|
HATTAT MUSTAFA
RÂKIM’IN CELÎ SÜLÜS’ÜN ESTETİĞİNDE
ORTAYA KOYDUĞU YENİLİKLER
Dr. Süleyman BERK
Râkım’ın celî sülüs yazısında ortaya koyduğu yeniliklerin daha iyi
görülebilmesi için kendisinden önce ortaya konan örneklere bakılması
ve dikkatle incelenmesi gereklidir. Bu konuda kısa bir
karşılaştırma, Râkım celîlerinin azametini ve güzelliğini ortaya
koyacaktır.
Giriş
Lugatte “âşikâr, iri, büyük” manalarına gelen celî, ıstılah olarak
hat sanatında bir yazı cinsinin, meşk kaleminden daha kalın kalemle
yazılan iri şekline verilen isimdir. Meselâ, sülüs yazısı normal
olarak 2,5 mm’lik kalemle yazılır; bu ölçü aşılınca yazı celîleşmeye
başlar. Kalem kalınlığı üç katına ulaşınca yazı artık celî olur.
Sülüs yazı ile celî yazı arasındaki ölçü ile yazılan yazıya da
Türkçe’de tokça sülüs, Arapça’da sülüseyn adı verilmiştir. Celî
yazının kalınlığının sınırı yoktur. Ayrıca, celî kelimesi bir yazı
çeşidini değil, karakterini ifade eder.
Sülüs ile celî sülüs harflerinin yapıları arasında fark olmamakla
birlikte, celî sülüs harfleri daha olgun bir yapıdadır. Harfler
büyüdüğünden, bünyeleri ve ayrıntıları çok iyi bir şekilde
belirginleşmiş ve olgunlaşmıştır. Bu sebeple özelliklerini içermeyen
celî yazılarda hatalar olduğu gibi ortaya çıkar, Bu noktaya
işaretle, celî yazıların büyük hattatı Sâmi Efendi (1838 – 1912)
“celî yazmadıkça hattın esrârına vâkıf olunmaz” demiştir.
Sülüs yazı, celîsine nisbetle daha narin, kıvrak ve hareketlidir.
Dik çizgiler, celîye nisbetle sola daha yatıktır; celîde ise sülüse
nisbetle daha diktir. Bu durum sülüs yazıya fazlaca işlerlik
kazandırmıştır. Ayrıca aralarında önemli oranda olmasa bile, harf
ölçülerinde bazı farklılıklar da vardır. Celî sülüste çanakların
ölçüsü yarım nokta kadar küçüktür; sülüste vav harfinin çanağı dört
nokta iken, celîde üç buçuk noktadan biraz fazladır. Sülüs daha
ziyade satır olarak yazıldığı halde, celî sülüs istife en uygun
gelen yazıdır. Sülüs yazı sadece büyütülmekle celî elde
edilemeyeceği gibi, celî sülüs yazı da sadece küçültülmekle sülüs
elde edilmez. İlki büyütülmüş sülüs, diğeri ise küçültülmüş celî
sülüs olur. Celî yazıdaki incelik-kalınlıklar, harf aralıkları
mesafeye ve mekâna göre ayarlanır. Bu sebeple celî yazı hayli
maharet ister.
Celî Yazının Doğuşu ve Gelişimi
İslâm’ın ilk yıllarında yazının, kullanım sahaları ve kullanılan
malzemenin tesiri ile iki ayrı tarzı doğmaya başladı. Bunlar mushaf,
kitabe ve önemli belgelerin yazıldığı sert ve köşeli yazı ile günlük
işlerde kullanılan yumuşak ve kavisli çizgilerin hâkim olduğu
yuvarlak (müstedîr) karakterli yazı tarzıdır.
Yazının asıl gelişme yolunu bulduğu yuvarlak karakterli yazının
kalın kalemle yazılan şekline kalemü’l-celîl adıyla tanınır. Esasen,
o devirde her iki karakterdeki yazının kalın kalemle yazılan
cinsine, bu isim verilmiştir. Osmanlı yazı mektebinde celîl ismi
celîye dönüşmüş ise de başlangıçtaki celîl yazı ile Osmanlı celîsi
arasında, ikisinin de kalın yazılmaları dışında bir alâka yoktur.
Hz. Ömer ve Hz. Ali hilâfetleri döneminde yazı Basra ve Kûfe’de ,
evvelâ geldiği şehirlere nisbetle mekkî ve medenî isimleriyle
anıldı. Kısa süre sonra da yazıldığı şehirlere nisbetle, basrî ve
kûfî isimlerini aldı. Başlangıcından beri mushaf, kitabe ve önemli
belgelerin tespitinde kullanılan sert ve köşeli yazı Kûfe şehrinde
geliştirilerek adına kûfî denildi. Böylece ilk defa yuvarlak
karakterli yazı ve köşeli yazı isim ve vasıf olarak ayrıldılar. Kûfî
yazı, daha sonra gelişerek muhtelif bölgelerde kullanılan aynı
karakterdeki yazıların ana ismi olmuştur.
Hat sanatının asıl gelişimini gösterdiği, yumuşak ve yuvarlak
karakterli yazıda , en belirgin gelişme Emevîler (661 – 750)
döneminde olmuştur. Emevîlerin sonu ve Abbasilerin ilk yıllarında
yaşayan Kutbetü’l-muharrir, daha önce kullanılan ve kalem ağzı
genişliği belli olmayan celîle nisbeten , kalem ağzı genişliği belli
olan tûmâr yazısını icat etti. Emevîler döneminden , o zamanın
hattına delalet edecek bir örnek günümüze ulaşmamıştır; muhtemelen
Abbasiler bütün bunları yok etmişlerdir. Yalnız Endülüs
Emevîleri’nden zamanımıza ulaşan örneklerden görebildiğimiz, celî
yazının zemininde süsleme unsurlarının kullanıldığıdır. Dik
harflerde zülfe kullanılmamış, eliflerin alt uçları sola doğru
kıvrılmıştır. Bazı harflerin uç kısımlarına ise tomurcuk şeklinde
çiçek motifi konulmuştur.
Abbâsîler’in ( 750 – 1258 ) ilk devrinde yaşayan meşhur vezir ve
aynı zamanda hattat olan İbn Mukle (ö. 328 / 940) , o zamana kadar
uzun tecrübe ve arayışlarla elde edilen harf şekillerini, belli
ölçülere bağladı. İbn Mukle’den bir asır sonra gelen ve onun
mektebinin ikinci merhalesini temsil eden İbnü’l-Bevvab (ö.
413/1022), İbn Mukle yazısını geliştirdi ve güzelleştirdi. Merhum
Nihad M. Çetin’in ifadesiyle “ .....benzerleri arasında ortak
husûsiyetleri en bâriz şekilde taşıyan hat üslûplarını seçti ve çok
muhtelif kanallarına yöneltti.” İbn Mukle ve İbnü’l –Bevvâb’ın celîl
yazısına bir örnek elimizde olmamakla birlikte, İbnü’l-Bevvâb
yolunda yazılmış celîl bir yazı örneği mevcuttur.
İbnü’l-Bevvâb’dan iki asır sonra, Ebu’l-Mecd Cemâleddin Yâkût b.
Abdullah el-Musta’sımî (ö. 698 / 1298 ), uzun süre İbn Mukle ve
İbnü’l- Bevvâb yazılarını inceleyerek yazıya yeni bir tavır
kazandırmıştır. Yâkut’un yaptığı en büyük yenilik, o güne kadar düz
kesilen kalemin ağzını eğri kesmesi olmuştur.
Fâtımîler döneminde kûfî yazının celîl örnekleri kullanılmıştır. Bu
dönemden el-Hakîm Camii, Ezher Camii harem duvarı, el-Akmer Camii
ile el Cuyûşî Camii mihrabında bulunan tezyinî kûfî yanında mihrab
içerisinde mevcut celî sülüs yazılar mühim örneklerdir. Bu
eserlerden görebildiklerimizin zeminlerinde tezyinat bulunmaktadır.
Karahanlılar devrinde tezyinî kûfî ve ma’kılî ile birlikte celî
sülüs tezyinatlı olarak kullanılmıştır. Bunlardan Muhammed b. Nasr
Türbesi’nde tezyinî celî sülüs örnekleri yer almaktadır.
Selçuklular’da Celî Yazı
Selçuklular’da mimarî eserlerde celî sülüs ve kûfî kullanılmakla
birlikte, celî sülüs daha çok tercih edilmiştir. Celî sülüs hem
yalın hem de zemini süslü olarak kullanılmıştır. Bu dönemdeki celî
sülüs yazıların ortak özelliği, harflerin cılız, dik harflerin
yukarıdan aşağıya doğru incelmesidir. Ayrıca yazıda kalem
hareketlerinin özelliklerini görmek mümkün değildir.
Horasan Selçukluları devrinde yapılan Ardistan Mescid-i Cumas’nda (
m.1160) kubbeye geçiş bölgesinde ve mihrabta zemini kıvrık dallı
motiflerle süslü celî sülüs örneklerini görmek mümkündür. Burada
celî sülüs satır esasına göre yazılmıştır.
Anadolu Selçukluları döneminde mimarî eserlerde kûfî, muhakkak ve
celî sülüs yazı kullanılmıştır. Bu dönemden yazılarıyla dikkat çeken
Divriği Ulu Camii (m.1129), Erzurum Çifte Minareli Medrese (m.1253),
Konya Sırçalı Medrese (m.1242), Divriği Sitti Melik Türbesi (m.1195)
kapı üstü yazıları celî sülüsle yazılmış olup zeminde kıvrıkdal rûmî
ve geometrik desenlerle süslenmiştir.
Bu dönem celî sülüsünün ortak özelliği, harflerin oldukça basit ve
küt olması, dik harflerin yukarıdan aşağı incelmesidir. Yazılarda
Osmanlı döneminde göreceğimiz estetik, kalem hareketlerinin hakkı,
istifte harflerin birbirini kucaklaması gibi özellikleri görmemiz
mümkün değildir. İstifler oldukça girift bir haldedir. Bu giriftlik
estetiği değil karmaşıklığı ifade eder. Bu dönemdeki kûfî yazılar
celî sülüse göre daha başarılı sayılabilir.
Osmanlı’da Celî Sülüs
Osmanlı’dan önce Selçuklular da dahil, celî sülüs gerek harf yapısı
gerek istif olarak basit bir durumda idi. Osmanlı’da Fatih devrine
kadar, Selçuklu celî sülüsü tesirini devam ettirmiştir; istif
hususundaki tesir ise XIII. yüzyıla kadar devam etmişse de, günden
güne bir gelişme söz konusudur. Celî sülüste, aklâm-ı sittede
yakalanan başarıya ulaşılmaya çalışılmış, başlangıçta harfler XIX.
yüzyıl celî harflerine göre basit olsalar da, Selçuklu celî sülüs
harflerine göre, güzele doğru bir arayışa girildiği hemen
farkedilir.
Erken dönem Osmanlı eserlerinden, m. 1333 – 1334 yılları arasında
inşa edilen İznik Hacı Zeynel Camii ve m.1366 yılında inşa edilen
Ayvacık, Tuzla Hüdâvendigâr Camii kitabeleri incelendiğinde,
Selçuklu celîsinin tesirleri açıkça görülür. Her iki kitabedeki
harflerin basitlik ve kütlüğü yanında, özellikle Hüdâvendigâr Camii
kitabesindeki dik harflerin yan yana dizilmesi ve istifin
giriftliği, Selçuklu celîsinin özelliklerini taşır.
1388 yılında inşa olunan İznik Nilüfer Hatun İmareti kitabesinde
Selçuklu celîsinin tesirinden istif olarak ayrılma mevcut ise de
harflerde ve zülfelerde kütlük mevcut; harflerin yazılışında
bulunması gereken kalem hareketlerinin özellikleri ise yoktur.
Yazıda çok az sayıda hareke kullanılmış, zeminde ise hendesî
şekillere yer verilmiştir.
1419 yılında inşa olunan Bursa Yeşil Camii celî sülüs yazıları her
ne kadar Osmanlı celî sülüsünün erken örnekleri olarak kabul edilse
de harfler ve istif oldukça basittir. Bünyesinde bulunması gereken
canlılık olmadığı gibi, daha önce inşa olunan Nilüfer Hatun İmareti
kitabesine göre, harfler daha basittir. Fakat buradaki celî sülüs
istif olarak Selçuklu celîsinden farklıdır.
1437-1447 yılları arasında Sultan II. Murad’ın emriyle inşa olunan
Edirne Üç Şerefeli Camii yazılarında, dik harflerin yan yana gelmiş
olması sebebiyle istif Selçuklu özelliği taşır. Harfler küt ve basit
olmakla birlikte nisbeten canlılık belirtileri vardır.
Osmanlı celî sülüsü’nün ilk önemli ve güzel örnekleri Fatih devrinde
görülür. Fatih devri hattatlarından Yahya Sûfî ve oğlu Ali b. Yahya
Sûfî celî sülüste Râkım’a kadar geçen dönemde dikkati çeken
sanatkarlardır. Ali Sûfî’nin, Fatih Camii ve Topkapı Sarayı
Bab-ıhümâyun kitabesi, kitabe üstü müsennâ âyet sağ kapı yuvasındaki
ayet ile sol kapı yuvasındaki ketebe yazıları şüphesiz Râkım’a kadar
celî sülüsün en güzel örnekleri olarak görülür. Bu kitabelerden,
özellikle Bab-ı Hümâyûn yazılarında, harf yapısı olarak mükemmel bir
seviye yakalanmıştır. Fatih Camii kitabesine göre harflerde kalem
hakkının halâvetini, yazılış özelliklerini görmek mümkündür. İstif
olarak da, girift ve başarılıdır; müsenna ayet adeta örülerek istif
edilmiştir. Bu kitabede, Besmele’yle birlikte âyet, yukarıdan
aşağıya doğru istif edilmiştir. Âyette bulunan iki adet “fî” deki
yâ’lar belli aralıkla yâ-yı ma’kûse şeklinde yazılarak istif üç
parçaya ayrılmıştır. “ Biselâm” daki mim’in ortasına da bir penç
motifi işlenmiştir.
Yazıda Osmanlı mektebinin kurucusu olan ve aklâm-ı sittenin
olgunlaşmasını sağlayan Şeyh Hamdullah sülüs ve nesih eserlerinin
yanında İstanbul Fîruzağa, Davutpaşa, Bâyezid camilerinin
kitabelerini celî sülüsle yazmıştır. Şeyh bu kitabelerde harfleri
satıra dizmiş, dik harflerin dengeli bir şekilde dağılmasına dikkat
etmiştir. Bütün bu kitabelerdeki harflerde, devrine göre kalem
hareketlerini, harflerdeki canlılığı bir dereceye kadar görmek
mümkündür. Bu kitabelerdeki yazılar Osmanlı celî sülüsü’nün gelişme
dönemi örneklerinden sayılabilir. Ancak Şeyh’in bu celî yazıları,
sonraki devirlerin celî anlayışına göre oldukça basit kalmıştır.
Osmanlı Hat Mektebi’nde Şeyh’ten sonra Yâkut Mektebi’nin temsilcisi
olan Ahmed Karahisârî celî yazıda Şeyh’ten daha başarılı olmuş,
harfleri güzel bir şekilde satıra yerleştirebilmiştir. Karahisârî
harflerinde, celînin sonradan kazandığı keskinlik ve rahatlık olmasa
da, estetik tenâsübe oldukça yaklaşılmıştır.
Süleymaniye Camii (kubbe hariç) kitabe ve diğer celî yazıları ile
Edirne Selimiye Camii yazılarını yazan ve Ahmet Karahisârî
mektebinin en kuvvetli temsilcisi olarak kabul edilen Hasan
Çelebi’nin celîlerinde istif olarak Selçuklu celîsinin tesirleri
görülmektedir. Harfler, üslûp olarak Osmanlı karakteri taşımakla
birlikte, istif Selçuklu celisinin tesirindedir; dik harfler yan
yana dizilmişlerdir. Harflerde önceki örneklere göre keskinlik ve
gelişme olsa da, harflerdeki basitlik ve kütlük hâlâ devam
etmektedir.
Tophane, Kılıçalipaşa Camii yazılarını yazan Demircikulu Yusuf’un
celî harflerinde bir yumuşama göze çarpmaktadır. İstiflerinde de
harflerin dağılımı zamanına göre başarılı sayılabilir. Fakat,
Kılıçalipaşa Camii kapı üzerinde bulunan müsenna celî sülüs yazının
terkibinde, çizgilerin birbirlerini sert bir şekilde kesmeleri
dikkat çeker.
Sülüsleri ileride celî sülüste büyük değişim yapacak olan Râkım’a
örnek olan Hâfız Osman da celî sülüsle eser vermiştir. Bugün
kolaylıkla görülebilecek Üsküdar, Doğancılar’daki Şehid Süleymanpaşa
Camii Çeşmesi kitabesi ve Karacaahmed Mezarlığı’ndaki Siyavuş Paşa
mezartaşı kitabesi incelendiğinde harflerin basitliği yanında,
terkip olarak da, harflerin istiften ziyade belli yerlere
kümelendiği görülür.
Sultanahmed Camii (XVII. Yüzyıl) takkapısında Seyyid Kâsım Gubârî
tarafından yazılan kitabede, harflerin yapısında, Osmanlı’nın
başlangıcına göre mesafe alındığı görülür. İstifte ise, dik
harflerin yan yana dizilişi Selçuklu celîsi’ni hatırlatır. Kitabeye
bakılınca dik harfler, gözü hemen kendisine çekmektedir.
Üsküdar Yeni Valide Camii (XVIII.Yüzyıl) yazılarında, özellikle cami
yanında Gülnûş Emetullah Türbesi iç tarafında taşa mahkûk
Âyete’l-kürsî , Râkım öncesi Osmanlı celî sülüsünün çok başarılı bir
örneğidir. Harflerin tenâsüb ve olgunluğu zamanına göre dikkatçekici
seviyededir. Bu yazıların hattatı Mehmed b. Mustafa “Mehmed Bursevî
”dir.
Ayasofya İmaret Kapısı üzerinde, Bursa Emir Sultan Camii yakınında
iki çeşme kitabesi ile İstanbul, Ayasofya meydanı su terazisi
bitişiğindeki çeşme kitabelerini yazan hattat Moralı Beşir Ağa
(ö.1165/1752)’nın celî sülüs harfleri ve terkipleri, tarihî seyiri
içerisinde celînin önemli örneklerindendir. Harflerin tenâsübü
yanında kalem hareketleri de belirgin bir haldedir. Beşir Ağa, istif
içerisinde hareke ve tezyinî işaretleri az miktarda kullanmıştır.
İstif, Râkım öncesi celî sülüs istifleri içerisinde terkip
mükemmeliyeti olan örneklerdendir.
İncelediğimiz dönemlerden, Osmanlı’da aklâm-ı sittede özellikle
sülüs ve nesih yazıda büyük başarı sağlanmış, çok güzel ve başarılı
eserler verilmiştir. Celî sülüste ise gerek harfin tenâsübünde gerek
istifte, terkipte istenen başarı sağlanamamıştır. Bu dönemde celî
sülüste hareke ve tezyinî işaretler ya hiç kullanılmamış, yahut çok
az miktarda kullanılmıştır. Harflerle birlikte, hareke ve tezyinî
işaretler de yapı olarak basit ve bozuk bir haldedir.
Mustafa Râkım’ın Celî Sülüs’te Ortaya Koyduğu Yenilikler
Mustafa Râkım’ın celî sülüste yaptığı değişim şu başlıklarda
toplanabilir :
1- Harflerin bünyesini ıslâh etmiştir.
2- Harf kalınlığı ile kalem kalınlığı arasındaki ideal ölçüyü
yakalamıştır.
3- İstifte olağanüstü başarı sağlamıştır.
Mustafa Râkım’a gelinceye kadar hattatlar, celî sülüs harflerinde,
yapı olarak tenâsübü bir türlü sağlayamamışlardır. Aynı harfin
yazımında bile standart tutturulamamış, yazı sadece kalın
yazılabilmiştir. Fatih devrine kadar celî sülüs, mimarî’de bir süs
unsuru olarak görüldüğü için başlıbaşına ele alınmamış, bu sebeple
de celî sülüste, gerek harf yapısı, gerekse istif yönünden aklâm-ı
sitte derecesinde başarı sağlanamamıştır.
Başlangıcından itibaren özellikle Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı
döneminin celî sülüsleri, harf ve istif yönünden incelendiğinde
harflerin kütlüğü, yalınlığı yanında, kalemin yazılış özelliklerinin
bulunmadığı hemen farkedilir. Celî sülüs, bu özellikleri ile
Osmanlı’da da uzun süre devam etmiştir. Her ne kadar harflerde,
önceki dönemlere göre önemli sayılabilecek düzelmeler mevcut ise de,
istif güzelliği ve harflerin gerçek tenâsübü (ölçü, oran) Râkım’a
kadar yakalanamamıştır. Daha önce görülmeyen, harflerde kalem
hareketlerinin hakkı ve güzelliği ile harflerin tenâsübü, terkibin
güzelliği, Râkım’ın özellikle olgunluk dönemi eserlerinde açıkça
görülür. Önceki dönemlerde görülmeyen bu durum, Râkım’ın celî
harflere getirdiği en büyük özelliktir.
Râkım, celîde harf güzelliği bakımından, Hâfız Osman’ın sülüsteki
başarısını yakalamıştır. Celî sülüste Râkım’ın tamamlayıcısı olarak
kabul edilen hattat Sâmi Efendi’nin şu sözü, bu hükmü doğrular
mahiyettedir: “ Hâfız Osman’ın sülüslerini büyütürseniz Râkım’ın
celîsini, Râkım’ın celîsini küçültürseniz Hâfız Osman’ın sülüslerini
bulursunuz”
Râkım, harflerin bünyesini ıslah ederek, harf kalınlığı ile kalem
kalınlığı arasındaki uyumu yakalamıştır. Râkım, Hâfız Osman’ın sülüs
ölçülerini büyüterek celîye başarı ile tatbik etmiştir. Mustafa
Râkım, Hâfız Osman’ın sülüs ve nesih yazılarını dikkatle
inceleyerek,bu üstadın sülüs harflerindeki gövde ve duruş
güzelliklerini celîye tatbik etmiştir. Celîde kalem hakimiyetini
sağlayarak, harfleri en güzel, ideal ölçülerine kavuşturmuştur. Bu
sebeple Râkım’ın celî sülüs harfleri, Şeyh’in ve bilhassa Hâfız
Osman’ın sülüs harfleri gibi canlı ve hareketli bir yapıya sahiptir.
Bu durum, gerek harfler tek tek incelendiğinde, gerek istif
içerisinde açıkça görülebilir.
Yazıda harflerin veya harfleri teşkil eden kısımların, genel bir
tabirle istifi oluşturan çizgilerin, istif sahasına uyumlu bir
şekilde ve aynı nisbette yayılması, yani istif örgüsünün her
tarafının aynı yoğunlukta olması, istifte organik bütünlüğün temini,
çizgiler arasında denge, uyum, ritm ve ahengin bulunması güzel bir
istifin temel unsurlarıdır. Râkım harflerdeki tenâsübü ve ölçüyü
sağladıktan başka, gerek satır, gerekse katmerli istifte, harfleri
bir birleri ile kaynaştırmıştır. İstifte harfler adeta birbirlerini
kucaklamışlardır.
Râkım’ın olgunluk dönemi eserlerinden, 1234 / 1819 tarihli Nakşıdil
türbesi yazıları özellikle Nakşıdil İmaret çeşmesi üzerinde bulunan
celî sülüs müsenna ayet ve ayrıca papağan şeklinde istiflediği yazı
, harflerin onun elinde nasıl yumuşadığının, hamur haline geldiğinin
delilidir. Arıca Râkım, istiflerinde tezyini işaretleri çok fazlaca
kullanmamıştır; Râkım yazıları, harf gövdeleri ile ön plândadır.
Ancak harflerin tenâsübünü sağladıktan sonra sınırlı miktarda,
yazıyı boğmayacak şekilde, hareke ve tezyinî işaretleri
kullanmıştır. Şu bir gerçektir ki, Osmanlı’da istif, Râkım’la
gelişme yolunu bulmuştur.
Önceki yüzyılların celî yazıları ile Râkım’ın harf , kelime grupları
ve istifleri karşılaştırılırsa, Râkım’ın harflerindeki canlılık ve
azamet, istiflerindeki güzellik daha iyi görülebilir. Râkım öncesi
celî harflerinde mevcut donukluk ve orantısızlık yerini tenâsüb ve
canlılığa bırakmış, istif dağınıklıktan kurtulmuştur. Râkım
harflerinin diğer bir özelliği, uzaktan rahatça görülebilecek
toklukta oluşlarıdır. Harfler, yazılacakları yahut asılacakları yere
göre güzellik ölçüsüne kavuşmuşlardır.
Râkım celî sülüste evvela harflerin bünyelerini ıslâh ederek, harf
kalınlığı ile kalem kalınlığı arasındaki uyumu bulmuştur. Râkım
harflerinde kalem hareketlerinin hakkını, güzelliğini ve canlılığını
görmek mümkündür. Râkım, harfleri istif içerisinde en güzel şekilde
kullanmış, onları teşrifata uygun olarak dengeli bir şekilde
dağıtmıştır.
Celî sülüste yaptığı inkılâpla mektep oluşturan Râkım, celîdeki
tavrını ağabeyinin ölüm yılı olan 1221 / 1806 yılından sonra ortaya
çıkartmıştır. Mezkur tarihten itibaren Râkım celîsi hızlı bir
gelişme yoluna girmiştir. 1230 / 1815 – 1234 / 1819 yılları Râkım’ın
olgunluk dönemidir; en güzel eserlerini bu tarihler arası vermiştir.
1234 / 1819 tarihi Râkım’ın harf ve terkip mükemmeliyetinin zirvede
olduğu tarihtir. Bu tarihte yazdığı Fatih, Nakşıdil türbesi yazıları
ile Eyüp, Çelebi Mustafa Reşîd Efendi mezartaşı kitabe yazıları,
olgunluk döneminin en önemli eserleridir. Gerek Nakşıdil yazıları,
gerek Eyüp’teki mezartaşı kitabesi, harflerinin tenâsübü ve istif
mükemmeliyeti bakımından, hattatların ziyaretgâhı olmuştur.
Râkım’ın sanat hayatı genel hatlarıyla, 1221 / 1806’ ya kadar
başlangıç yılları, 1221 / 1806 – 1230 / 1815 arası gelişme dönemi,
1230 / 1815’den sonrası ise olgunluk dönemi olmak üzere üç kısma
ayrılabilir. Takdir olunur ki, bu sınıflama , Râkım eserlerinin
tasnifi sonucu, genel hatları itibarıyla ve bir fikir oluşturması
amacıyla yapılmıştır; muhakkak ki bu tarihler öncesi ve sonrasıyla
irtibatlıdır.
Râkım önceleri celî yazıları kareleme (murabba’) usulü ile büyüterek
yazıyorken, son döneminde eline gelen meleke sayesinde, kalem ağzı
kalınlığı 3 cm. olan Nakşıdil türbesi kuşak yazısını doğrudan kamış
kalemle ve sulu siyah mürekkeple yazmıştır. Bugün, İstanbul
Türk-İslâm Eserleri Müzesi’nde muhafaza edilen yazı kalıplarında
bunu görmek mümkündür.
Râkım’ın istifleri harflerin gövde ve duruşlarıyla ön plandadır.
Sanat hayatının ilk yıllarında, harekeyi seyrek bir şekilde
kullanmıştır. Ayrıca, Râkım’ın başlangıcındaki harekelerinde bir
üslûb da yoktur. Râkım’ın harekelerdeki estetik gelişimi, celî
sülüsteki gelişimine ayak uyduramamıştır. 1230 / 1815’den sonra
artık, Râkım yazılarında harekeler, harf gövdeleri yanında
kendilerini göstermeye başlar, ama harf gövdeleri yine de, hareke ve
tezyinî işaretlere baskındırlar. Râkım, istifte teşrifata riayet
ettiği için harekeleri de yerli yerinde kullanmış, harekelerin
teşrifatına da riayet etmiştir.
Râkım, padişah tuğralarını da, hat ve şekil yönünden ıslah ederek,
bu konuda da inkılâp yapmıştır. Râkım’ın padişah tuğralarındaki
gelişimi, celî sülüsteki gelişimi ile paralellik arzeder; 1230 /
1815 tarihinden sonraki tuğraları olgunluğun zirvesindedir. Tuğra’da
önce yazıyı ıslah etmiş; kürsü kısmını alt taraftan yuvarlak bir
şekle sokmuş, istifi yeniden düzenlemiştir. Beyzaleri germiş, sol
taraftan hafif yukarıya kaldırmıştır; tuğ ve zülfeyi de genel
görünüm ile uyumlu bir hâle getirmiştir.
Râkım bütünüyle değerlendirildiğinde, daima yeniliğe açık ve cesur
bir sanatkâr olduğu görülür. Her yazısında farlı bir nükte
denemesine girişmiş, bunda da başarılı olmuştur. Mihrişah Sultan
türbesi için hazırladığı hilyenin tac kısmında ve hilye metni
etrafındaki kuşakta kullandığı harf tetâbukları, onun daha sanat
hayatının başlangıcındaki yenilik arayışlarını gösterir.
Mustafa Râkım Efendi, XIX. yüzyıla kadar celî sülüste bir türlü
gerçekleştirilemeyeni başarmış, Şeyh Hamdullah ve bilhassa Hâfız
Osman sülüslerindeki canlılığı celî sülüse tatbik etmiştir. Yazı
istifinde de, Osmanlı hattatlarının öncüsü olmuştur. Padişah
tuğralarındaki hat ve şekil bozukluğunu gidererek estetiği
yakalamıştır. Celî sülüste “mektep” sahibi olan Râkım, kendinden
sonra gelenlerce yegâne üstad olarak kabul edilmiştir.
BİBLİYOGRAFYA
1-Abdurrahman ŞEREF.“Topkapı Saray-ı Hümâyunu ”,Tarih-i Osmâni
Encümeni Mecmuası
1 Kanun-i evvel 1326 , cüz 5.
2- Ahmed Süreyya (SALTUK). “ Osmanlılar’ da Sanayi-i Nefîse, Ezcümle
Hutût-u Bedîâ ”,
Sırât-ı Mustakîm, sy. 174 ( 14 Muharrem 1329 ) s. 280-285
3-ÂLÎ, Gelibolulu Mustafa. Menâkıb-ı Hünerverân. İstanbul, Türk
Tarih Encümeni Külliyatı,
1926, 133 + 92 s.
4- ALPARSLAN, Ali. - Osmanlı Hat Sanatı Tarihi, İstanbul, Yapı Kredi
Yayınları,
1999, 215 s.
-“İslâmYazı Sanatı ”, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi,
c.XIV, İstanbul, Çağ Yayınları, 1993, s. 441 – 522
- “ Celî ”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (DİA),
İstanbul, Türkiye Diyanet Vakfı , 1993, c. VII, s. 265 – 267
- Ünlü Türk Hattatları, Ankara, Kültür Bakanlığı , 1992, 147 s.
- “ İbn Mukle’nin İslâm Yazısına Hizmeti ”, Tarih Boyunca
Paleografya ve Diplomatik Semineri 30 Nisan / 2 Mayıs 1986
Bildirileri, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi,
1986, s. 11 –14
- “ İslâm Yazı Çeşitleri; 3 Celî Sülüs ”, Sanat Dünyamız,
sy. 33, 1985 , sy. 27 – 35
-“ Mimarî Yapıların Yazı San’ atı Bakımından Önemi ”, Boğaziçi
Üniversitesi (Beşeri Bilimleri) Dergisi. C. IV – V, 1976 – 1977,
1 – 14.
5–AYVERDİ, Ekrem Hakkı. Fatih Devri Hattatları ve Hat Sanatı.
İstanbul, İstanbul
Fethi Derneği , 1953 , 56 s.
6- BALTACIOĞLU, Ismayıl Hakkı. Türklerde Yazı Sanatı. Mersin. Kültür
Bakanlığı, 1993
143 s.
- Türk Plâstik Sanatları. Ankara, Milli Eğitim Bakanlığı, 1971, s.
115 - 121
7- BERK, Süleyman. – “ Sultanahmet-Fîruzağa Camisi Kitabesi, AD Art
Dekor, sy. 90 Eylül, s. 130-133
2000.
- “Hattat Mustafa Râkım Efendi’nin İstanbul’daki Mezartaşı
Kitabeleri ”
AD Art Dekor, sy. 87 ( Haziran 2000 ), s. 120 – 125.
- “ Hattat Mustafa Râkım’da Celî Sülüs ve Tuğra Estetiği ” ,
Erzurum,
Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış
Doktora . Tezi, 1999 , 155 s. + 115 ref
8- ÇETİN, Nihad M. -“İslâm Hat Sanatının Doğuşu ve Gelişimi (Yâkut
Devrinin Sonuna
Kadar), İslâm Kültür Mirâsında Hat San’atı, İstanbul, IRCICA, 1992,
s. 14 – 32
“Yâkut Musta’sımî ” İslâm Ansiklopedisi (İA), c. XII , İstanbul
Milli
Eğitim Bakanlığı , 1986 , s. 552 – 557.
9- DERE, Ömer Faruk. Hat Sanatında Hâfız Osman Efendi ve Ekolü.
İstanbul, Marmara
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans
Tezi, 2000.
10 - DERMAN, M. Uğur. –“Osmanlı Türklerinde Hat Sanatı”, Osmanlı
Ansiklopedisi, c. XI, Ankara , Yeni Türkiye Yayınları. 1999, s.
17-25.
–“Yazıyı Sanat Katına Çıkardılar”, Hürriyet Gösteri, sy. 212
(Temmuz-Ağustos 1999), s. 64-69
-“Türk Hat Sanatı:İncelikleri ve Bediî Değerleri”, Arış, sy. 3
(Aralık 1997), s. 54-67
-“Süleymaniye Camii’nde Hat Sanatı”, Mimari Mirasın Bugünü,
İstanbul, IRCICA, s. 303-306
- Sabancı Koleksiyonu. İstanbul, Akbank Kültür ve Sanat
Kitapları: 61, 1995, s. 14 – 179 .
- “ Selçuklu’ dan Osmanlı’ ya Celî Sûlûr Hattının Gelişimi ”,
IV. Milli Selçuklu Kültür ve Medeniyeti Semineri Bildirileri,
25 – 26 Nisan 1994 (Ayrı Basım) Konya Selçuk Üniversitesi, Selçuklu
Araştırmaları Merkezi, 1995, s. 91 – 95
- Başlangıcından Bugüne Türk Sanatı, Ankara, Türkiye İş
Bankası Kültür Yayınları, 1993, s. 373 – 396.
- “ Hat San’ atında Osmanlı Devri ”, İslâm Kültür Mirâsında
Hat San’atı, İstanbul, IRCICA, 1992, s. 33 – 43, 178 - 244
- “ Yenicami Sebili’nin Kitâbesi “, Lale, 4 (Aralık 1986) s.14 - 17
- “ Celî Yazılar ”, İlgi, sy. 29 ( Mayıs 1980 ), Yıl. 1, s. 30 - 34
- İslâm Sanatında Türkler. Ankara, Yapı Kredi Bankası Yayınları,
1974.
- “ Kanunî Devri Yazı San’atımız”, Kanunî Armağanı, Ankara, Türk
Tarih Kurumu, 1970, s. 269 - 289
- “ Hat Dehalarımızdan Şeyh Hamdullah ”, Hayat Mecmuası,
sy. 47 (1969) , s. 23
- “ Hafız Osman’ın Yazı Sanatımızdaki Yeri ” Hayat Mecmuası,
sy. 52 (1967), s. 8 - 9
- “ Hattat Mustafa Râkım Efendi ”, Dosya, M.Uğur Derman Arşivi.
11- el – KALKAŞENDÎ Ahmed b. Ali. Subhu’l-a’şa. c. III, Beyrut,
Dâru’l-kutubi’l İlmiyye,
1407 / 1987
12-ERBAŞ, Aynur. Fatih ve II. Bayezid Devrinden Günümüze Ulaşan
İstanbul Camilerinin
Kitabe ve Celî Yazıları. İstanbul, Marmara Üniversitesi Sosyal
Bilimler
Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 1990, 98 s.
13- GROHMAN, Adolf. Arabische palâogrphie ( I. Teil) , Wien, 1967 ,
154 s.
14- HABİB. Hat ve Hattâtân. İstanbul, 1305, 285 s.
15- İbrahim CUM’A. Dirâse fî Tatavvuri’l-Kitabati’l-Kûfiyye. Dâru’l
– fikri’l-Arabî, (ts),
286 s.
16-ISSAM el-Said and Ayşe PARMAN.Geometic Concepts In Islamıc Art.
World of Islam
Festival Publishing Company Ltd. London, 1976, s. 129 – 134
17- KÜTÜKOĞLU, Mübahat S. Osmanlı Belgelerinin Dili, ( Diplomatik ).
İstanbul, Kubbealtı
Neşriyatı, 1994 , 605 s.
18- KÖKER, Hüseyin Sıdkı. “ Mustafa İzzet Efendi ” Selâmet , sy.12
(Mart- 1963),
s. 14 – 16
19- Mustafa el-HABÎB. “ Yazı ile Mimarînin Kaynaşması ” Görüş, sy.
12 ( Aralık 1977 ),
s. 38 – 52
20- Melek CELÂL. Şeyh Hamdullah. İstanbul, 1948, 16 s. + 26 Resim.
21- MUSTAKÎMZÂDE, Süleyman Sa’adeddin. Tuhfe-i Hattâtîn. İstanbul,
Türk Tarih
Encümeni Külliyâtı, 1928, 756 s.
22- NEFESZÂDE İbrahim. Gülzâr-ı Savâb . İstanbul, Güzel Sanatlar
Akademisi Neşriyatı,
1939, 119 s.
23- ÖGEL, Semra. Anadolu Selçukluları’nın Taş Tezyinatı, Ankara,
Türk Tarih Kurumu
1987, 192 s. + 152 resim.
24- ÖZAYDIN, Abdülkerim. “ İbn Mukle ” , Türkiye Diyanet Vakfı İslâm
Ansiklopedisi,
c. XX, İstanbul Türkiye Diyanet Vakfı, 1999 , s. 211 – 212.
25- RADO, Şevket. Türk Hattatları. İstanbul, Yayın Matbaacılık, ts
(1984) , 303 s.
26- SAFADİ, Yasin Hâmid. Islamic Calligraphy. London, Thames and
Hudson, 1978, 144 s.
27-SELAHADDİN el-Müneccid. Yâkut el-Musta’sımî. Beyrut,
Daru’l-kitabi’l-cedîd.
1985 , 79 s.
- Dirâsât fî Târihi’l-Hatti’l-Arabî. Beyrut, Daru’l-ki-tabi’l-
cedîd, 1972 , 150 s.
28- SERİN, Muhittin.– Hat Sanatı ve Meşhur Hattatlar, İstanbul,
Kubbealtı Neşriyatı, 1999,
327 s.
-“Osmanlı Hat Sanatı”, Osmanlı Ansiklopedisi, c.XI, Ankara, Yeni
Türkiye Yayınları, 1999, s. 26-34
- “ İbnü’l-Bevvâb ”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi,
c. XX., İstanbul, Türkiye Diyanet Vakfı, 1999, s. 534 – 435
- Hattat Şeyh Hamdullah, İstanbul, Kubbealtı Neşriyatı, 1992, 203 s.
29- SUYOLCUZÂDE, Mehmed Necib. Devhatü’l-küttâb. İstanbul, Güzel
Sanatlar Akademisi
Neşriyatı, 1942, 160 s.
30- TÜFEKÇİOĞLU, Abdülhamit. Erken Dönem Osmanlı Mimarisinde Yazının
Kullanımı. Van, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,
Yayımlanmamış Doktora Tezi, I-II, 1997.
31- ÜNVER, A. Süheyl. Hattat Ahmet Karahisari, İstanbul, 1964, 13 s.
+ resim.
- Hattat Ali BİN HİLÂL Hayatı ve Yazıları, İstanbul, Yeni Labora-
tuvar Yayınları, 1958, 15 s. + 9 ref.
- Hattat Mustafa Râkım Efendi, Tarih Dünyası, sy. 7, Temmuz 1950
s. 271 – 275
32- YETKİN, Suut Kemal. İslâm Mimârîsi, Ankara, Ankara Üniversitesi
İlâhiyat Fakültesi,
Türk ve İslam Sanatları Tarihi Enstitüsü Yayımları; 2, 1959, 509 s.
İslâm Sanatı Tarihi. Ankara, Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi,
Türk ve İslâm Sanatları Tarihi Enstitüsü Yayımları : 2 , 1954 , 315
s.
366 levha |