|
İstanbul Boğazı’nın Karadeniz’den girişinde, Anadolu yakasında bir
tepenin zirvesinde bir kale görülür. Bu, halk arasında Yoros Kalesi
veya daha yaygın olarak Ceneviz Kalesi olarak adlandırılan ve
Boğaz'ın girişini kontrol etmek için yapılan eski bir tahkimattır.
Şubat ayı içlerinde bir gazetede çıkan haberde, Anadolu Kavağı’na
hakim olmuş bu kalenin bir kültür merkezine dönüştürüleceği
bildiriliyordu. Bu tasarının ne gerçeklik derecesini bilmiyoruz.
Ancak bunun iyi olup olamayacağını, yazımızın sonunda bir defa daha
gözden geçireceğiz.
Yoros Kalesinin adını, Yunanca'da dağ, tepe anlamına gelen Oros'dan
almış olabileceği düşünülür.Fakat en yaygın açıklamada, ilkçağda
Karadeniz'e açılan gemilerin bu korkulu sularda selametle
gidebilmeleri için onlara, tanrılardan “iyi rüzgarlar” tanrısı
Zeus’un yardımcı olması gayesiyle burada yapılmış olan bir mabedden
aldığı söylenir. Ayas, Uros terimlerinin halk dilinde Yoros'a
dönüştüğü kabul edilegelmektedir.

Bu kale, bu ilkçağ mabedinin yerinde veya daha yukarısında mıydı,
bunu bilmiyoruz. Uzun yüzyıllar içinde, bu putperest mabedinin
izleri de ortadan kaybolmuştur. Kale, sanıldığı gibi bir Ceneviz,
yani Cenova yapısı değildir. Duvar tekniği ve değişik yerlerinde
rastlanan bazı alametlerden anlaşıldığına göre, bir Bizans
inşaatıdır. Asya'dan gelen ve Karadeniz üzerinden Akdeniz'e ve Batı
Avrupa kıyılarına ulaşan ticaret yolunu, 13. yy.'dan 15.yy.'ın
ortalarına kadar ellerinde tutmaya çalışan Cenovalıların birkaç
yerde gemilerine sığınak olmak üzere koloniler kurdukları bilinir.
Bunlardan bir tanesi Kırım'da, Kefe'de, bir diğeri Anadolu kıyısında
Amasra'da, en büyük ve önemlisi ise İstanbul'un karşısında Haliç
girişinde, Galata’da idi. Ancak Cenovalılar veya halk dilinde
söylendiği gibi Cenevizler, ticaretten başka bir şey düşünmeyen ve
yapıcı olmayan bir topluluktu. Bizans’ın en zayıfladığı son yıllarda
çok kısa bir süre için bu kaleyi de ele geçirmiş olabilirler. Fakat
aşağıda belirtileceği gibi, kalenin esas yapımı Bizans işidir.
Bizans’ın son döneminde, daha 13.yy.'da Osmanlı Türk akıncıları
Anadolu yakasında Boğaz kıyılarına İstanbul Boğazı'nın Karadeniz'den
girişinde, kadar inmeye başlamışlardı. Hatta bugünün şurada burada
bazı ülkeler hesabına çarpışan "ücretli askerleri" gibi, Mareşal
Boucicaut idaresindeki Fransız ve İspanyol kuvveti buralara kadar
gelerek Bizans nam ve hesabına Türkler ile bu çevrede
çarpışmışlardı. Yoros’un biraz daha kuzeydoğusunda olan Riva
kalesinde kanlı bir çatışma ve burayı işgal etmiş olan Türk kuvveti
katliama uğramıştır. Yoros kalesinin doğusundaki arazide de
''Şehitlik" denilen çok eski bir kabristan bulunuyordu.
Kalenin en yukarı kısmında, heybetli yarım yuvarlak iki burcun
arasında, arkadaki araziye açılan bir kapısı vardır. Bu burçların
dışarı bakan yüzlerinde işlenmiş salip ve bunun kolları arasında
grek yazısı ile Hz. İsa'nın sıfatını ve adını belirten harfler
görülür. Aynı girişin iç tarafında ise, yine mermer üzerine işlenmiş
bir levha üzerinde takım grek harfleri vardır ki, bunlar ''despot
Manuel'in unvan ve adını monogram halindeki harflerle
belirtmektedir.
Buradaki “despot” kelimesi, hükümdar manasındadır. Bazı eski
yazarlar bu kalede Cenova dönemine ait ve bu ticaret şehrinin ileri
gelenlerinden Vicenzo Lercari isimli bir kişinin adını veren bir
kitabe gördüklerini bildirirler. Belki Larcari tarafından yapılan
bir tamire işaret edilen bu kitabe, 1847'de Hammaire de Hell
tarafından araziye açılan kapı üzerinde görülmüş ise de, bugün bu
kısım tamamen boşalmış haldedir. Kitabe sonraları görülemediği gibi,
bugün de mevcut değildir. Batıda herhangi bir müzede olduğuna dair
de bir bilgi yoktur. Bu, kalenin yapımının Cenovalılara ait olduğunu
değil, ancak onlar tarafından Bizans'ın artık iyice çöktüğü 15.yy.'ın
ilk yarısında bir süre için, bu İtalyan şehrinin bu kalede boğaz
girişini kontrol eden bir karakol kurduğuna işaret sayılabilir.
Türk ilerleyişi sırasında kale fethedilmiş ve buraya bir Osmanlı
kuvveti yerleşmiştir. Bilindiği kadarıyla, kalenin içinde yerleşen
garnizon ve Türkler için evler yapıldığı gibi, bir de II. Bayezid
zamanında cami ile hamam inşa edilmiştir. Bugün bunlardan hiçbir iz
yoktur. Kalenin bir duvarının aşağıda boğaz kıyısına kadar indiği
anlaşılıyor. En yukarı kısımda ise, bu bölümü ayıran 3 burçlu bir
perde duvarı vardır. Kaleyi ilk defa uzman gözüyle inceleyen İngiliz
Toy, pek yeterli olmayan ve bir çok yanlışlarla dolu bir tanıtma
yazısı yazmıştır.
Ondan sonra Prof. A.Gabriel kaleyi tekrar incelemiş, fakat o da
önemli yanlışlar yapmıştır. En göze batan hatası, kalenin en üst
kısmındaki Üç kule ile, burayı bölen perde duvarının Türk inşaatı
olduğunu sanmasıdır. Bu kulelerden ortadakinin üst kısmında
çepeçevre dolanan iki satırlık bir Bizans kitabesi, bunun bir Türk
değil, Bizans inşaatı olduğunu açıkça gösterdiği gibi, 14.yy.'ın
Bizans inşaatında pek sık rastlanan yürek biçiminde bir nişin
Varlığı da, bu kesimin de Bizans yapısı olduğunu belli eder.

Yoros Kalesi, Osmanlı devrinin içlerinde Boğazı koruyan daha modern
tabyalarının yapılması ile askeri önemini kaybetmiş ve bir mesire
yeri durumuna girmiştir. Son birkaç yüzyıl içinde, bilhassa çok
sıcak yaz aylarında halkın Karadeniz'in serin havasından
faydalandığı bir piknik yeri olarak tanınıyordu.
Bu tarihi kalenin bir kültür merkezi Olması için öyle sanıyoruz ki,
içine birtakım binalar yapılması gerekir. Bu da kalenin bilhassa
karşı kıyıdan görünümüne çok zarar verecektir. Kulelerin içlerinin
ise, böyle bir işlev için müsait olabileceğini sanmıyoruz. Diğer
taraftan burada açık havada yaz aylarında bile oturmak ve uzun süre
barınmak zordu. Böylece buranın bir kültür merkezine
dönüştürülmesini olumlu karşılayamıyoruz. Yapılacak tek şey, kalenin
Onarımını yaptırmak, harap yerlerini düzene koymak, içinde ancak
dinlenmeye uygun, kapalı mekan olmaksızın tarihi bir çevre içinde,
tarihi bir park haline getirmektir.
İstanbul
Bülteni sayı:143 Tarihte İstanbul s.16-17
|