|
Necdet Yılmaz
a) Urmiye Şeyhi Mahmud Efendi
Seyyid Mahmud Efendi, Tebriz yakınlarında Urmiye[1] isimli bir
beldedendir. Babası Nakşibendî meşâyihından, “Koç Baba” diye anılan
Seyyid Ahmed Efendi’dir. Babasından zâhirî ve bâtınî ilimleri tahsil
ederek irşâd izni almıştır. Bir müddet sonra babası vefat edince
kendisi Diyarbakır’a gelip buraya yerleşmiştir. Ahâlî arasında da
“Urmiye Şeyhi” diye meşhur olmuştur.[2]
Mahmud Efendi, Diyarbakır’da bir tekke yaptırarak burada insanları
irşâd etmeye başlamıştır. Metin Sözen’in Diyarbakır’da Türk Mimarisi
isimli eserinde, Azizoğlu Tekkesi diye isimlendirdiği bu yapı, yine
aynı müellifin verdiği bilgiye göre 1630-1637 yılları arasında
yaptırılmıştır.[3]
Mahmud Efendi’nin tekkesi sıradan halk, ulemâ ve yönetici kesiminden
herkes tarafından büyük ilgi görmüş, paşalar, serdarlar ziyârette
bulunmuştur. Aynı zamanda doğudan gelen tüccârlar için de bir uğrak
yeri halini almış,[4] bu şöhret, Van, Tebriz, Revan, Erzurum, Urfa
ve Musul’a kadar ulaşmıştır. Müridlerinin sayısı rivâyete göre kırk
bini bulmuştur.[5] Tekkesi’nin yanına bir de câmi yaptırmıştır.
Bağlıları daha çok bu câmide toplanarak, cehrî zikir yaparlarmış.[6]
Sultan IV. Murad Revan Seferi sırasında Şeyhi ziyâret ederek
yakınlık göstermiş, hattâ Sefere berâberinde götürmüştür. Ne var ki
bu yakınlık fazla sürmemiş Padişâh’ın Bağdat Seferi esnâsında,
Halep’te karşılayıp hediyeler de takdim etmesine rağmen, bir takım
insanların, Sakarya Şeyhi’nin durumunu da hatırlatarak, bu tip
etrafında büyük kitleler toplayabilen insanların devlete karşı
gaileler açabileceği ve kendisinin de bu yüzden tehlike arz ettiği
şeklindeki gammazlamaları üzerine 1048/1638 Şevvali’nde idâm
ettirmiştir.[7]
Naîmâ’nın beyânına göre, bu îdam üzerine halk arasında türlü
dedikodular yapılmış, herkes bir şekilde olayı yorumlamıştır. Ancak
bu meseleyi en sıhhatli şekilde Kâtip Çelebi, Fezleke’sinde
anlatmıştır. Naîmâ da onu doğrulayarak, bu îdamın sebebini anlatmış,
Peçevî ve Hammer gibi diğer târihçiler onları izlemiştir.[8]
Târihçi Naîmâ ve muhtemelen ondan naklen Hammer, IV. Murad’ın Urmiye
şeyhini îdam etmesi için özetle iki sebep sıralamışlardır. Bunların
ilki şöyledir: Pâdişah Bağdad’a giderken, Mahmud Efendi, yanında
bulunan Maanoğlu Fahreddin’in altın yapmakta mahir olduğu söylenen
bir kızını Pâdişah’a tavsiye etmiş, Pâdişah da bu genç kimyacıya,
imalatına sermaye olmak üzere 1.000 altın ve kendisine harçlık olmak
üzere de 1.000 guruş vermiştir. İmâlâtına nezâret etmesi için de bir
kapıcı koymuştur. Lâkin kız, vadettiği altını yapmayıp,
Diyarbakır’ın mûsikişinâslarıyla zevk ve safâ âlemlerinde
harcamıştır. Bağdat’tan Diyarbakır’a dönen Pâdişah, durumu görünce
kızı boğdurup iki çocuğuyla beraber Dicle Nehri’ne attırmış,
kendisine inanma saflığını gösterdiğinden dolayı Mahmud Efendi’yi de
îdam ettirmiştir.[9]
İkinci ve tercih edilen asıl sebebe gelince; yukarıda da
belirtildiği gibi, Mahmud Efendi’nin çevresine, kemiyet ve keyfiyet
bakımından hatırı sayılır bir insan kitlesinin toplanmış olmasıdır.
Öyle ki, insanlar varını yoğunu hiç tereddüt etmeden kendisine
teslim edebilmektedir.[10] Peçevî’nin anlattığına göre, Revan
Seferi’nde çoğu zaman pâdişahla atbaşı gitmişler ve geçmekte
oldukları memleket hakkında pâdişaha bilgi vermiştir. Bu arada,
kürtlerin çoğu, kimi babasının, kimi kardeşinin, kimi de kendisinin
ahbapları olduğundan, sık sık ordugâha gelerek onun çadırını
sormuşlardır. Bu durum da padişâhın ona karşı kin beslemesine sebep
olmuştur.[11] Zâten bu duygular içinde olan IV. Murad, kendisine
yapılan, tarîkat kisvesi ile halkı başına toplayıp, bu nüfûzunu
devlet olmaya çevireceği, geçmişte benzeri örneklerin çok görüldüğü,
öyle ki, acem şahlarının dahi şeyhlikten ortaya çıktığı, Sakarya
Şeyhi’nin durumunun da benzer nitelikte hatta daha tehlikeli olduğu,
İstanbul’a döndükten sonra onunla uğraşmanın zor olacağı, hazır elde
iken îdamının isabetli olacağı şeklindeki telkinler karşısında îdam
edilmesine ikna olmuştur.[12]
Hammer de, “asıl îdam sebebinin, avâm üzerinde nüfuzunun tesiri ve
Osmanlı saltanatının ilk zamanlarındaki Börklüce Mustafa ile daha
yakın zamanlarda Küçük Asya’yı isyân ateşi içinde bırakan Sakarya
Şeyhi’nin izinden gitmesi endişesi olmak gerektir”[13] diye asıl
sebebi işaret etmektedir.
Naîmâ’nın beyanına göre, Şeyh’in evinde misafir olan Rumeli
Kazaskeri Ebussuudzâde Mehmed Efendi herhangi bir hastalığı olmadığı
halde, onun vefatından bir gün sonra vefat etmiştir. Yine, Pâdişâhın
isteği üzerine, şeyhin bu tür hareketlere girişip girişmeyeceğine
dair her hangi bir harb aleti vesair olup olmadığı araştırılmış
fakat evinden bu ve buna benzer hiç bir şey bulunamamış, yine
Naîmâ’nın ifâdesine göre, pâdişah da bu durumdan üzüntü
duymuştur.[14]
Târihçi İbrahim Peçevî, vaktiyle Diyarbakır valisi iken tanışıp,
meclislerinde bulunduğu dolayısıyla yakından tanıdığı Mahmud
Efendi’nin idâmından hayli müteessir olmuş ve onun nice zalimler
yanında canını kaybeden mazlumlar arasında olduğunu kaydetmiştir.
Revan Seferi sırasında nikriz hastalığı belirtileri gösteren
pâdişahın, bu şeyhi îdam ettirmesinden sonra, iyiden iyiye
hastalığının nüksettiğini, hatta, tamamıyla felç olarak belden
aşağısının tutmadığını, o günden sonra ata binemeyerek tahtırevana
muhtaç olduğunu belirtmektedir.[15]
Şeyh’in îdamı asesbaşı ve cellâd Kara Ali tarafından boğdurulmak
sûretiyle gerçekleştirilmiştir.[16] “Pîşvây-ı tarîkat” ibâresi
vefatı için düşürülmüş târihdir. Kâtip Çelebi’nin Fezleke’si ve
Tevfik Tezkiresi’nde kıraata dâir risâlelerinin olduğu
kayıtlıdır.[17]
Kenan Erdoğan, Diyarbakır’da yazma halinde bulunan ve Baba Kelâmı
olarak isimlendirilen manzum bir eserin Mahmud Urmevî’ye ait
olduğunu tesbit ederek tanıtmıştır.[18]
Diyarbakır’ı gezip hakkında bilgi veren Evliyâ Çelebi, Hâcegâni
Tekkesi diye andığı, Mahmud Efendi’nin tekkesinde yapılan tevhid
zikrinin hiçbir diyarda yapılmadığını beyan etmektedir.[19]
b) İsmâil Çelebi
İsmail Çelebi, Mahmud Efendi’nin oğludur. 1020/1611 senesinde
Diyarbakır’da doğmuştur. Şer’î ilimleri dönemin âlimlerinden,
tasavvufî sülûkunu ise babasından gerçekleştirmiştir. Babasının
vefatından sonra da yerine postnişîn olmuştur. Babasına gösterilen
ilgi ve alâka kendisine de gösterilmiş, bir çok paşa ve serdâr
müridleri arasına girmişlerdir. Bu hal üzere irşâd faaliyetlerini
devam ettirmekte iken 1080/1669 senesinde vefat etmiştir. Diğer aile
fertleri gibi Rum Kapısı (Urfa Kapısı) dışında bulunan kabristana
defnedilmiştir.[20]
Babasının nüfûzunu tevârüs ederek gâyet itibarlı ve zengin bir hayat
süren İsmail Çelebi, devlet ricâlinin her hangi bir endişesini mûcib
olmamıştır.[21] Aynı zamanda mütevâzî ve cömert bir insan olarak
hayat sürmüştür. Oğlu Ahmed Çelebi kendisinden sonra tekkenin
postnişînliğini üstlenmiştir. Döneminde gerek nazarî gerekse pratik
mûsikî bilgisiyle meşhur olmuş, Türkçe ve Farsça şiirler yazarak,
besteler de yapmıştır.[22]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Urmiye, İran’ın Azerbaycan
eyâletinde bir bölge ve şehir ismidir. (Bilgi için bk. V. Mınorsky,
“Urmiye”, MEBİA, c. XIII, ss. 59-65).
[2] Uşşâkîzâde, Zeyl, s. 48; Şeyhî, a.g.e., c. I, s. 62; Kâtip
Çelebi, Fezleke, c. II, s. 213; Naîmâ, Târih, c. III, s. 385;
Danışman, Seyâhatnâme, c. VI, ss. 144-146; Tevfik Tezkiresi, vr.
39a.
[3] Sözen, Diyarbakır’da Türk Mimarisi, s. 155. Hanzade Mahallesi
Yalı Bahçesi bitişiğinde olan bu Tekke bugün yıkılmıştır. (Aynı
yer).
[4] Uşşâkîzâde, a.g.e., aynı yer; Şeyhî, a.g.e., aynı yer; Kâtip
Çelebi, a.g.e., c. II, aynı yer; Naîmâ, a.g.e., c. III, aynı yer..
[5] Naîmâ, a.g.e., c. III, s. 389; Sözen, a.g.e., s. 154.
[6] Kâtip Çelebi, a.g.e., c. II, aynı yer; Naîmâ, a.g.e., c. III,
aynı yer.
[7] Uşşâkîzâde, a.g.e., aynı yer; Şeyhî, a.g.e., aynı yer; Kâtib
Çelebi, a.g.e., c. II, s. 214; Naîmâ, a.g.e., c. III, aynı yer;
Uzunçarşılı, a.g.e., s. 204, 205.
[8] Bk. Kâtip Çelebi, Fezleke, c. II, ss. 213-214; Naîmâ, a.g.e., c.
III, ss. 380-392; Peçevî Tarihi, c. II, ss. 462-463; Hammer Târihi,
c. V, ss. 254-256. Evliyâ Çelebi, Bağdat Seferi için şeyhin pâdişahı
karşıladığı sırada aralarında geçen bir konuşmayı vermektedir. Buna
göre Mahmud Efendi, pâdişahın zaferle İstanbul’a döneceğini, fakat
giderken bozguncuların kışkırtmasıyla haksız yere bir kan da
dökeceğini kerâmeten haber vermiştir. Yine bu esnâda pâdişahın ona
bulunduğu ikramları kabul etmeyerek, sadece Diyarbakır’ın hane
avârızından ve cizyesinden azaltma rica etmiş ve pâdişah bu isteği
derhal yerine getirmiştir. (Bk. Sayahatnâme, c. IV, s. 1138).
[9] Naîmâ, a.g.e., c. III, ss. 387-388; Hammer Târihi, c. V, s. 255.
.
[10] Naîmâ, a.g.e., c. III, s. 389.
[11] Peçevî Tarihi, c. II, s. 463. Ayrıca bk. Kâtip Çelebi, a.g.e.,
c. II, s. 214.
[12] Naîmâ, a.g.e., c. III, s. 390.
[13] Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, 5 (Dokuzuncu Cilt), haz.: Mehmet
Ata’nın tercümesi esasalınarak Mümin Çevik ve Erol Kılıç, İstanbul
1990, s. 255 (Hammer Târihi); Uzunçarşılı, a.g.e., s. 205, 1 nolu
dipnot.
[14] Naîmâ, a.g.e., c. III, s. 391.
[15] Peçevî Tarihi, c. II, ss. 463-64.
[16] Naîmâ, a.g.e., c. III, s. 391; Uzunçarşılı, a.g.e., s. 205.
[17] Kâtip Çelebi, Fezleke, c. II, s. 214; Tevfik Tezkiresi, vr.
39a.
[18] Bk. Kenan Erdoğan, “Seyyid Aziz Mahmud Urmevî, Urmevîlik ve
Bilinmeyen Bir Eseri: Baba Kelâmı”, Bir, sy.: 9-10 (1998), ss.
211-225.
[19] Danışman, Seyâhatnâme, c. VI, s. 126.
[20] Ali Emîrî Efendi, Tezkire-i Şuarâ-yı Âmid, c. I, İstanbul 1328,
ss. 20-21. Ayrıca bk. Şevket Beysanoğlu, Diyarbakırlı Fikir ve Sanat
Adamları, c. I, İstanbul 1957, s. 145.
[21] Kufralı, Kasım “Molla İlâhî ve Kendisinden Sonraki Nakşibendîye
Muhiti”, TDED, c. III, sy.: 1-2, (30 Kasım 1948), s. 149.
[22] Gös.yerler.
|