|
Dr. Hatice Aksu
Geleneksel Türk Sanatlarından olan çini, genellikle mimari
yapıların, cami, köşk. saray, çeşme, türbe ve benzeri yapıların iç
ve dış süslemelerinde kullanılmış bir seramik ürünüdür. Çinilerimiz
tür olarak ikiye ayrılır.
1- Duvar çinileri, batılıları Tile-Art dedikleri bu türe eskilerimiz
Kaşi demişlerdir.
2. Evani denilen bu tür tabak, vazo, kupa, kase, sürahi, bardak ve
benzeri seramik ürünlerinden oluşmaktadır. Bu türe halen kullanma
seramikleri demekteyiz.
Türkler çok eski zamanlardan beri , binalarını, çinilerle süslemeyi
tercih ediyorlardı. Özellikle İslamiyeti, kabul eden Karahanlılar
(955) devleti döneminde mabetlerini çinilerle süslemeye
başlamışlardı. Bu tercih Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları
Zamanında gelenek halini almış ve daha sonraları Osmanlılar
döneminde de devam etmiştir. Selçuklu çinilerinin özelliklerinden
kısaca bahsetmemiz gerekirse, bunların kare veya dikdörtgen, altıgen
şekillerinde olduklarını ve bir yüzlerinin, mavi, lacivert, toprak
sarısı, turkuaz, siyah, kahverengi gibi sırla karıştırılmış
renklerle boyanıp pişirilmiş olduklarını ve alçı veya horasan harç
üzerine aplike edilmiş, mozayik şeklinde yapılmış süslemeler
olduklarını söyleyebiliriz. Zamanla geliştirilen bu mozayik
tekniğine Kufi tarzı yazılar ve rumi motiflerde katılmıştır. Tarihi
dönemlerde gelişme gösteren Türk çini Sanatı 16. yüzyılda İznik
çinileri ile zirveye ulaşmıştır.
Çini, ortaya koyduğu çok renkli geniş yüzey olanlarını kaplama
özelliği ve kalıcılığı ile Türk süsleme Sanatının en önemli unsuru
ve malzemesi olmuştur. Camiler, medreseler, türbeler ve özellikle
mimarisine çini ile mimari ifadeler kazandırmıştır. Çini süsleme 3
ana özelliği ile önemi açıklanmaktadır.
1 Çok renklilik: Çini süsleme ile renk unsuru çok renkli olarak
mimari ifadeye katılan bir boyuttur.
2. Geniş yüzey alanlarını kaplama özelliği Genellikle kare levhalar
halinde yapılan çiniler süsleme materyalini verir. Birkaç metrelik
panolar halinde hazırlanan düzenlemeler yanında özellikle
tekrarlanan süslemenin yer aldığı geniş yüzey alanı kaplamıştır.
3- Kalıcılık: 900°C dolaylarında bir ısıda fırınlarda pişirilen çini
levhalar, çiniyi süslemenin en kalıcı unsuru haline getirmiştir.
Çini üzerinde yer alan süsleme desen olarak sonsuzluğa uzanan bir
süreklilik kazanır.
Türk çini Sanatında yeni tekniklere geçme, form ve Sanat zevkini ve
yetkinliğini bozmadan geri götürmeden sürekli artan isteği daha kısa
sürede karşılayacak yeni üretim teknikleri ve imkanlarının
araştırılması ve bunların uygulanması ile mümkün olmuştur.
Uygulama teknikleri sırası ile:
1- Mozaik çini tekniği.
2- Renkli sır tekniği
3- Sır altına boyama tekniği.
1- Mozaik Çini Tekniği: Türk çini Sanatında yaygın olarak kullanılan
en eski teknik olan bu tekniğin kaynağını sırlı tuğla süslemenin
aldığı söylenebilir. Mozaik çini tekniği 13.yy da Anadolu Selçuklu
çini Sanatına kişiliğini kazandıran ve Osmanlı döneminin varlığını
15.yy'ın sonuna kadar sürdüren bir çini tekniği olmuştur.
2- Ana teknik özelliği süslemenin, süsleme örneğinin doğrudan
çinkolu saydam olmayan renkli sır ile yapılmasıdır. Bu teknikte
levha üzerinde renkli sır ile boyama söz konusudur, renkli sır
tekniğinde levha üzerinde süsleme örneğinde krom oksit bir bileşimle
tekrar çizilmiş, kontür olarak verilmiş bu şekilde fırınlanan
renkler birbiri içine akması önlenmiştir.
3- Sır Altına Boyama: 13.yy’da Anadolu Selçuklu'da kullanıldığı
gibi, 16.yy'ın ikinci yarısında Osmanlı'da gelişmesini tamamlayan
bir çini tekniğidir.
4- Perdah Tekniği: Bir sır üstü tekniğidir. Beyaz astarlı renksiz
saydam sırlı levhalar üzerine altın ve gümüş tozları ile süsleme
yapılıyor ve fırınlanıyor.
|