|
Prof. Dr. Hakkı ÖNKAL*
Osmanlı sultanlarından ilk ondördünün kendi adlarına inşa edilmiş
birer türbede medfun bulundukları malumdur. Bunlardan Osman ve Orhan
Gazi'ye ait Bizans yapısı türbeler, 1855 depreminde yıkılmış ve 1863
de Sultan Abdülaziz tarafından yenilenmiştir. Yaygın rivayete göre,
Osman Gazi, vefatından sonra Bursa'daki Gümüşlü Kubbeye
defnedilmesini vasiyet etmiş ve oğlu Orhan Gazi, Bursa'yı fethederek
bu arzuyu yerine getirmiştir. Buradaki asıl isteğin ve ulaşılması
gereken hedefin Bursa'yı fetih olduğu kolayca tahmin edilebilir.
Bu ilk iki hükümdarın ölümlerinde, mevcut yapılardan yararlanma
keyfiyeti, yukarıda açıklanan sebebe ve devletin henüz kuruluş
yılları içinde bulunuşuna bağlanabilir. Üçüncü hükümdar Murad
Hüdavendigar'dan itibaren Sultan I.Ahmed'e kadar -bu sonuncu
hükümdar dahil -bütün Osmanlı Sultanları için sekteye uğramaksızın
birer türbe inşa edilmiştir. Böylece her bir Osmanlı Sultanı için
ayrı bir türbe yapma geleneği oluşmuş görünmektedir. Sözkonusu bu
türbelerde, çoğunlukla sultanlar, zevceleri, şehzadeleri ve kızları
ile birlikte ebedi uykularını uyurlar. Ancak II.Murad'ın, hem Arapça
hem Türkçe vasiyetnamesinde ifadesini bulan ''benden sonra
evladumdan ve ensabumdan filcümle soyumdan sopumdan herkim ki ölecek
olursa benim yanımda komıyalar ve katıma getürmeyeler'' şeklindeki
arzusu, bu türbeden ayrı olarak müteakip üç Osmanlı sultan
türbesinde de hükmünü yürütmüştür.
Yukarıda sözünü ettiğimiz her Osmanlı sultanı için ayrı bir türbe
yapma geleneği I.Mustafa ile inkıtaa uğrar. Daha evvel ya bizzat
kendileri veya aynı zamanda halefleri olan oğulları tarafından
yaptırılmakta olan sultan türbelerindeki bu kesinti, I.Mustafa'nın,
yeğeni Sultan II.Osman'ı babası I.Ahmet'in türbesine defnettirmekle
başlar. Ve bundan sonraki dönemde, esasen türbeye dönüştürülen
Ayasofya Camii avlusundaki vaftizhane hariç, hiç bir Osmanlı
sultanının defnedilmediği Nur-u Osmaniye Türbesi ile Hatice Turhan
Valide Sultan adına yapılan ve içinde beş Osmanlı hükümdarının
medfun bulunduğu türbe dahil, Osmanlı sultanları için sadece yedi
türbe yapılmıştır. Böylece, I.Ahmed Türbesinde başlayan, bir
hükümdar adına yapılmış bir türbeye birden fazla sultan gömülmesi
keyfiyeti, bir bakıma geriye dönüş yapılarak, Kanuni'nin türbesine
kadar uzamış ve buraya II.Süleyman ile II.Ahmed defnedilmişlerdir.
Sözünü ettiğimiz son yedi türbeden ikisine, Sultan Abdülmecid
Türbesi ile Sultan Reşad Türbesine banileri defnedilmiş ve bunlar
yakınları ile birlikte tek Osmanlı Padişahının medfun bulunduğu
türbeler arasına katılmıştır. Buna göre I.Mustafa, Sultan İbrahim,
V.Murad ile Şam' da defnedilmiş Sultan Vahidüddin dışındaki otuziki
Osmanlı Sultanından ondördü, tek olarak, ikisi birer, üçü ikişer
hükümdarla birlikte türbelerinde medfundurlar. Yukarıda da işaret
edildiği üzere, Hatice Turhan Valide Sultan Türbesi, bir hükümdar
adına inşa edilmemekle beraber buraya beş Osmanlı Sultanı
defnedilmiştir.
Peki, yaklaşık üçyüz yıldan beri devam etmekte olan ve bir an'anenin
teessüs etmiş olduğundan söz ettiğimiz her bir Osmanlı sultanı için
ayrı ve müstakil bir türbe yapmak tutumundan niçin vazgeçilmiştir?
Kanaatimizce, bunda en önde gelen amil, Osmanlı saltanat
geleneğinde, bütün unsurlarıyla uygulanıp sürdürülmese dahi,
ekberiyet usulünün benimsenmesidir. Söz konusu üç yüz yıllık
dönemde, yukarıda da işaret edildiği üzere, türbelerini, sultanlar
ya kendi adlarına yaptırmışlar veya çoğunluğunda olduğu gibi bunlar
oğulları tarafından inşa ettirilmiştir. I.Mustafa' dan itibaren
sultanlar adına yaptırılan altı türbeden Nur-u Osmaniye de dahil
tamamı yine bu tarzda gerçekleştirilmiştir. III.Mustafa, I.Abdülhamid
ve Sultan Reşad türbelerini kendileri hayatta iken yaptırmışlardır.
II.Mahmud'un Türbesini, babası adına Sultan Abdülmecid yaptırmış,
ayrıca bu sultana oğulları için yaptırdığı bir diğer türbe medfun
olmuştur. Nur-u Osmaniye Türbesi ise I.Mahmud tarafından başlatılmış
yarım kalan türbeyi yerine geçen kardeşi III.Osman tamamlatmıştır.
Ancak belki de kendine tahsis amacıyla I.Mahmud'un defnine izin
vermediği bu türbe, kendisine de kısmet olmamıştır.
Böylece görülüyor ki, zikredilen dönüm noktasından sonra, Osmanlı
sultanları için türbe yapımı, bir bakıma eski geleneğe bağlı
kalınarak gerçekleşmiş fakat babadan oğula intikal tarzındaki
veraset usulü değişince, bu dönemden sonra toplam yirmi bir sultan
için sadece altı türbe yapılmıştır.
Şimdi bunun başlangıcını teşkil eden II.Osman'ın defin kararına
kısaca temas edebiliriz. Bilindiği gibi I.Ahmed'in 1617 yılında vuku
bulan ölümü üzerine ilk defa, oğlu değil kardeşi I.Mustafa tahta
oturmuştur. Ancak, ileri de değineceğimiz, cinnetinden dolayı
ehliyetsizliği sebebiyle I.Mustafa dört ay sonra hal' edilince
yerine I.Ahmed'in oğlu II.Osman geçmiş ve dört yıl sonra II.Osman da
hal' edilerek feci bir şekilde katledilmiştir. İkinci defa tahta
oturtulan I.Mustafa, yeğeni için yeni bir türbe yaptırmamış ve II.Osman
babasının yanına defnedilmiştir. İşte bu, değişikliğin ilk
uygulamasıdır.
Bu uygulamayı başlatan I.Mustafa, gizlenemeyen cinneti nedeniyle
ikinci defa hal' edilmiş ve kubbesi delinmek suretiyle çıkarıldığı
hücresine tekrar konulmuştur. Burada yaklaşık 15 yıl kapalı yaşayan
I.Mustafa 1639 yılında vefat etmiştir.
Evliya Çelebi'nin verdiği bilgiye göre Sultan I. Mustafa, ''vefat
ettiğinde cümle padişahların merkadleri, müluk-i selef ve selatin ve
şehzadegan ile memlu (dolu) olduğundan, Mustafa Han'a yer
bulunmadığından na'şı on yedi saat meydan-ı musallada meks ettirildi
(bekletildi)'' .
Verilen bu haber çerçevesinde bir kaç soru sorulabilir. 1 Gerçekten
I.Mustafa'nın vefat ettiği sırada, eski sultanlara ait türbeler
tamamen dolu mu idi? 2 Sultan'ın na'şı, hem de cenaze namazı
kılınmak üzere çıkarıldıktan sonra niçin uzun bir süre bekletilmiş
ve karar verilememiştir?
Şimdi bu hususları irdelemeye çalışalım: I.Mustafa'nın vefat ettiği
1639 yılında, yakın geçmişte inşa edilmiş biri babası III.Mehmed
adına 1608-1609 yılında, diğeri kardeşi I.Ahmed'e 1619 yılında
yapılmış iki türbe mevcuttu. Bunlardan III.Mehmed'e ait olanda 14,
I.Ahmed'e ait türbede ise 36 sanduka vardır. Şehzadelerin genellikle
babalarının türbelerine defnedildikleri ayrıca kısa bir süre evvel
II.Osman'ın babasının yanına gömülmesi hususu dikkate alınırsa,
I.Mustafa'nın, babası III. Mehmed'in türbesinde gömülmesi
beklenirdi. Oraya gömülmemiştir. III.Mehmed'e ait Ayasofya Camii
haziresindeki türbe, aynı haziredeki III.Murad türbesi ile hemen
hemen aynı büyüklükte olup bu sonuncuda 50 sanduka mevcuttur. III.Mehmed'in
türbesinde sadece 14 sandukanın mevcudiyeti göz önünde tutulduğunda,
bu türbenin dolmuş olduğu düşünülemez. Diğer taraftan kardeşi I.Ahmed'in
türbesine, 1640 yılında, yani I.Mustafa'dan yaklaşık bir yıl sonra
vefat eden IV. Murad defnedilmiştir. Eğer Evliya Çelebi'nin dediği
gibi bu türbeler, selatin ve şehzadegan ile memlu olsaydı, IV.Murad'ın,
buradaki diğer hanedan mensuplarının bu türbeye defnedilememeleri
icap ederdi. Kaldı ki, yukarıda da işaret edildiği üzere, Kanuni'
den yaklaşık 130-135 yıl, I.Mustafa' dan yine yaklaşık 50-55 yıl
sonra vefat eden II.Süleyman ile II.Ahmed, Kanuni'nin türbesine
defnedilmişlerdir. Binaenaleyh türbelerin dolmuş olmasından bahs
edilemeyeceği gibi definlerde baba-oğul tarzında çok yakın bir
akrabalığın aranmadığı da görülmektedir. Böylece I.Mustafa'nın
mevcut türbelerden birine gömülmesi istenmemiştir.
İkinci hususa gelince; kanaatimizce cinneti nedeniyle daha evvelki
türbelerden herhangi birine defni uygun görülmeyen I.Mustafa'nın
cenazesi kararsızlık ve arayış içinde on yedi saat bekletilmiştir.
Verdiği habere göre imdada Evliya Çelebi'nin babası yetişmiş ve
Ayasofya Camii yanındaki Bizans dönemine ait kargir yapıya defnini
önermiş ve bu uygulanmıştır. Evliya Çelebi ayrıca, yapının içinde
toprak olmadığı için has bahçeden toprak getirilerek cesedin
üzerinin örtüldüğünü ilave eder.
Bu yapı Bizanslılar döneminde baptister yani vaftizhane, Osmanlı
döneminde ise yağhane olarak kullanılan bina idi. Vaftizhane
batıdaki üç bölümlü narteksi ile birlikte dıştan dikdörtgen planlı
bir yapı olup, içte, köşelerinde yarım daire kavisli nişlerin yer
aldığı absidli sekizgen bir plan şemasına sahiptir. Üstü kasnaksız
ve basık bir kubbeyle örtülmüştür. Türbeye dönüştürülmeden evvel
batıda nartekse açılan bir esas ve kuzeyde revaka açılan bir yan
kapı mevcuttu. Bunlardan ilki pencereye dönüştürülmüş ikincisi ise
örülüp kapatılmıştır. Türbeye kuzey-doğu nişinde açılmış bir kapı
ile girilmektedir. Köşelerdeki nişlerden ayrı olarak üç yönde
aralarda da birer kemerle son bulan sathi nişler mevcuttur. Dördüncü
kenarda ise yani doğuda ise bir absidin yer aldığına işaret
edilmişti. Alt sıradaki pencereler Osmanlı döneminde açılmıştır;
üsttekilerin ilk yapıdan olduğu kabul edilir. Yapının içte,
duvarlarının mermerle, kubbesinin mozaiklerle süslü olduğu bazı
kayıtlara dayanılarak ileri sürülür. Fakat bunlar 1204 den sonra
Haçlılarca sökülmüştür.
Eserin ortasındaki vaftiz havuzu, yapı türbeye dönüştürüldükten
sonra, kuzeydeki revaka çekilmiştir. Duvarların Osmanlı döneminde
sıvanarak kalem işleri ile bezendiği anlaşılıyor.
Görüldüğü üzere, yapı küçük değişikliklerle türbeye dönüştürülmüş ve
I.Mustafa'nın medfeni olmuştur.
Ancak buraya sadece I.Mustafa gömülmemiştir. Bugün bu türbede 18
sanduka vardır ki bunlardan biri de Sultan İbrahim' e aittir.
Sultan İbrahim'in I.Mustafa gibi mecnun olmadığı, fakat yıllarca
süren ölüm korkusunun sinirlerini bozduğu ileri sürülür. Tahta
oturduğu sırada Osmanlı neslinin yegane temsilcisi olması sebebiyle
ve neslin idamesini sağlaması arzusuyla adeta sefahate teşvik
edilmiş ve Sultan İbrahim'in dönemi, eğlence, kadın, güzel koku ve
kürk dönemi olarak temayüz etmiştir. Bu tarzda dokuz yıl tahtta
oturan Sultan İbrahim 1649 yılında, önce hal', on gün sonra da idam
edilmiştir. Sultan İbrahim'in de babasının yanına değil amcası
I.Mustafa'nın yanında defnedilmesi yeğlenmiştir. Babası I.Ahmed'in
türbesinin dolmuş olmadığını, Sultan İbrahim'den iki yıl sonra
1651'de vefat eden Mahpeyker Sultan'ın buraya defnedilmesinden
biliyoruz. Binaen aleyh bu kadar zevke ve sefahate düşkün, hazinenin
paralarını hesapsızca bu amaçla harcayan Padişaha I.Mustafa'nın yanı
uygun görülmüştür denilebilir.
Benzer akıbete maruz kalmış bir üçüncü Osmanlı hükümdarı Sultan V.Murad'tır.
Sultan Abdülaziz'in hal'i üzerine Osmanlı tahtına oturan V.Murad'ın
saltanatı sadece 93 gün sürmüştür. Esasen akli bir rahatsızlığı
bulunan V.Murad'ın Sultan Abdülaziz'in feci ölümü üzerine
muvazenesinin tamamen bozulduğu ileri sürülür. Doktorların bütün
ihtimamına rağmen hastalığının hafiflememesi üzerine V.Murad hal'
edilmiş ve Çırağan sarayında bir daireye yerleştirilmiştir. Burada
ailesiyle birlikte 27 yıl daha yaşayan V.Murad 1904 yılında vefat
etmiştir. Beşiktaş'ta Yahya Efendi Dergahı'nın haziresine gömülmek
arzusu dikkate alınmadan, hatta cenaze merasimi yapılmadan V.Murad'ın
naşı sekiz kişilik bir saray cemaati ile Hatice Turhan Valide Sultan
Türbesinin bitişiğindeki Cedid Havatin Türbesinde annesinin yanına
defnedilmiştir.
Bu türbe, sözü edilen Valide Sultan Türbesine yapılan iki ilaveden
ikincisini teşkil eder. İlk aşamada Hatice Turhan Valide Sultan
Türbesinin batı duvarından yararlanılmak ve ona dayandırılmak
suretiyle tek kubbeli bir mekan ilave edilmiş daha sonra her iki
yapıya güney ve doğu kenarlarına dayandırılan bu türbe eklenmiştir.
İlk ilave Havatin Türbesi ikincisi ise Cedid Havatin Türbesi diye
anılır. Güneyde bir girişi bulunan Havatin Türbesi, ayrıca, Valide
Sultan Türbesinin batı taraftaki çıkıntılı bölümünün büyük iki
penceresinin parmaklıkları kaldırılarak bu yapıyla
irtibatlandırılmıştır. Başlangıçta hangi amaçla yapıldığını tam
olarak bilemediğimiz bu ilavede bugün on yedi sanduka mevcuttur.
Bunlardan en erken tarihli olanının 1845 yılına ait olması buraya
daha evvel defin yapılmadığını ve başka bir maksatla kullanıldığını
düşündürmektedir. Zira bu ilave inşa özellikleri itibariyle daha
önceye ait bir yapı olmalıdır. Türbe olarak kullanılmaya başlanıp
kısa sürede dolunca ikinci bir ilaveye ihtiyaç duyulmuştur.
Cedid Havatin Türbesi, hem iki yapıya dayandırıldığı için hem de
mekanın bir bölümünün kubbeyle örtülmesi isteğinin ortaya çıkardığı
zaruretlerden dolayı bütünlük intibaının zedelendiği bir plana
sahiptir. Buraya da iki kapı ile ulaşılır. Dışarıya açılan kapı
batıda açılmıştır. Havatin Türbesinin kuzeydeki pencerelerinden biri
iptal edilerek kapıya dönüştürülmüş, böylece yeni ilaveye Havatin
Türbesinden de geçmek imkanı sağlanmıştır. Gayr-i mütecanis
dikdörtgen planlı türbenin batı bölümü, pandantifli bir kubbe ile
örtülmüş buna dayanak teşkil etmek üzere yapılmış destekler ve
kemerler mekanı büyük ölçüde parçalamıştır. Duvarlar, kubbe ve
pandantifler siyah, gri renklerle yapılmış kalem işi bezemelere
sahiptir.
V.Murad'ın sandukası, girinti ve çıkıntıların yoğunlaştığı
güney-doğu köşesindedir. Burası, iki yönde uzanan mermer
korkulukların üzerinde yükselen demir şebekelerle çevrelenmiştir.
Hafifçe yüksek bir platform üzerindeki bu özel bölüme geçişi
sağlayacak bir de kapı yapılmıştır. Demir şebeke, altıgenler,
üçgenler ve eşkenar dörtgenlerle oluşturulmuş bunların içleri ayrıca
altı kollu yıldızlar ve rumilerle doldurulmuştur.
Yeşil kadifeden bir puşideye sahip V. Murad'ın sandukasında, Hafız
Tahsin'in yazdığı simli şu kitabe okunur :
1-Hüve'l-Hallaku'l-Baki
2-Cennetmekan Sultan Mehmed Murad Han-ı Hamis
3- İbni es-Sultanüi'l-Gazi Abdü'I-Mecid Han
4-Eskenehü'llahü Teala fi feradisi'l-cinan Hazretleri
Veladet-i Hümayunları Cülüs-ü Hümayunları
fi 25 Receb fi 17 Cemaziye'l-ula
Sene 1256 Sene 1292
Müddet-i saltanatları İrtihalleri
Mah 3 Eyyam 3 fi 17 Cemaziye'l-ahir
Sene 1322
Harrarahu'l-müznib EI-Hafız Tahsin
V.Murad'ın sandukasının hemen yanında annesi Şevk-Efza Valide
Sultan'ın sandukası uzanır. Bunlardan ayrı olarak türbede on dokuz
sanduka daha mevcut olup bunların bir bölümü örtülerinde kitabe
ihtiva ederler.
Bilindiği üzere II.Abdülhamid, V.Murad'dan 14 yıl sonra vefat etmiş
ve Sultan II.Mahmud Türbesine defnedilmiştir. Böylece, en azından
sözkonusu türbede V.Murad'ın gömülebileceği bir yerin varlığı
anlaşılmaktadır. Öte yandan, istenseydi, babası Abdülmecid'in
türbesine diğer üç kardeşinin yanına defnedilebilirdi. Oysa, II.Abdülhamid'in
iradesiyle, daha çok saray kadınlarının defnedildiği ve bu bakımdan
Havatin ve Cedid Havatin diye anılan türbelerden ikincisine
defnedilmiştir.
Sonuç olarak, Osmanlı kaynaklarında ve belgelerinde cinnetleri
açıkça belirtilmiş I.Mustafa ile V.Murad ve yakın tarihin ''deli''
lakabını verdiği Sultan İbrahim, sadece bu rahatsızlıklarından
dolayı tahtlarından indirilmekle yetinilmemiş bunun yanısıra
ölümlerinden sonra da dışlanarak bilinçli bir tutumla herhangi bir
sultan türbesine kabul edilmemişlerdir.
-----------------------------------------------------------------------------
(*) Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve
sanatlar Bölümü
Kaynaklar:
Danişmend, İ.H. -İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, C.III- IV,
İstanbul1961.
Dirimtekin, F. – “Ayasofya Baptisteri” ,Türk Arkeoloji Dergisi, sy.:
XII-2, Ankara,1965.
Evliya Çelebi -Seyahatname, c. 1, İstanbul 1314.
Eyice, S. -Le Baptistere de Sainte Sophie D'lstanbul.
Hammer -Devlet-i Osmaniye Tarihi, Mehmed Ata Ter., c.X,
İstanbul1337.
İslam Ansiklopedisi -Muhtelif maddeler
Önkal, H. -Osmanlı Hanedan Türbeleri, Ankara,1992.
|