|
Osmanlı toplumu, hukukî bakımdan “askerîler” ve “reâyâ” olmak üzere
iki sınıfa ayrılmakta idi. Askerîler bugünkü anlamda devlet
görevlileridir; bunun göstergesi de pâdişahın verdiği berat ve bu
beratta gösterilen görev karşılığı vergi muafiyetidir. Kısaca devlet
görevlilerinin tümüne birden “askerî” denilirdi. Bu sınıfı; Dîvân-ı
Hümâyûn üyeleri, ehl-i örf, ehl-i ilm ile tarîkat erbâbı ve
seyyidler oluşturmaktadır. Vergi vermekle mükellef olanların
tamamına da “reâyâ” denirdi. Bu sınıfı da tüccarlar, sanat erbabı ve
köylüler diye gruplandırmak mümkündür.
Kul asıllı devlet görevlilerinin dışındaki bütün görevlilerin hizmet
süreleri sınırlıdır. Bunun tek istisnası tarîkat şeyhliğidir.
Tarîkat şeyhlikleri resmî bir görev olmamasına rağmen, devletce
resmen tanınmaktadır. Ve imtiyaz sağlanan bir statüye sâhiptir.
Askerî sınıfın içinde yer alıp, halka en yakın olan grup tarîkat
erbâbıdır. Bu grup mânevî nüfuzlarının yanında halka karşı herhangi
bir zulüm yapabilecek durumda olmamalarından dolayı onların
nazarında oldukça prestijli bir mevki ihraz etmekteydiler. Bunda
mensuplarına maddî menfaat sağlamaları da önemli bir yer işgal
etmektedir. İzmir’de 1055/1645 senesinde, vakıf kurmuş olan bir
şeyh, vakfiyesinde, “...sair tarikımız fukarasına, her birine beşer
vukiyye üzüm ile taze incir verülüp, her biri yedikçe hayır dualar
edeler.” demektedir.
Tarîkat erbâbının devlet görevlileri ve pâdişahlar üzerindeki
nüfuzlarının bir sonucu olarak, bu yöneticiler mensûbu bulundukları
tarîkat erbâbına karşı siyâsî ve mâlî kudretleri nisbetinde, kurmuş
oldukları vakıflar kanalıyla veya başka yollardan muhtelif imkanlar
sağlamışlardır. XVII. yüzyıldaki 313 adet vakıf üzerinde bir
araştırma yapmış olan Hasan Yüksel, bu vakıfların kurucularının % 6.
38’ini oluşturanların, devletin muhtelif kademelerinde görev yapan
ve aynı zamanda herhangi bir tarîkata mensup kimseler olduğunu
belirtmektedir. Bunlar arasında Öküz Mehmed Paşa Halvetî
Tarîkatı’na, Vezir Harâmî Ahmed Paşa başka bir tarîkata, Anadolu
Kazaskeri Mehmed Efendi Celvetî Tarîkatı’na, Malatyalı Kapıağası
İsmail Ağa Nakşibendî Tarîkatı’na, Mustafa Ağa Mevlevî Tarîkatı’na
mensupturlar. Mustafa Paşa b. Süleyman adındaki vâkıf, tesis ettiği
bir dârülhadiste okuyan talebelere, bir nevi burs sayılabilecek
gelir tahsis ederken, “...ehl-i tarîk ve erbâb-ı sülûk olanlara...”
öncelik tanımaktadır.
Mezkûr araştırmaya göre bütün dînî hizmetler için ayrılan vakıf
gelirlerinin %7.17’si (6.288.372 akçenin 451.691.8 akçesi)
tarîkatların muhtelif giderleri ve görevlilerine harcanmaktadır.Bunların yanında bir de devlet idârecilerinin bizzat tarîkat erbâbı
için tesis ettiği vakıflar, tekkeler ile onlara sağladıkları çeşitli
kolaylıklar vardır. Birkaç başlık altında bu konuyu ele alacağız.
1. Vakıf Tesisi
Meşâyihın gelir kalemlerinin başında kendileri için tahsis edilmiş
olan vakıflar bulunmakta, şeyhlerin nüfuzu da vakıfdan gelen
gelirlere dayanmakta idi.
Mevlevî Âsitânesi’ni örnek olarak alırsak; Evkâf-ı Celâliye denilen
bu servete devlet, şer’an el atamazdı. Dârüssaâde Ağası’nın nezâreti
vakfın gelirlerini korumaya yönelikti. Vakıflar dokunulmazlığa
sâhipti. Evkâf-ı Celâliye “bi’l-cümle avârız-ı dîvâniye ve tekâlif-i
örfiye ve şakkadan muaf” idi ve bu muafiyet zaman zaman teyit
edilmekte idi.
Mevlânâ evkâfı arasında, Sahra, Said ili, Hatunsarayı, Ilgın,
Sudiremi ve Aksaray’a bağlı bâzı köyler ve daha birçok çiftlik, bağ,
arsa, köyün bulunduğunu, ayrıca Suğla hassından ve cizye
gelirlerinin de bu kuruluşa bağlandığını daha önce kaydetmiştik.
I. Ahmed, Şeyh Beşir Efendi için Kütahya’da, 1019/1610 senesinde
vakıf tesis etmiştir.Gölcük, Örcün Köyü’ndeki Baba Sultan Zâviyesi’nin ve vakfının
pâdişah veya hâkim tarafından tevliyet, nezâret ve zâviyedârlığının
Abdülmecid Sivâsî Efendi’ye verilmesi üzerine, halîfesi Ankaralı
Hasan Dede’yi buraya zâviyedâr olarak göndermiştir.
2. Vergi Muâfiyeti
Konya Mevlevîhânesi XVII. yüzyılda vergiden muaftır ve özerk bir
yapıya sâhiptir. Sadece mevlevîhâne değil bu yapının bulunduğu
mahalle sakinlerine de vergi muafiyeti tanınmıştır.
1036/1627 senesinde, Şeyh Şemseddin Sivâsî Efendi’nin bütün
kardeşleri, evladları ve dervişlerinin her tür vergiden muaf ve
müsellem tutuldukları tesbit edilmektedir.
Aziz Mahmud Hüdâyî Efendi, kendi doğduğu yer olan Şerefli Koçhisar
için vergi indirimi sağlamıştır.Sultan II. Mustafa zamanında, Somuncu Baba’nın Dârende’de bulunan
neslinden gelen şeyhler, 1110/1699 senesinde, eskiden beri örfî
vergilerden ve özellikle avârız vergisinden muaf tutuldukları halde
mahalleli ve kazâlıların itirazı, bâzı mahalli yetkililerin de
zorlaması nedeniyle, pâdişaha bir yazılı dilekçe ile müracaat ederek
durumun açıklığa kavuşturulmasını istemişlerdir. Bu başvuru üzerine
sadrazamlık makamı, evrakı ilgili kalemlere göndererek eski
kayıtlardan tahkikatını yaptırmış ve bir kısım derkenârlar
düşmüşlerdir. Sonra da Dârende kadısına gönderilen bir hükümle
yapılan bu haksızlığın giderilmesi istenmiştir.
Yine bu yüzyılda, Bursa’da bulunan Zeynîler ve Emir Sultan
Tekkesi’nin her türlü “tekâlîf-i örfiyye”den muaf tutuldukları
tesbit edilmektedir.
3. Tekke İnşâsı ve Tamiri
Osmanlı’da devlet idârecileri feyiz aldıkları tekkelere tarif
edilemez bir hisle bağlı kalıp hürmet gösterdikleri gibi, buralarla
bizzat ilgilenmişlerdir. Yenilerini inşâ ettikleri kadar tamirlerine
de itina göstermişlerdir.
Özellikle XVI. yüzyıldan itibaren tekke ve zâviyelerin beyler,
paşalar, vezirler tarafından yaptırılması bir yarışma halini
almıştır.
I. Ahmed, Hüsâmeddin Bursevî adına Bursa’da Temenye Tekkesi diye
bilinen yapıyı kurmuştur.
Deryâ beylerinden Bâlizâde Hasan Bey, Abdülehad Nûrî Efendi adına
Midilli Adası’nda bir tekke inşâ ederek vakıflar tanzim etmiştir.
Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa, zamanla harab olmuş olan Çarhacı
Tekkesini yeniden inşâ ederek Çarhacı Ahmed Efendi’ye tevcîh
etmiştir.
XVI. yüzyıl sonu ile XVII. yüzyılda mevlevîhânelerin kurulduğuna ve
buraların da çoğunlukla idâreciler tarafından, özellikle ticârî yol
güzergâhları ile önemli iktisâdî potansiyeli olan kent merkezlerinde
yaptırıldığına şahit oluyoruz.
Bunlardan Beşiktaş Mevlevîhânesi, Sadrâzam Ohrili Hüseyin Paşa
tarafından 1031/1622 senesinde inşâ ettirilmiştir.
Tokat Mevlevîhânesi, I. Ahmed’in vezirlerinden Tokatlı Sülün Muslu
Paşa tarafından 1024/1613 senesinde, Kayseri Mevlevîhânesi, IV.
Murad’ın sadrazamlarından Bayram Paşa tarafından 1047/1637
senesinde, Amasya Mevlevîhânesi yine aynı sadrâzam tarafından aynı
senede, Antep Mevlevîhânesi, Antep Sancak Beyi Türkmen Mustafa Ağa
tarafından 1048/1638 senesinde yeniden inşâ edilmişlerdir. Manisa
Mevlevîhânesi’nin ise bu yüzyılda hem vakıfları genişletilmiş, hem
de tamir ve tevsileri gerçekleştirilmiştir. Bu mevlevîhânenin yeni
vakıfları da Saruhan kaymakamı Ali Oğlu Mahmud Ağa tarafından
gerçekleştirilmiştir.
Şabâniyye’nin kurucusu Şabân Efendi için, I. Ahmed’in sadrazamı
Murad Paşa’nın kethüdâsı olan Ömer Kethüda tarafından bir türbe yapımına
başlanmış, ancak bu zâtın öldürülmesinden sonra inşaat yarım kalmıştır. Yarım
kalan bu inşâat, Ömer Fuâdî Efendi’nin postnişînliği döneminde, o zamanki
KüreKadısı Akkaş Efendi ve pek çok kişinin yardımlarıyla bitirilmeye
çalışılmıştır. Özellikle I. Ahmed’in sadrazamlarından Halil Paşa tarafından
kubbesi kurşunla kaplatılmış, Kastamonu Kadısı Emin Efendi de alemini
yaptırmıştır. Sultan II. Osman’ın vezirlerinden Bosna Beylerbeyi pâyeli
Kastamonu vâlisi Kurşunluzâde Mustafa Paşa türbede bâzı tamiratlar yaptırarak
doğu tarafındaki harem kapısını açtırmıştır.
I. Ahmed’in, Bursa’da bulunan eski mevlevîhânenin harap vaziyeti
karşısında, saraya arz gönderen Derviş Mehmed’in arzı üzerine
100.000 akçe tahsis ettiği kaydedilmektedir.
Sadrazam Bayram Paşa, yukarıda saydığımız mevlevîhânelerden başka
Fatih’de bulunan Alâaddin Mescidi’ne bir minber ilâve ettirmek
suretiyle bu yapıyı mescid-tekkeye çevirmiştir.
Urfa’da bulunan ve hangi tarîkata mensup olduğu tesbit edilemeyen
Şeyh Mes’ud Tekkesi, dönemin Urfa valisi Ali Paşa tarafından
1096/1684 senesinde tamir ettirilmiştir.
Nasûhiyye-i Halvetiyye’nin kurucusu Muhammed Nasûhî Efendi’nin tekke
inşâ etmek üzere aldığı arsa üzerine, Çelebi namıyla bilinen ve
Yeniçeri Ağalığıyla Enderûn’dan çıkarılan Hasan Paşa tarafından bir
tekke yapımına başlanmış, ancak inşaat masraflarının tamamını
ödeyemediği için bitirilmesine muvaffak olamamıştır. Aynı tekkeye
1116/1704 senesinde, Vezir Hasan Paşa tarafından bir minber
ilâvesiyle birlikte bir çeşme ve bâzı vakıflar tesis edilmiştir.
II. Mustafa, deprem nedeniyle tahrip olan, Konya’daki Yeşil Kubbe’yi
arz üzerine tamir ettirmiş, buraya pâdişahın müsaadesi üzerine
Sadrazam Amcazâde Hüseyin Paşa da yüklü yardımda bulunmuştur.
4. Diğer İhsan ve Vazîfeler
İştibli Emir Abdülkerim Efendi (v. 1015/1606), Şeyhülharem olarak
hicaza gönderilmiştir.I. Ahmed, Bursa’da bulunan gayr-i müslimlerden olan kırk dokuz
Rum’dan toplanacak cizyenin bir kısmının Temenye Tekkesi’ne
verilmesini ve bu duruma hiç kimsenin müdâhale etmemesini şart
koşmuştur.
Vezîriazâm Çorlulu Ali Paşa, mühürdarı Kırımlı Abdünnebi Ağa
vâsıtasıyla Ünsî Hasan Efendi’nin, Aydınoğlu Tekkesi yanındaki
haremini yenilemiştir.
Abdülehad Nûrî Efendi, icâzet verip Ankara’ya gönderdiği Mahmud
Efendi’nin geçimini sağlayabilmesi için, bir mezraanın kendisine
tahsîsi için berat çıkarttırmıştır.
|