|
Dr. Hatice Aksu
Hat sözlükte ''ince, uzun doğru yol, birçok noktaların birbirine
bitişerek sıralanmasından meydana gelen çizgi, çizgiye benzeyen
şeyler ve yazı'' gibi anlamlara gelir. Bu kelime özellikle İslam
kültüründe, yazı ve güzel yazı (hüsnü'lhat, elhattu'lhasen)
manalarında kullanılmıştır. Hüsni hat, estetik kurallara bağlı
kalarak , ölçülü, güzel yazma sanatıdır; fakat İslam yazıları için
kullanılan bir tabirdir. İslam yazılarını güzel yazma ve öğretme
hünerine sahip Sanatkara hattat, bu Sanata da hattatlık denilmiştir.
Hat, sözün veya ruhta cereyan eden fikir ve duyguların alfabe ve
yazı vasıtaları ile resmedilmesidir. Nitekim büyük matematikçi Öklid
de aynı manaya işaretle; ''Hat, her ne kadar maddi aletlerle meydana
gelirse de o, ruha ait bir hendesedir'' demiştir.
Abbasiler devrinde gelişen hat Sanatı onbeşinci yüzyılda ünlü Türk
hattatı Şeyh Hamdullah (1429-1520) ile yeni bir tavır ve şive
kazanmış ve o zamanki İslam dünyasının bütün hattatlarının üstadı
olmuştur. Onun üslubu Osmanlı hat Sanatının gelişmesine geniş ölçüde
yol açan bir temel oluşturmuştur. Onbeşinci yüzyılda yetişen
sanatkarlardan biride İstanbul Fatih Camii kitabesiyle Topkapı
sarayında Sultan Ahmed çeşmesine bakan dış kapının kitabesini yazan
Ali bin Yahya Sofi'dir. Süleymaniye Camii kubbesinde yazıyı yazan
Karahisari Osmanlı Sanatına güzel fakat süreli olmayan bir üslup
getirmiştir. Onyedinci yüzyılda Hafız Osman'la Türk yazı üslubu yeni
bir yükseliş devrine girmiştir. Zamanın bütün hattatları ondan ders
alıp onun yazı Sanatını benimsemişlerdir Sultan III Ahmet ve Sultan
II. Mustafa da onun öğrencileri arasında idi. Taş basmasıyla
çoğaltılan Kur'an'larla Hafız Osman'ın şöhreti bugün Hindistan'a ve
Cava'ya kadar bütün İslam alemine yayılmıştır. Bundan sonra Mustafa
Rakım ve Mehmet Esat Yesari on dokuzuncu yüzyılda, Kadıasker Mustafa
İzzet Efendi ve Yesarizade Mustafa İzzet efendi çok tanınmış
üstadlardır.
Yazı başlı başına bir Sanat olduğu gibi dekoratif Sanatların
zenginleştirilmesinde ve mimaride çok büyük rol oynamıştır. Gerek
Selçuklu, gerekse Osmanlı mimarisinden yazıyı çıkaracak olursak
bunların pek fakir bir manzara göstereceğine şüphe yoktur. Dekoratif
Sanatlar içinde aynı şey söylenebilir. Yazı Sanatının yanında
tuğraları da gözden geçirmek lazımdır. Her sultanın adına arma
şeklinde tuğra denilen bir kompozisyon oluşturulmuş ve fermanlar ile
önemli vesikaların başına da tuğra çekilmiştir.
|