Avrupa ile İslâm âleminin
münâsebetleri gün geçtikçe artmaktadır. Ancak her zemin ve zamanda "eşitlik"den
"hukuk devleti"nden ve "hak ve hürriyetler"den bahseden Avrupalılar, bu
münasebetlerden rahatsız görünmektedirler. Bunun en önemli sebebi, din ve kültür
meselesi olduğunu da çekinmeden söylüyorlar. Önemle ifade edelim ki, bugün
Avrupa'da bir fikir ve ideoloji fetreti söz konusudur. Dinlerine en mutassıp
olan Katoliklerin % 80'i dahi, kendi dinlerinin muharref i'tikad esaslarına
inanmamaktadır. Gençlik tamamen başıboşdur ve gençliği bekleyen tuzakların
başında, komunizm, sefâhate ve uyuşturucu ibtilası gibi insanlığın düşmanı
sayılan tehlikeler gelmektedir. Bu belâlara karşı hristiyanlık âleminin akıllı
kısmı, İslâm âlemiyle müşterek düşmana karşı ittifakdan başka çare
görmemektedirler. Bu yazımızda konunun bazı önemli noktalarını vuzuha
kavuşturmak istiyoruz.
I- HAKİKİ HRİSTİYANLIK İSLÂMİYETE MUHALİF
DEĞİLDİR
Hristiyanların İslâm'dan korkmaları, bilgisizlikten ve menfi propagandalardan
kaynaklanmaktadır. Rahip Lelong'un "İslâm ve Batı" isimli eserindeki şu cümlesi
de bu kanaatimizi teyid etmektedir: "Bilgisizlik yüzünden korku doğuyor,
İslâm'dan ürkülüyor. Avrupa ve Amerika'da İslâm'ın zenginlikleri yeterince
bilinmiyor.... [1]. Halbuki Kur'ân, hakiki
hristiyanlık ile İslâm'ın arasında temelde bir farklılık bulunmadığını ifade
ediyor. Mü'minleri tarif ederken "Onlar, sana ve senden önceki peygamberlere
inzal olunan kitaplara iman ederler" ifadesini kullanıyor ve bu ifadeyle ehl-i
kitabı İslâm'a davet ediyor, şöyle ki:
Ey insanlar! Kur'ân'a iman ettiğiniz gibi diğer mukaddes kitaplara da iman
ediniz. Çünkü Kur'ân, onların doğruluklarına delil ve şahiddir. Ve ey ehl-i
kitap! Geçmiş peygamber ve kitaplara iman ettiğiniz gibi, Hz. Muhammed ve
Kur'ân'a da iman ediniz. Zira iman edip İslâmiyet'i kabul etmekte sizin için bir
zorluk yoktur. Bu, size ağır gelmesin. Zira Kur'ân, size bütün bütün dininizi
terk etmenizi emretmiyor. Ancak inanç esaslarınızı ikmal ediniz ve muharref olan
dini hükümlerinizi düzeltiniz diye size teklif ediyor. Zira Kur'ân, eski
mukaddes kitapların bütün güzelliklerini câmi'dir; onların temel esaslarını
ta'dil ve tekmil etmiştir. Sadece zaman ve zeminin değişmesiyle tebeddül eden
fer'i mevzularda farklı hükümler tesis etmiştir. Bunda, akli ve mantıki olmayan
bir cihet yoktur. Zira dört mevsimde yiyecek, giyecek ve diğer ihtiyaçlar
değiştiği gibi, bir insanın değişik hayat devrelerinde de, talim ve terbiyesi
farklı olur. Aynı şekilde insanlığın farklı devrelerinde, bazı fer'i hükümlerin
değişmesi kaçınılmazdır. Kur'ân, diğer dinlerin temel esaslarını değil, sadece
fer'i hükümlerden bir kısmını neshetmiştir. Yani vakitleri bitti, nöbet başka
hükümlere geldi demiştir.[2]
II- HRİSTİYANLIK, YA SÖNECEKTİR
YA DA İSLÂM'LA BİRLEŞECEKTİR
Yukarda zikredilen hakikatler karşısında şunu ifade edelim ki, bugün
hristiyanlık iflasın eşiğindedir. İslâm'a düşmanlığı sürdürürlerse,
hristiyanlık, mevcut menfi cereyanlar karşısında dayanamayacaktır. İslâm ile
barışıp, bazı muharref ve bâtıl inançlarından sıyrılırsa hem kendi hayatiyetini
bir manada devam ettirecek ve hem de beşeriyetin saadetini teminde katkısı
olacaktır. Bu noktada papazlara büyük görev düşmektedir. Dünyevi menfaatleri ve
siyasi hırsları için, beşerin saadetini tehlikeye, sokmamalıdırlar. Zira onlar
da biliyorlar ki, İslâmiyetin esasları gerçek hristiyanlığa zıt değildir ve
İncil'de müjdelenen "Fâreklit" de, Hz. Muhammed'dir. Kur'ân, bazı papazların
hakkı bildikleri halde, dünyevi menfaati için gizlemelerini şiddetle kınamış ve
tarih nazarında o papazlar rezil duruma düşmüşlerdir. Günümüzdekilere ibret
olsun diye bu konuyu biraz daha yakından görelim:
Kur'ân'ın üçüncü suresi olan Al-i İmran'ın önemli bir kısmının nüzul sebebi,
Necran'dan gelen bir hristiyan hey'et ile Resulüllah'ın münazarasıdır. Şöyle ki:
Hz. Peygamber'e Necran'dan mürahhas olarak "vefd-i Necran" diye bilinen 60
kişilik bir hey'et gelir. İçlerinde Abdülmesih ve Ebu Hârise İbn-i Alkame isimli
baş piskoposlar da bulunmaktadır. Bunlar, Bizans İmparatorlarının tazim ve
ikrâmda bulundukları hristiyan âlimlerdir. Ebu Hârise'nin kardeşi Kürz de
hey'etin içinde bulunmaktadır. Bir hafta kadar Medine'de kalmışlar ve devamlı
Resulüllah ile münâzaralarda bulunmuşlardır. Hepsinde de mahcup ve mağlup
olunca, Resülüllah Kur'ân'ın emri ile onları ibtihâle yani açıktan mülââneye,
lâ'netleşmeye davet etmiştir. Kur'ân'ın daveti şöyledir: "Geliniz, oğullarımızı
ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi
çağıralım, bir araya gelelim. Sonra da Allah'ın laneti yalancıların üzerine
olsun diye duâ ve niyaz edelim."[3]
Bu teklifi duyan Nasara hey'eti "Bize müsaade et teklifini
görüşelim" dediler. Kendi aralarında vardıkları karar ise şu oldu: Anladığınız
gibi Hz. Peygamber gerçekten peygamberdir. İsa hakkındaki sorularımızı ne güzel
halletti. Bilirsiniz ki, herhangi bir kavim, bir peygamber ile mülââneye
kalkışırsa, büyüğü küçüğü mahvolur. Kökü kazınır. Madem ki, dinimizde kalmak
istiyoruz, musâlaha edelim. Ancak baş piskopos Ebu Hârise'nin kardeşi Kürz
müslüman olmuş. Hatta anlattığına göre, yolda Ebu Hârise'nin katırı bir
hayvanlık etmiş, Kürz de "Ta'sen lil-eb'ad: uzaktaki yani Hz. Muhammed helâk
olsun" demiş. Ebu Hârise ise, "Hayır, anan kahrolsun" deyince sebebini sormuş ve
verdiği cevap da şu olmuştur: Vallahi o bizim beklediğimiz peygamberdir. Bu
cevap üzerine Kürz, "O halde neden iman etmiyoruz?" deyince, cevaben "Çünkü şu
krallar, bize servetler verdiler, şimdi buna iman etsek hepsini elimizden
alırlar?" demiş. Kur'ân da böylesi rezillerin halini şöyle tasvir eylemiş:
"Insanlara, kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, davarlar ve
ekinler gibi hoşlarına giden dünyevi şeylerin sevgisi bezendi. Halbuki bunlar,
dünya hayatının geçici metâ'ıdırlar. Akibet güzelliği ise Allah katındadır .[4]
III-AVRUPA'NIN İKİYÜZLÜLÜĞÜ
Tarihten ibret almayan Avrupa'lılar ve onların yukarda anlatılan Ebu Hârise'ye
benzeyen papazları, aynı cehâlet ve inatlarını sürdürüyorlar. Türkiye'deki bazı
benzerleri gibi, hele, hukuk ve hürriyetten her zaman ve zeminde dem vurdukları
halde, mesele İslâm'a ve müslümana gelince, istibdad havarisi kesiliyorlar.
İtalya'nın büyük yayın organlarından olan LASAMDA'daki şu haberi aynen nakledip,
İtalya'da bulunan yerli ve yabancı müslümanlar hakkında yapılan gizli bir
toplantıyı aynen yansıtmak istiyoruz.
Bu toplantıda alınan kararlar, maalesef, aslen İtalyan olan Prof.Dr. Michele
Tridente hakkında aynen tatbik edilmiş ve insan hakları havarisi kesilen
Avrupalılar, bu İtalyan müslümana bakınız neler yapmışlardır. Kendi dilinden
dinleyelim:
“Bari, 13 Şubat 1989
Rektör Prof. Dr. Halil CİN Selçuk Üniversitesi KONYA-TÜRKİYE
Çok Aziz Dost ve Değerli Rektör,
26.1.1989 tarihli zarif mektubunuza gecikerek cevap veriyorum. Çünkü burada
kâfirler bana öldürücü darbeyi vurmak için uğraşıyorlar. Allah yardım edip
önlemezse, çok büyük bir ihtimalle yaşamak istediğim Türkiye'ye göç etmeye
mecbur kalacağım. İslâm Sanat ve Mimarisi doktorası tevcih ederek bana
verdiğiniz şeref için en derin teşekkürlerimi ifade edecek kelime bulamıyorum.
Doktora diplomamı dost Prof. Mandel'den aldım.
Bu mücadelede yapayalnız kaldım. Özellikle paralarını avuç avuç altınlar halinde
sadece yatları için değil aynı zamanda İslâm davası için de harcama imkânına
sahip bulunan müslüman kardeşler tarafından yalnız bırakıldım. Çok açıktır ki,
onlardan asla kaybolan fonlara katkılarını değil, ancâk kredi (ödünç) istedim.
Netice itibarıyla uğrunda her çeşit aşağılama ve tehlikeye maruz kaldığım bu
yalnız ve çetin cihatta sizin bana göstermiş olduğunuz manevî destek tek mükâfat
oldu. Allah daima himayesini sizin ve muhteşem ilim ve ışık merkezi Konya ve
aynı şekilde Büyük Mevlânâ'mız üzerinde tutsun. Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi'nin
ekte size gönderdiğim ve benim şimdiki ruh halimi tam olarak yansıtan
mısralarının İtalyancadan başka bir dilde tercümesine sahip değilim.
Sizi, ailenizi, Konya Üniversitesini ve Mevlânâ esprisinin mevcudiyetinden ve
ışığından yararlanan Konya'nın imtiyazlı halkını din kardeşliği hislerimle
kucaklıyorum.
Yakında görüşmek üzere.
Dostunuz Mühendis Prof. Dr. Michele Tridente”
|
Prof.
Dr. Michele Tridente’nin Mektubu |
|
 |
Netice olarak, Avrupalılar ve bizdeki Avrupa maskeliler iyi bilsinler ki,
hristiyanlık ya intifâ ya istifa edecektir; yani ya sönecek ya da bâtıl
inançlardan arınıp İslâm'la birleşecektir. Akıl ve fennin hükmettiği istikbalde,
hâkim, hükümlerini akla ve fenne tesbit ettiren Kur'ân olacaktır. Biz, komunizm
ve benzeri insanlık düşmanı belâlara karşı, dindar ve samimi hristiyanlarla
dahi ittifaka taraftarız. Hakkı gizlemeye boşu boşuna uğraşan papazları ise
insafa davet ediyor ve İslâm'dan korkmayın diyoruz.
IV- İSLÂMİYET PİSKOPOSLARI MEŞGUL EDİYOR
VATİKAN: Kapalı kapılar
arkasında ve büyük bir gizlilik içerisinde "İtalyan Piskoposlar Konferansı"nda
nazik bir konu tartışılıyor; İtalya'daki Müslüman varlığı. Çeşitli
değerlendirmelere göre ülkemizde 200.000 ile yarım milyon arasında müslüman
vardır ve bunların büyük bir çoğunluğu dışarıdan gelmiştir. Arap Yarımadası'nda
çıkan "Khaleei Times" gazetesine göre 10.000 İtalyan İslâm Dinine geçmiştir.
Bu artış fazla olmasa da devamlıdır. Öyle ki, Roma Camisi'nin dışında, Bari'nin
hemen yanı başında, Casamassima'da, 53 yaşındaki sonradan müslüman olmuş
'Michele TRİDENTE'nin girişimleri ile bir İslâm Merkezi doğmaktadır. Bu
merkezde, bir kongre merkezi, bir matbaa, bir astronomi rasathanesi, bir tıp
merkezi, bir mezarlık ve bir medrese bulunmaktadır. TRİDENTE mühendistir ve
Uygulamalı çevrebilim dalında üniversite doçentidir. Kendisine İslâm
Üniversitesi tarafından da ödül verilmiştir. TRİDENTE sonradan müslüman olan
ünlü Fransız Roger Garaudy'nin İtalya'daki bir eşidir. TRİDENTE'nin girişimi,
"Mezzahma"nın ülkemize girişinin bir sembolü, bir işaretidir.
İslâm Dini'nin yayılışı İtalya'da ve dışarıda Kilise için bir problem teşkil
etmektedir. Bunun içindir ki, yarın Roma Konferansı kapalı kapılar arkasında
yapılacaktır. Uzmanların raporlarından başka Monsenyör Giovanni Innocenzo'nun da
konuşması öngörülmüştür. Libya'da bulunan Vicario Apostolico doa Kaddafi rejimi
ile güç ilişkilerden söz edecektir.
Genelde çoğunluğu müslüman olan ülkeler katolikler için nazik yerlerdir.
Bunların en önemlisi Suudi Arabistan'dır. Burada yaşayan yüz bin kadar hristiyan
rahipsizdir. İslâm'ın kutsal yerlerinin bekçileri olan Suudi Arabistan
yetkilileri en küçük bir diyaloğa yanaşmamaktadırlar.
Kongreye katılanlardan Vatikan mensubu Monsenyör Vittorio lanari Mussolini'nin
şu sözlerini hatırlatmaktadır: "Eğer müslümanlar Mekke'de bir kilisenin
açılmasını kabul ederlerse Roma'da bir cami açılabilir"; "fakat dini
kimliğimizin korunması ticari bir mantıkla bağdaşamaz". Rüşdi olayından başka,
büyük göçlerle İslâm yalnız İtalya için değil, Avrupa için de bir problemdir.
Federal Almanya'da 2 milyon civarında, İngiltere'de 1,5 milyon, Fransa'da 2
milyon, Hollanda'da 300 bin müslüman vardır.
"Bir mevcudiyet haline gelen İslâmiyet bizi düşündürüyor" diyor Isnari.
Karşılıklı evlenmeler daha ciddi bir problem oluşturmaktadır (Bu konu
konferansda M. Bormann tarafından ele alınacaktır) Fakat bu tek problem
değildir: Afganistan'daki tek rahip P. Vanni Bressan'a göre İslâm entegrizminin
Batı'ya girişi küçümsenmemelidir."
1- Yediler, İsmail, İstemeseler de, Zaman
Gazetesi, 3.9.1989.
2- Bediüzzaman Said Nursi, İşârât-ül-İ'câz, 48-50.
3- Kur'ân, AI-i İmran, 61.
4- Kur'ân, AI-i İmran, 14; Elmalılı, 1011 vd., 1050 vd. |