English |       
 
Bilinmeyen Osmanlı
 
 
  Dünyanın ilk Standartlar ve Tüketiciyi Koruma Kanunları
  Yavuz Sultan Selim ve Kürtler
  Ayasofya Medresesi
  Hz. Peygamber'in Filistinde Bir Vakfı
  HATTAT MUSTAFA RÂKIM ve CELÎ SÜLÜS
  Osman Bey
  Fâtih Sultân Mehmed
  Sultan II. Abdülhamid Han
  İstanbul’un Fethi Ve Ayasofya’nın Camiye Çevrilişi
  Bilinmeyen Osmanlı
  Osmanlı'da Harem
  Şekerci Hanı'nın Şeker İnsanları
  Osmanlı Para ve Finansman sisteminin esasları nedir?
  İstanbul'un Fethi ve Avrupa Ticari Faaliyetlerine Etkisi
  Silistre'li Süleyman Hilmi Tunahan Efendi


E-Ticaret

Muhasebe Programı
Bilgisayar Servisi

 

  Hz. Peygamber'in Filistinde Bir Vakfı Ve Osmanlı Devleti'nin Vakıf Ve Tapu-Kadastro Anlayışını Gösteren Bir Belge
  Dünyanın ilk Standartlar ve Tüketiciyi Koruma Kanunları
  Eski Ve Yeni Hukukumuzda İşçinin Çalışma Süresi-İstirahat-Ta'til Ve İbadet Hakkı
Aramak istediğiniz kelimelerin arasında boşluk bırakınız.
Örn; Osmanlı Sultanları
Sitemizdeki Yeniliklerden Haberdar Olmak İçin Haber Listemize Katılın!

 

 
Eski İstanbul'da Yolculuk


                                        M. Ali Yeşilbaş

İstanbul iki kıtanın ve iki denizin birleştiği yerde kurulmuş; üç devlete ve medeniyete başkentlik etmiş, konumu ve coğrafi yapısı ile dünyanın en güzel şehirlerinden biridir. Adeta bir dünya cenneti ve dünya başkenti olmaya layık bir yerdir. İstanbul’da ilk yerleşimler Topkapı Sarayı ve Ayasofya cıvarında olmuş; şehir giderek büyüyünce, şehri kuşatan surların dışına: Çekmece’ye, Haliç’e, Boğaziçi’ne doğru yayılmıştır. Topkapı Sarayı’nın olduğu yerden kuzeye bakılınca, Karadeniz’e doğru kıvrıla kıvrıla uzanan bir su yolunu; batıya doğru dönüldüğünde, dünyanın hiç bir yerinde rastlanmayan doğal bir liman olan Haliç’i; güneye doğru bakıldığında da Prens Adalarını görürüz.

              28.jpg (23794 bytes)

Fetihten önce de bir ticaret merkezi olan İstanbul, şehir alındıktan sonra da önemi artmış, batı ve doğunun buluştuğu önemli bir çekim merkezi olmuştur. Galata ve civarı Latin ağırlıklı yabancıların yaşadığı ve bunların çoğunun ticaretle uğraştığı bir yerdi. Denizaşırı ülkelerden gelen mallar, Eminönü ve Galata’daki depolara indirilir ve buradan dağıtılırdı. İstanbul merkezli ticaret karayolunda kervanlarla; denizde ise yelkenlilerle, yani rüzgar ve kol gücü ile yapılırdı. Boğaziçi’ne odun, kömür Karadeniz’den, Şileden yelkenlilerle gelir, öküz arabaları ile tüketiciye ulaştırılırdı.

 Ekmek ihtiyacı fırınlardan karşılanır; un ise değirmenlerden kara veya deniz yolu ile sağlanırdı. Boğaziçi bağlık bahçelik olup meyva ve sebze ihtiyacı buralardan temin edilir; şehir halinden de mevsimine göre eksikler tamamlanırdı. Yük ve yolcu taşıma işini Osmanlı’da ilk önce Fevaid-i Osmaniye Şirketi yapardı. Sonra Şirketi Hayriye devri ve beraberinde yandan çarklı gemilerle Boğaziçi, Adalar ve Kadıköy seferleri başladı. Boğaziçi’nde o zamanlar şehre yakın yerler; yani Rumeli yakasında Hisar’a kadar, Anadolu yakasında ise, Küçüksu’ya kadar olan kesim meskundu ve meskenlerin çoğu da saraylar ile yalılardan ibaretti. Karadeniz’e doğru gidildiğinde görünen Boğaziçi köyleri, Rum nüfusun ağırlıklı olduğu balıkçı köyleri idi. 17. yy. sonlarında Boğaziçi’nde yapılaşma yalılarla başladı. Devlet ricali ya da saray ileri gelenleri satın aldıkları veya padişah tarafından hediye edilen topraklara sahil sarayları ve köşkler yaptırdılar.

 Merkezden Boğaziçi’ne ulaşım pereme denilen kayıklar ve pazar kayıkları ile yapılırdı. Boğaziçi iskeleleri yapılmadan önce semte gelen vapur açıkta durur; kayıklarla kıyıya, sandal iskelelerine çıkılırdı. Düzenli seferler başlayınca Boğaziçi semtlerine tahta iskeleler yapıldı. Yolculuklar güvenlik içinde yapıldığı için Boğaz köylerine rağbet çoğaldı. Şirketi Hayriye Boğaz’da yerleşime yardımcı olmak ve teşvik etmek için ev eşyası taşımaya ücret almıyordu. Boğaziçi’nde ilk sanayileşme 18. yy. başlarında Beykoz’da başladı. Aynı yıllarda Haliç’te de çeşitli fabrikalar kuruldu. Galata Köprüsü’nün Haliç tarafındaki iskelelerinden, Eyüp’e kadar seferler yapılıyordu. O zamanlar Haliç temiz ve seyire elverişliydi. İstanbul Boğazı, Kız Kulesi’nden başlayarak Anadolu ve Rumeli Fenerleri’nin birleştiği yere kadardır. Uzunluğu 35 km, 20 mildir. En geniş yeri Büyükdere-Umumyeri arası 3500 m, en dar yeri Anadolu-Rumeli Hisarları arası 700 m’dir. Sığlıklar çok azdır.

En derin yeri Kandilli-Arnavutköy arası 120 metredir. Boğaz akıntıları alttan yukarıya Karadeniz’e, üstten de Marmara’ya akar. Bu da şöyle oluşur: Karadenizin suyu soğuk ve az tuzlu olduğu için üstten aşağıya Marmara’ya; Ege’nin suyu sıcak ve tuzlu olduğundan alttan yukarıya Karadeniz’e akar. Bu ters akıntılar Kandilli’de, Çubuklu Çakalburnu’nda, Yeniköy çakarında ve Anavutköy’de bariz şekilde görülür. Yelken ve kayık devrinde bu akıntıları aşmak için Yedekçiler kullanılır, denizdeki tekneden havaya atılan bir halat karadaki Yedekçiler tarafından çekilerek akıntının aşılması sağlanırdı. Boğazın bazı köylerine kara yolu ile gidilemez; yalnız deniz yolu ile ulaşılırdı. Anadolu Kavak’ı, Poyraz gibi bazı semtlerde de yalılar denizle adeta bütünleşir; önlerinde bir kayık yanaşacak kadar iskeleleri olurdu. Emirgan ve Rumeli Hisarı’nda sahil yolu yoktu. Kandilli ve Çubuklu da aynı idi. Dar patika yollardan arabalarla ulaşım sağlanırdı. Beykoz’daki Riva Deresi’nin yanındaki köylere kayıkla dereden gidilir; köyün sebzesi meyvesi pazara indirilir; köyün ihtiyacı, şehirlerle olan irtibatı sağlanırdı. Boğazaçi’nde deniz taşımacılığı 1950 yıllara kadar önemini korudu. İstanbul merkezden (Eminönü’nden) Boğaziçi’ne, Kadıköy’e, Adalara ve Haliç’e seferler yapılıyordu. Üsküdar, Kabataş, İstinye, Paşabahçe arabalı vapur seferleri ile de yolcu ve motorlu vasıtalar taşınıyordu. 1973 yılında birinci Boğaz köprüsü yapılınca, araba vapuru seferleri azaltıldı. Karayolu taşımacılığı başlayınca da Boğaz vapurları seyrekleşti; sadece sabah-akşam seferleri yapılmaya başlandı. Boğaziçi’nin deniz sefaları bitti.

Yalnız turistik amaçlı seferler yapılmaya başladı; ayrıca iki kıta arasında özel sektörün dolmuş motorları ile Üsküdar-Beşiktaş, Beykoz-Yeniköy arası seferler devam etmektedir. Deniz Yolları İşletmesi’nin küçük motorlu botları ile Bebek’ten karşıdaki iskelelere seferler de yapılmaktadır; deniz otobüsleri ile Bakırköy’e, Bostancı’ya, Karaköy’e, Adalara, Yalova’ya ulaşım sağlanmaktadır. Yakın bir zamanda da deniz otobüsleri Boğaz seferlerine başlayacaktır. Boğazda yapılan ikinci köprü kara ulaşımını kolaylaştırdı, zaman kaybını azalttı; ama Boğaz’ın özelliği olan vapur yolculuğunu bitirdi. Boğaz’ın ulaşım sorunu kara yolculuğu ile kısaldı; ama işin güzelliği de sona erdi. Yazın püfür püfür esen yelde yapılan sabah-akşam vapur seferleri ne yazık ki mazide kaldı. Güzelim iskeleler kapandı veya gazino yapıldı. Bir buçuk-iki saat süren sefalı yolculukların yerini itiş-kakış ayakta yapılan otobüs yolculuklarına bıraktı. Şimdi ise yalnız turistik yolcu seferleri ve büyük motorlarla yapılan gezi seferleri kaldı. Boğaziçi’nde seferlerin bitmesi ile yolcular, gemiler, dalgalar ve martılar da boynu bükük ve öksüz kaldı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi İnternet Sitesi

Muallim Cevdet

İkdamcı Cevdet

Osmanlı'yı Kim Batırdı?

İstanbul'un Fethinin Kazandırdıkları ve İkinci Fethe Hazırlık

İstanbul'un Fethi ve Avrupa Ticari Faaliyetlerine Etkisi

Ermeni Meselesinin Milletlerarası Boyutu

Osmanlı Devleti'ndeki Ermeniler Hakkında

Son Osmanlı Ermenileri

Vakıf Ve Vatan Savunması

Ankara'nın Kuruluşunda Vakıfların Rolü

Ortaçağ Anadolusu’nda Bir Kadın Teşkilâtı : Bâcıyân-ı Rûm