yeni Vakıflar Kanunu ne getiriyor.? Şu anda hükümetin önünde
bekleyen yeni Vakıflar Yasa Tasarısı'nın kabul edilmesi durumunda
Süryaniler artık azınlık statüsüne gireceği gibi azınlık
vakıflarının statüsü de tamamen değişecek.
1936 yılından bu güne kadar geçerli olan azınlık vakıfları
üzerindeki mal edinme yasağı ortadan kalkacak. 1 Ocak 2002
tarihinden itibaren İçişleri ve Dışişleri bakanlığının uygun görüşü
ve Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün kararı ile iktisap edilen
taşınmazlar azınlık vakıflarının listesine eklenecek. Ayrıca 1936
yılından beri hiçbir şekilde mal ediniminde bulunamayan azınlık
vakıfları mal edinebilecek. Yeni yasa tasarısının kabul edilmesi
halinde Süryanilerin konumunun ne olacağını bilmediklerini söyleyen
Basatemir, bu konuda kendilerine herhangi bir bilginin ulaşmadığını
belirtiyor. Azınlık statüsüne alınıp alınmayacakları konusunda bir
şey öngöremeyeceğini belirten Basatemir, şöyle devam ediyor: "Ama
siyasi görüşümüzü sorarsanız biz Süryani topluluğu olarak Türkiye'de
yaşamaktan ve TC vatandaşı olmaktan memnunuz. Biz ayrıcalıklı haklar
istemiyoruz. Bize vatandaşlık haklarımız verildikten sonra artı
birşey istemiyoruz."
Güneydoğu'dan göç
1960 yılına kadar ağırlıklı olarak Güneydoğu bölgesinde yaşayan
Süryaniler ekonomik şartların bozulması, yeni kuşakların Süryani
kültürünü tam alamamasından dolayı uğradıkları kültürel erozyon ve
PKK'nın bölgedeki etkisi sonucu göç etmeye başladı. Türkiye'de
İstanbul ilinde yoğunlaşan Süryanilerin bir kısmı da Avrupa'ya göç
etti. Şu anda 6.5 milyon Süryaninin 15 bin kadarı Türkiye'de
yaşıyor. Süryaniler yaşadıkları yerlerden göç etmekle birlikte
arkalarında bir çok tarihi eser ve yapı ile gelenek ve kültürlerini
bıraktılar.
Zorunlu olarak yaşanan bu göçlerin sonucunda geride bir çok mülkü ve
araziyi bırakan Süryanilerin en büyük problemlerinden birinin
vakıflar konusu olduğunu söyleyen Basatemir, Süryani cemaatinin
Güneydoğu bölgesinden göç etmesi ile birlikte cemaate ait birçok
vakfın ve vakıf mallarının heba olduğunu belirtiyor. Basatemir şöyle
devam ediyor: "Bizim cemaat olarak en büyük sorunumuz vakıflar ile
ilgilidir. Şu anda Mardin'de paha biçilmez değerde vakıflarımız var
ama cemaatimiz Mardin'den göç edip İstanbul'a gelince orada
bunlardan yararlanan cemaat kalmamış. Kanunlardan dolayı da oradaki
Süryanilere ait mülkleri satıp, ya da buraya getirip
yararlanamıyoruz. Halbuki oraya akan hayrat aynı amaçla ve yine
Misak–ı Milli sınırları içinde ve yine aynı cemaat tarafından
kullanılacak. Şu anda Mardin'de 5– 10 aile bulunuyor. Fakat
İstanbul'da binlerce Süryani ailesi bulunuyor. Kiliselerimiz var.
Kiliseye bağlı akarlar ve dükkanlar var. O akarlarla, o paralarla
kiliselerin, manastırların tamiri yapılabilir. Tarihi eserler orada
çürüyor. Fakat kanunlar izin vermediği için buraya getiremiyoruz.
Bizim güzelim manastırımız başka amaçla kullanılıyor Güneydoğu'da
şimdi. Bütün bunlar oradaki vakfın güçsüzlüğünün neticesi. Ekonomik
güçsüzlük, oradaki vakfın kendine ait malları kullanamamasının
neticesi".
Üç ay önce Valilik nezdinde yapılan bir toplantıda Süryani
vakıflarının tek bir çatı altında toplanmasını sağlayacak hukuksal
bir statü önerdiklerini söyleyen Basatemir, böylelikle toplanan
paralar ile Süryanilere ait tarihi eserlerin korunmasının,
onarılmasının mümkün olacağını belirtiyor. Ayrıca gelir getirmeyen
vakıfların da Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün nezareti altında
satılarak gelir getirecek bir vakfın kurulmasının önemini vurgulayan
Basatemir bir kültüre sahip çıkılması gerektiğini vurguluyor.
Süryani camaati yine yaşadıkları topraklarda devletleri ile barışık
yaşamayı tercih ediyorlar. Hazırlanan yasa tasarısı ile vakıflar
konusundaki problemlerinin de çözüleceğini ümit ediyorlar.
Kaybolmakla yüz yüze gelen Süryanilerin lisanı Aramca'ya sahip
çıkılması bir milliyetçilik sorunu olmadığını, bu dilin
kaybolmasının insanlık tarihi için bir kayıp olduğunu düşünüyorlar.
Aksiyon, sayı 378.
|