|
Müzehhibe Dr. Hatice Aksu
Süsleme insanlık tarihinin herhangi bir noktasında ve kültür
çevresinde görülebilmektedir. İlk çağlardan itibaren topluluklar
halinde yaşayan insanların temel eğilimlerinden biri olan süsleme,
mağara duvarlarında veya kayalar üzerinde görülmeye başlar. Çiziliş
amaçları ne olursa olsun bu tutum insanların sosyal ihtiyaçlarından
biri olarak görülmektedir.İnsan topluluklarının zaman içerisinde
toplum, boy ve ulus olma sürecini yakalamaları,süslemeyi ülkelerin
milli karakterlerini taşıyan, o ülke insanlarının kendine has zevk
ve duygularının şekillenmesi olarak ortaya çıkar.
Kültür ve sanat unsurları ile birbirlerine bağlanan ve şuuruna varan
fertlerin meydana getirdiği uluslar,dünya üzerinde güçlü sanat
eserleri ve kültürler oluştururlar.2500 yıllık tarih devresinde Eski
Dünya'nın her yerinde Türkler'in var olduğu görülür.Bu var olma
yoğunluğu ve hızı eski devirlerin güç şartları içerisinde dikkat
çekicidir.Altay'lardan kalkılıp diğer Türk ülkelerinin yurt
edinilmesi insanlığın tarihi maceralarından biridir. Orta Asya
kaynağı yeni Türk ülkeleri için bitip tükenmez bir merkez olmuş ve
bu merkez asırlarca kendini oradan beslemiştir. Türk süsleme
sanatının en eski örneklerini, Türklerin tarih sahnesine çıktıkları
ilk devirlerden itibaren bu coğrafi konumlarda görmeye başlarız.
Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu, Beylikler ve Fatih döneminin
motifler ve renkler açısından olağan gelişmesinin yanısıra,Yavuz
Sultan Selim (1512-1520) devri tezhib sanatında yenilik olarak, İran
Seferi sırasında İstanbul'a gelen sanatçıların, sanata
yansıttıkları etkilerdir. Özellikle pars beneği (Çin temani, kaplan
postu) kullanılmıştır.
Kanuni Sultan Süleyman Devri (1520-1566) tezhib sanatı açısından
zirvede olan bir dönemdir. Zahriye, serlevha, sure başları ve hatime
sahifelerinde zengin işçilik görülür, altın çok kullanılmış ve
lacivert renk dönemin önemli rengi olmuştur.
Zahriye sahifelerinde formlar, altıgen, sekizgen, dörtgen
şeklindedir. Desenlerin işçiliği artmış, bordürler çeşitlenmiş,
tığlar en zengin örneklerini vermiştir. Stilizde motifler çok
çeşitlenmiştir. Bu devrin önemli özelliğinden biri de saz yolu
üslubunun görülmesi ve güzel örneklerini vermesidir. Saray
nakışhanesinde doğulu sanatçıların etkileri saz yolu üslubunda
olduğu gibi açıkça görülmektedir. Kanuni Sultan döneminin ekol
yaratan ünlü nakkaşların başında Şah Kulu ve Kara Memi
gelmektedir.1520-1526 yılları arasında faaliyet gösteren Şah Kulu
Osmanlı Sanatında kitab bezemesinden kumaşa, çiniden kuyumculuğa
kadar yaygınlaşan özgün bir üslubun, saz üslubunun yaratıcısı
olmuştur. Onun öğrencisi olan Kara Memi ise, Osmanlı süsleme
sanatının gelmiş geçmiş en önemli sanatçılarından biri olarak
dikkati çeker. Aslında müzehhib olan Kara Memi kitab sanatının
klasik kuralların dışına çıkan, yeni motiflerle o güne değin
görülmemiş bir üslubun yaratıcısı olmuştur.[1]Kullanılan renkler ise
altın ve laciverdin uyumu ile birlikte turuncu, yeşil, vişneçürüğü,
pembe, sarı, eflatun, siyah ve bu renklerin çeşitli tonlarıdır.
Çiçeklerde hemen hemen bütün renkler kullanılmıştır. Tabiattan
yetiştiği şekilde alınan, gül, nergis, lale, sümbül, süsen, haseki
küpesi, zerrin ve bahar çiçekleri kullanılmıştır. (Res.: 12).
17. yy'da tezhib sanatında pek yenilik görülmez. 16. yy. sanatının
devamı niteliğindedir, motif renk ve kompozisyonlarda bir değişiklik
olmamakla birlikte altının kullanımı artmıştır.Osmanlı tezhib sanatı
bu dönemden sonra Osmanlı kültür ve sanatında başlayan Batılılaşma
akımları etkisinde,gerek renk ,motif ve desen,gerekse kompozisyon
düzeni açısından çok farklı özellikler göstermeye başlamıştır.
18. yy'da (III. Ahmed Devri) Batı sanatı etkisi daha bariz şekilde
hissedilmeye başlamıştır. Fransız Rokoko sanatı Miladi 1721'den
sonra Osmanlı sanatlarını etkisi altına almıştır.Bu etki altında
gerek tezhib sanatında gerekse Türk sanatının diğer dallarında bu
tarz tasrımlarla eserler verilmiştir. Ve Avrupa baroğuna Türk zevki
katıldığından dolayı buna, Türk baroğu demek yanlış olmaz.[2]III.
Ahmed döneminde başlayan değişim yaygınlaşıp 19. yy'ın başlarına
kadar devam etmiştir. Klasik form tamamen terk edilerek, iri
çiçekler, buketler, vazo, saksı veya sepet içinde buketler, kurdela
ile bağlanmış çiçekler bolca kullanılmıştır. 19. yy. sonuna kadar
aynı üslub devam etmiştir.
Türklerde yazı ve etrafında toplanan sanatları öğretmek üzere bir
okul açılması fikri ne zaman doğmuştur. Bunu açıkça ifade etmek
güçtür.Ancak örneğin Trablusgarp'ta bu amaçla bir mektep ancak
açıldığını biliyoruz.Ülkemizde ise bu amaçla bir mektep ancak
1914'de "Medresetül Hattatin" adı ile açılmıştır. Mektebin yeri İran
konsolsluğunun arkasındaki dar yokuşun başındaki Sübyan Mektebi
binasıdır. İlk müdürü hattat Arif Bey olup, mektebin amacı yazı,tezhib,halı,
cilt,ebru ve ahar gibi eski sanatlarımızın devamını sağlamaktı.
Mektep, Cumhuriyete hatta harf inkilabına kadar önce medresetül
hattatin sonra hattat mektebi olduğu bilahire Şark Tezyini Sanatlar
Mektebi adı altında faaliyetini sürdürmüş ve nihayet 19836' da
"Güzel Sanatlar Akademisine " bağlanmıştır.Şark Tezyini Sanatlar
Mektebinin doğrudan doğruya Atatürk'ün direktifleriyle olmuştur.
Şöyle ki: Şark Tezyini Sanatlar Mektebi Hocaları 1933'de Ankara'da
bir sergi açarlar. Sümerbank Sanayi Dairesi başkanlarından olan
Reşat Eğriboz'un teşvikiyle açılan bu sergiyi 2.11.1933 günü gezen
Atatürk , orada illtifatlarda bulunduğu Türk sanatçılarına yerlerin
behamehal adam yetiştirmelerini talimatını verir bugün Geleneksel
sanatlar olarak adlandırdığımız bu sanatların devamının sağlanmasını
ister.
Bunun üzerine Milli Eğtim Bakanı Saffet Arıkan'ın talimatı ile
Akademi bünyesine alındığında kadrosunda bulunan öğretim elemanları
şunlardır:
Yazı Hocası Kamil Akdik, (Reis-ül Hattain ),
Yazı Hocası İsmail Hakkı Altunbezer (Tuğrakeş)
Hakkak İsmail Yümni Sanver
Sedeffkar Vasıf
Müzehhib Bahaeddin Tokatlıoğlu,
Mücellid Necmeddin Okyay,
Müzehhib Yusuf Çapanoğlu,
Mücellid Necmeddin Okyay,
Müzehhhib Yusuf Çapanoğlu,
Bu kadroya Hattat Rakım Unan bilahire katılmıştır.Bu elemanlardan
oluşan Bölüm Öğretmenler kurulu ilk toplantısını Akademi Müdürü
Burhan Toprak'ın başkanlığında 20.7.1936 tarihinde yapmış ve
1936-1937 öğretim yılı başında öğretime başlamıştır.[3] Günümüzde
Mimar Sinan Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, İzmir Dokuz Eylül
Üniversitesi, Erzurum Atatürk Üniversitesi, Geleneksel Türk El
Sanatları Bölümlerinde eğitim devam etmektedir.
TEZHİBLE İLGİLİ TERİMLER VE TEKNİKLER
Bir Yazma İçinde Kullanılan Süsleme Unsurları
Tezhib lügat manasına göre "altınlama" demektir. Eskilerin hüsnü-hat
sanatı dedikleri güzel yazı niteliğindeki yazıların etrafı ve el
yazması kitapların (Kur'an'lar, murakkalar, kıt'alar, divanlar)
başlık sahifeleri ve diğer yerlerine çeşitli desen ve motiflerle
yapılan süslemelere tezhib, bu sanatın ustalarına da müzehhib
denir.[4]
Arapçada altınlama manasına gelen tezhib sözü yalnız altın yaldızla
işlenen işleri ifade etmez; boyalarla yapılan ince kitap tezyinatına
da denir. Sırf altınla yapılan benzer işlere halkâri denilir ki
altın yaldızla süslenmiş mânasına gelir. Müzehhibler ekseriya nakış
(Fr. Enlumineur) yapan sanatkarlardır [5]. Genel olarak güzel ve
stilize kompozisyonlara "nakış" bunu yapanlara da "nakkaş" derler
ki, bunların sadece tek ve çeşitli renklerle terkibini yapanlar
demektir. Fakat bu sanatın mensuplarına nakkaş denmez, müzehhib
olarak isim alırlar.
Yazma kitaplara baktığımızda genel olarak, zahriye sahifeleri,
serlevhalar, surebaşları, hatime sahifleri ve ayetler aralarında
bulunan duraklar, secde, cüz, hizip, aşır gülleri olmak üzere
çeşitli bölümlere ayrılırlar. Şimdi bu bölümleri inceleyelim.
Zahriye Sahifeleri: Yazma eserlerin başlık bulunan ilk sahifesinden
önceki, temellük veya vakıf kaydı bulunan, çoğunlukla tezhibli ve
bazan da boş sahifelerine zahriye adı verilir. Bu sahifelerde bazan
kitap başlığı, müellifi, meşhurların hükmü, bir beyit vb. yazılar
bulunur.[6]
Arapça'da zahr, sırt arka anlamındadır "zahriye" ise sırtlık
demektir. Bulunduğu yer itibariyle bu ismi almıştır.
Zahriyeler devirlere göre değişiklik göstermektedir. Fatih devri
kitaplarında zahriyelerin çift sahife olduğu görülürken, 16. yy.'da
zahriyelerin tek sahife, fakat plan ve tezyinat itibari ile en
mükemmel derecede olduğu görülür.(Res.: 13).
2. Serlevha Başlık Sahifeleri: Tezhibin kitaplarda tatbik edildiği
kısım kitapların ilk sahifeleri başına yapılan ve başlık veya
serlevha denilen süslemelerdir. Serlevha sahifesi karşılıklı iki
sahifeden oluşur ve bu iki sahife simetriktir. Fatiha ve Bakara
surelerini ihtiva eden bu sahifeler yoğun bir süsleme yapılarak
mushafların en gösterişli sahifeleri haline gelmiştir. Serlevha
sahifesinde sanatkar bütün ustalığını gösterir. Tezhibin başlıca
amacı olan yazının ön planda, tezhibin ikinci planda olma ilkesi
burada terk edilerek, tezhibin bütün ihtişamı serlevha sahifesinde
sergilenmektedir.
Serlevha sahifelerinin yazma kitaplarda özellikle mushaflarda
kullanımı devirlerine göre farklılıklar gösterir 16. yy'a kadar
serlevhadan önce gelen zahriye sahifelerinde önem azalarak, bütün
ağırlık serlevha tezhibine verilmiştir. Ayrıca serlevhalara
mihrabiye veya dibâçe adı verilmiştir. [7](Res.: 14).
3. Sure Başları: Kuranı Kerimlerdeki sure başlarına veya
kitaplardaki bahis başlarına yapılan süslemelere, sure başı veya
fasıl başı denilmektedir. Sure başları mushaflarda genellikle
serlevha sahifesinden sonra gelir. Bu sure başı kubbeli taç şeklinde
olup üst taraflarında tığ denilen, dolu zeminden, boşluğa geçişinde
gözü rahatlatan süslemeler bulunur. Kubbeli formların yanında,
dikdörtgen formlu gibi çeşitli şekil ve kompozisyonlarda sure başı
tezyin edilmiştir. Sure başlarında genellikle surenin ismi
yazılıdır, bu yazı ekseriya beyaz renklidir ve çok kez altın üzerine
yazılır (Res.:15).
4. Hatime Sahifesi: (Bitiş) Yazma kitaplarda müellifin eseri
bitirirken yazdığı duaları, hattatını, varsa müzehhibini belirttiği
yazıları kapsayan son yapraktır.[8] Hatime sahifeleri de devirlere
göre değişiklik gösterir, ayrıca bu değişiklik, sanatkarın zevkine
göre de çeşitlidir (Res.: 16).
5. Duraklar: Müzehheb çiçeklere verilen ad. Bunlar kitap
süslemesinde genellikle ayetlerin başlarına veya sonlarına konulduğu
için bu adı almıştır. Vakfe de denir.[9] Bir mushafda 6666 tane ayet
bulunduğu için, duraklar zengin örneklere sahiptir. Devirlere göre
farklılıklar gösterirler ve gözü dinlendirmek amacı ile de
kullanılırlar. Yapıldıkları şekillere göre isim alırlar; "mücevher"
nokta, geometrik olarak işlenenlerdir. "Şeşhane" nokta ise; daire
formunda altı parçaya bölünmüştür. Üç yapraklılara "seberk", beş
yapraklı duraklara "pençberk" denilir. "Helezon" durak, iki
helezonun iç içe geçmesiyle elde edilen duraklardır. Muntazam
biçimde yaprak formlarından yapılmış yuvarlaklarda "yaprak nokta"
ismini alır. Altın zemin üzerine altınla yapılan noktalara ise "zerendezer
nokta" denir.
6. Kenar Suyu ve Cetveller: Sahifelerdeki yazıların etrafına altınla
iç ve dıştakiler ince ortadaki kalın olmak üzere cetvel tabir olunan
çizgiler çizilir.[10] Cetvellerin başlıca amacı yazıya sınır
oluşturup, göze ferahlık vermek ve iki desen arasında ayırıcı eleman
olarak kullanılmasıdır. Eskiden yazma eserlerde cetvel işlerini "cetvelkeş"
tabir olunan kişiler yapardı. Değişik sayı ve kalınlıklarda olabilen
cetvellerde, üzerine uygulanan kenar sularına göre de isim alırlar.
Zencerek, münhani, bitkisel desenli kenar suları, tezhib zencerek
vb. Ayrıca iç pervaz ve ara pervaz olarak da isim alırlar.
7. Güller: Yazma kitapların sahife kenarlarında görülen, çevresi
tezhiblenmiş, ortası boş, yuvarlak motifler. Ortalarına o
sahifelerdeki konu yazılırdı. Çok çeşitli tarzda süslemeleri
yapılmıştır. Daha çok Kur'anda, durulacak veya secde edilecek
ayetler hizasında görülür.
Bunlara vakıf, vakfe, secde, hizib, sure, cüz gülü gibi isimler
verilir.[11] Secde gülü, secde edilecek ayetlerin hizasına, hizib
gülü her beş sahifede bir, cüz gülü her yirmi sahifede bir ve sure
gülü de her surenin başına konurdu.[12]
Tezhibde Kullanılan Malzemeler
Altın: Tezhib sanatının başlıca malzemesidir. Bugün tezhib sanatı
ile uğraşan müzehhibler altını varaklar halinde hazır temin
etmektedirler.(Res.: 17). Eski olan altının varak haline getirilmesi
için çeşitli işlemlerden geçmesi gerekmektedir. Yağsız kuzu derisi
(*) arasındaki altın parçaları, özel çekiç kullanılarak, dövülmek
suretiyle ezilir. Osmanlı altınının bu usulde hazırlanması çok zor
ve yorucudur. Bu işleri altın varakçılar yapar, mücellitler de bu
varakları ezerek müzehhiblere hazırlarlardı. Bugün altın ezme işi
müzehhibler tarafından yapılmaktadır.
Altının fırça ile kullanılabilecek hale gelmesi için bazı
aşamalardan geçmesi gerekmektedir. Fazla çukur olmayan sırlı bir
tabakta, bir parça arap zamkı veya süzme bal kullanılarak ezilir.(Res.:
18). Parmak yardımı ile varak altın alınıp su ile yumuşatılmış arap
zamkının üzerine konulur. Önceleri donuk çamur renginde olan altın
ezildikçe açılır ve altın rengini alır. (Res.: 19).Ezilme işlemi
tamamlandıktan sonra, üzerine su konulur, altının dibe çökmesi
beklenir ve üstte kalan kirli su süzülür. Ezildiği büyük tabaktan,
kullanılacak olan küçük bir tabağa aktarılır. Tekrar üzerine su
konularak altın yıkanır ve dibe çöker. Bu işlem tamamlandıktan sonra
üstteki su süzülür. Artık altın kullanılacak duruma gelmiştir.
Jelatinli su ile sulandırılarak işlenilecek yere fırça ile sürülür.
Altının ayar derecesine göre çeşitleri vardır. Bu derecelerden doğan
renk tonları ile değişik tonlamalar elde edilmiştir. Gümüş
ilavesinden doğan fakat ayarı düşük olan yeşil altın da
kompozisyonlara değişik tonlar kazandırmaktadır.
Fırçalar: Tezhibde kullanılan fırçalar, kullanıldıkları yerlere göre
isim alırlar. Müzehhibler bugün samur kılından hazır fırçalar
kullanmaktadır.(Res.:20). Eskiden kullanılan fırçaların, üç aylık
kedinin ensesinden veya samurdan alındığı, ayrıca çulluk kuşunun
ensesinden veya kanat ucundan alınan tüylerle (*) yapıldığı
söylenmekte ise de, kesin olarak bilinmemektedir.
Tahrir fırçası: Yalnız tahrir çekmek için kullanılan bu fırçanın,
müzehhib için özel bir önemi vardır. Çok ince ve muntazam uçlu
olmalıdır.
Zemin fırçası: Zeminin büyük ve küçüklüğüne göre kalınlıkları
değişir.
Altın fırçası: Değişik kalınlıkları olan ve altın sürmede kullanılan
fırçalardır. Sarı ve yeşil altın için ayrı ayrı fırçalar kullanılır.
Mühreler: Tezhibte altın kullanıldıktan sonra, parlatılarak boya
görünümünden çıkarılır. Bu parlatmada zermühre kullanılır. Kağıt
mühresi ve zermühre olmak üzere iki çeşit mühre vardır. (Res.: 21).
Zer Mühre: Altın parlatmaya yarayan ucu akik mühre.
Sivri mühre: Ucu eğri ve düz sivridir. İnce alanları parlatmada
kullanılır.
Yassı mühre: Uç tarafı yassı olan mühredir, daha geniş alanları
mührelemek için kullanılır.
Kağıt mühresi üç çeşittir.
Çakmak mühre: Her iki taraftan tutularak kullanılan ağaçtan yapılmış
merdane biçimindeki mühre. Ellerin arasında kalan kısımda ağaç
oyulmuş ve içine 45 cm. eninde, 1012 cm. boyunda, 11,5 cm.
kalınlığında sert bir taş yerleştirilmiştir. Bu taş süleymaniye
taşı, zebercent (yeşim) veya akiktir.[13]
Cam mühre: Yumurta büyüklüğündedir, camdan yapılmıştır.
Böcek mühre: Deniz böceklerinin kabuğundan yapılmıştır.
Boyalar: Eski tezhib sanatımızda kullanılan boyalar, kök ve toprak
boyalardan hazırlanırdı. Toprak boyalar arap zamkı ile iki mermer
arasında ezilerek ince toz haline getirilir içine pekmez veya
gliserin (*) katılır ve zemin üzerine fırça ile tatbik edilirdi. En
eski bilinen boyalar, balmumu isinden yapılan siyah, üstübeç beyazı,
lapus lazili ve lahor çividi laciverdleridir.[14]
Tezhibin en önemli bir elemanı olan altın çeşitli renklerde zemin
olarak kullanılmıştır. En çok kullanılanları sarı, kırmızı, yeşil
olmak üzere üç çeşittir. Varak halinde kullanılan altının yanı sıra
toz olan altınlar da günümüzde kullanılmaktadır.
Kağıtlar: Kitap sanatlarında yazı malzemesi olarak kullanılan
kağıtların en eskisi parşömendir. Özellikle mushaflarda bunlar
kullanılmıştır. Daha sonra papirüs görülür. Papirüs yerini yavaş
yavaş kağıda bırakmıştır. Osmanlıların yaptıkları kağıtlar Avrupada
önemle aranan kağıt olmuştur. Daha sonra İslam dünyasında Avrupa
kağıdı yayılmış özellikle İtalyan kağıdı tercih edilmiştir.
Tezhib sanatında kağıdın önemini bilen müzehhibler bunu titizlikle
seçmişlerdir. Tezhiblenmeden önce kağıt aharlama, mühreleme ve uzun
süre bekletilme gibi aşamalardan geçirilerek, en elverişli duruma
getirilerek kullanılır.
Kitap sanatlarında kullanılan kağıdın haricinde, levhalarda
kullanılan, murakka denilen kartonu müzehhibler kendileri
hazırlamaktadır. Murakka müzehhibin tuvalidir. Kağıtların suyuna
göre çapraz ve üst üste gelerek, (Res.:22) özel olarak hazırlanmış
muhallebi (şap, jelatin (Res.:23).ve buğday nişastası) ile
yapıştırılmasından elde edilir. Kağıtlar ve murakkalar çeşitli
renklerde boyanarak kullanılmıştır.(Res.:24). Bu renkler tabiattan
hazırlanan boyalardır. Çiçeklerden, köklerden, topraktan elde
edilmektedir. En çok kullanılan renkler, sarı, kırmızı (gül, nar
çiçeği kırmızısı, kiremit kırmızısı), yeşil, mavi, siyahtır.
Tezhibde Kullanılan Teknik
Tezhib uygulanacak alanın ölçülerinin belirlenmesinden sonra yazının
iriliği, cinsi ve karakteri göz önünde bulundurularak desen
hazırlanır. Desen, geometrik ve bitkisel kökenli motiflerden
hazırlanarak, sanatkarın isteğine göre, gerekirse paftalara bölünür.
(Res.:25).Bu işlem bittikten sonra desenin kağıda geçirilmesi
gerekir. İğneleme işlemi iki ya da daha çok nüsha üzerinde yapılır.
İğnelenecek olan kağıtlar, şimşir veya çinko altlık üzerine konulup
çizgiler bir iğne ile delinir. Alttaki tahta, iğne batacak kadar
yumuşak olursa deliklerin kenarlarındaki kısımlar çapak teşkil
ederek delikleri tıkayacağından iyi sonuç elde edilmez.İğnelenmiş
desen kömür tozu yardımı ile kalıba geçirilir. Bu şekilde kalıba
geçirme işlemine desenin silkelenmesi denir. Koyu olan zeminlerde
bu silkeleme işlemi tebeşir tozu ile yapılır.(Res.: 26).
Bu işlem tamamlandıktan sonra zemine ilk önce altın tatbik edilir.
Altın tatbikinden önce, zemindeki yağ tebeşirlenmiş bir kumaş
parçası ile silinir. Altının zemine tatbikinden sonra, mührelenerek
parlatılır.(Res.:27).Mat zemin olarak kullanılacak altın üzerine
ince bir kağıt konularak mührelenir ve mat bir zemin elde edilir.
Motiflerin renkli kısımlarının tatbikinden sonra tahrirleme işlemi
uygulanır. Zemin doldurularak, motiflerin renk tonlamaları ve ince
ayrıntıları yapılır. Böylece desenin renklendirme işlemi
tamamlanmış olur.(Res.:28).
KOMPOZİSYON KAYNAKLARI
Kompozisyon bir yüzey üzerine arzu edilen şekilleri dengeli ve göze
hoş görünecek bir tarzda yerleştirmeye denir. Doğada görülen her
şeyin bir dengesi olduğu gibi, kompozisyonda da dikkat edilecek
nokta dengenin sağlanmasıdır. Paftalar ne kadar dengeli ve estetik
olursa, yerleşim o derece güzel ve başarılı olur. Kompozisyonda
dengeli bir ayrımı, düz, kırık, eğri çizgiler ve kare, üçgen,
dikdörtgen, daire gibi geometrik şekiller sağlar. Türk süsleme
sanatlarında, bir kompozisyonun oluşmasında en önemli faktörlerden
biri de sanatkarın kendine has tavrı ve tabiatı tetkik neticesinde
aldığı izlenimler ile birikimini eserine aktarmasıdır. İşte sanat
eserlerinde, milletlerin kendine has karakter taşımaları, kendine
özel olmaları bu yüzdendir.
Bilindiği gibi Türk tezhib sanatında kullanılan kompozisyon
kurallarının ayrımı ise şu şekildedir.
1. Tek merkezli olanlar,
2. Bağımsız, serbest kompozisyonlar,
3. Simetrik olarak kullanılanlar,
4. Çok eksenli olanlar,
5. Başlangıcı ve sonu olmayan, ulama tarzındaki kompozisyonlar,
6. Belirli ve tek düzen kalıplar içinde olanlar,
7. Girift ve çok dolu görünümde olanlar,
8. Geometrik şekillerden oluşanlar,
9. Bitkisel, hayvansal ve her iki motifin birleşmesiyle meydana
gelenler.
10. Her tür motifin uygulandığı kompozisyonlar,
11. Vazo gibi yardımcı elemanların kullanılmasıyla oluşturulan
kompozisyonlar.[15]
İncelediğimiz bu kompozisyon formları, devirlere göre farklılıklar
göstermektedir. Kompozisyon hazırlanırken uygulanan sahadaki
doluluk ve boşluk oranlarının dengeli olması, kompozisyonun
güzelliğini o oranda etkiler.
Kompozisyonda dik ve yatay çizgiler genellikle dengeyi temin eder.
Eğik çizgiler ise hareketi meydana getirir. Kompozisyonlarda düz ve
kırık çizgiler ne kadar sertlik ve hareketsizlik ifade ediyorsa,
eğik çizgiler de, desene ve dolayısıyla tasarıma, daima yumuşak ve
hareketli bir görünüm sağlamıştır. Özellikle doğaya uygun olarak
bitkisel motiflerden meydana gelmiş kompozisyonlarda daima eğik
çizgilerin kullanıldığı görülür. Bitkisel kompozisyonlarda, doğada
olduğu gibi, motiflerin dairesel hatlar üzerinde serbest olarak
yerleştiği ve dalların rahat bir şekilde zeminde hareket ettiği
görülür. Bu dairevi kompozisyonların kullanımında da sembolik
ifadeler vardır. Hiçbirisi rastgele kullanılmamıştır. Bütün bunlar
İslam dininin görkem ve güzellik doktrini ile yakından ilgilidir.
Görkem tam bir yansıma, güzellik de bir merkezden kollar halinde
sonsuza uzantılar olarak sürekliliği belirtir. Fakat bu iki kavram
birbirine bağlıdır ve ayrılmaz. Mesela kare ve dikdörtgenler
yeryüzünü, daireler ve üçgenler gökyüzünü işaret etmektedir. Aynı
motiflerin devamlı şekilde tekrarı dünya ve evrendeki ritmi
simgelemektedir.[16]
Tezhib sanatında kullanılan motiflerin çoğu kendi hatları içinde,
kendi bünyelerine uygun gelişme gösterirler. Bitkisel ve rumi
motifler, ayrı ayrı kendi hatları üzerinde bulunup süsleme unsurunu
meydana getirdikleri gibi, diğer bazı motiflerde kümeler halinde
veya çeşitli formlar meydana getirerek kullanılırlar. Münhaniler ve
bulutlar bu gruba dahildir. Bulutlar ve münhaniler belirli hatların
üzerinde kullanıldığı gibi kompozisyon içerisinde serbest dolaşarak
da kompozisyonda bütünleşirler. Bunların arasında yalnızca
geometrik motiflerden oluşan kompozisyonlar, şematik olarak çizilen
hatlara aynen uymak zorundadır.
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Dr.Filiz Çağman:"Ehli Hiref",Türkiyemiz,S.54,s.11-17,1998.
[2] Şule Aksoy. "Kitap Süslemelerinde Türk Barok Rokoko Üslubu".
Kültür Bakanlığı Sanat Dergisi, Sayı: 6, Haziran 1977, s. 131.
[3] Prof.Kerim Silivrilli'den naklen.
[4] Celal Esad Arseven. Les Arts Decoratif Turcs. s. 322.
[5] Celal Esad Arseven. Sanat Ansiklopedisi, s. 2188.
[6] Mine Esiner Özen. Yazma Kitap Sanatları Sözlüğü. İstanbul,
1985, s. 79.
[7] M. Kemal Özgergin. "Temürlü Sanatına Ait Eski Bir Belge",
"Tebrizli Cafer'in Bir Arzı". Sanat Tarihi Yıllığı. İst.Üniv. Ed.
Fak. San. Tar. Ens. 1974175, s. 501 mad. 9.
[8] Mine Esiner Özen. A.g.e., s. 25.
[9] Mine Esiner Özen. A.g.e., s. 17.
[10] M. Zeki Pakalın. Osmanlı Tarih deyimleri ve terimleri sözlüğü.
İstanbul, 1983, s. 263.
[11] Mine Esiner Özen. A.g.e., s. 22
[12] İsmet Binark. Eski Kitapçılık Sanatlarımız, Ankara 1975, s. 26.
*Prof.Kerim Silivrili'den naklen.
[13] Mine Esiner Özen. A.g.e., s. 50.
[14] 11) A. Akar, C. Keskiner. Türk Süsleme Sanatlarında Desen ve
Motif. Tercüman Kültür ve Sanat Yayınları 2, İstanbul, 1978, s. 19.
[15] Azade Akar ,Cahide Keskiner .;Türk Süsleme Sanatlarında Desen
ve Motif,Tercüman Sanat ve Kültür Yayınları:2,İstanbul 1978,s.15.
[16] Martin Lings. The Quranic art of Calligraphy and Illumination.
England, 1976, s. 7475.
|